in

DAMGA: Örselenmiş Kimliğin İdare Edilişi Üzerine Notlar

Bugün 20.yüzyılın en etkili sosyologlarından biri olan aynı zamanda sembolik etkileşimcilik kuramının önemli figürleri arasında yer alan Erving Goffman’ın ‘’Damga’’ isimli kitabını inceleyeceğiz.

Yunanlar, kişinin ahlaki statüsünde meydana gelen normal dışı durumları belirten bedensel işaretleri kast etmek için Damga terimini ilk kullananlardır.

Karşılaştığımız herhangi bir kişiye dair ilk izlenimlerimiz, davranışları hakkındaki düşüncelerimiz, dahil olduğunu düşündüğümüz kategorisi, o kişinin ‘’toplumsal kimliği’’ ile alakalıdır. Bizim izlenimlerimiz muhtemel olduğu için Goffman buna ‘’varsayılan toplumsal kimlik’’ demektedir. Kişinin gerçekte sahip olduğu konum ve sıfatlara ise ‘’fiili toplumsal kimlik’’ adını vermektedir.

Goffman, üç damga tipinden söz etmektedir. İlk olarak, bedenin korkunçlukları -muhtelif fiziki deformasyonları- gelir. İkinci olarak zayıf irade, baskıya müstahak ya da doğal olmayan tutkular, sapkın ve katı inançlar ve ahlaksızlık olarak algılanan bireysel karakter bozuklukları gelir; bunlar, örneğin ruh bozukluğu, hapis yatmak, bağımlılık, alkolizm, eşcinsellik, işsizlik, intihara girişim ve radikal siyasi davranışlar gibi bilindik bir listeden çıkarılır. Son olarak da ırk, ulus ve din gibi etnolojik damgalar vardır; bunlar, soy bağıyla aktarılabilir ve eşit bir biçimde bir ailenin mensuplarına bulaşabilir.(Goffman, 2019: 31).

Goffman, söz konusu kişi hakkında beklenilenin dışında bir farklılığa sahip olanlardan ‘’damgalı’’, damgası olmayanlara ise ‘’normal olanlar’’ adını vermektedir. Biz normal olanlar olarak damgalı bireylere karşı tavırlarımız açık ve nettir. Çoğu zaman eylemlerimiz kendimizi rahatlatma adına yapılmaktadır. Damgalı olanı bizden biri olarak görmediğimizden ayrım yapmak kaçınılmaz olmaktadır.

Biz normal olanlar, damgalı kişilere karşı kendimizi kusursuz ve herhangi bir noksanı olmayan olarak görürüz. Noksanlığın fiziksel görünüşte, bireysel karakterde veya etnik kökende olduğunu düşünüyoruz. Bu yüzden normal olanlar üstün, damgalı olanlar ise eksik insan gibi davranıyor ve anlayışsız oluyoruz.

Örneğin, fiziki deformasyonlar kişinin elinde olmayan bedensel bir durumdur. Bireysel karakter bozukluğunun ise perde arkasında yatan sebeplerin neler olduğunu bilmeyebiliriz ve hiçbir etnik köken de kişiye noksanlık katmaz.

Normal ile damgalı bireylerin bulundukları ortamlarda, damgalı bireye hissettirilenden dolayı daima kendisine olan tutumun endişesi içinde olacaktır. Fiziki sakatlığı araştıran birinin yaptığı şu tasvir aktarılabilir:

Malul insanların kendi statülerine ilişkin hissettikleri belirsizlik, işe alınma mevzusu bir yana, geniş bir sosyal etkileşim yelpazesini kapsar. Kör, hasta, sağır, sakat olanlar, tanışılan yeni birinin tutumunun ne olacağından, temas kurulana dek söz konusu tutumun ret mi yoksa kabul yönünde mi olacağından asla emin olamazlar. Ergen birinin, açık tenli bir siyahinin, ikinci kuşak bir göçmenin, sosyal açıdan etkin birinin, erkeklerin baskın olduğu işlere girmiş bir kadının yaşadığı tamda budur.(Goffman, 2019: 42).

Bireyin, varsayılan kimliği ile fiili kimliğinin uyuşmazlığı aşikar bir durumsa söz konusu bireyin toplumsal kimliği örsenlenmektedir. Bu durumda birey hem kendisinden hem de toplumdan uzaklaşabilmekte ve itibarsızlaştırılmış birey olarak yaşamaya çalışmaktadır.

İnsanlar olarak toplumsal kimliğe ilişkin normlara göre tepki vermekteyiz. Bireyleri bulunduğu toplumsal kişiliklere göre değerlendiriyoruz. Örneğin, bir dolandırıcının klasik edebiyat hocasının olmasını beklemeyiz ama işçi sınıfına mensup gettodan gelen bir zenci olmasını bekleriz ya da bu durumdan rahatsızlık duymayız.(Goffman, 2019: 102).

Goffman, damga ve onu gizlemeye ya da telafi etmeye yönelik çaba bireysel kimliğin ‘’sabitlenmiş’’ bir parçası haline geldiğini vurgulamaktadır. Bildiğimiz bir çevreden uzakken olağan davranışlarımızı değiştirmeye ilişkin artan istekliliğimiz buradan kaynaklandığını söylemektedir.

Buradan anlaşılacağı üzere damgalı bireyin gizlemeye çalıştığı durum normal olanlardan kaynaklanmaktadır. Kendimize normal diyen bizler, herhangi bir bireyin bireysel kimliğine olumsuz, ona zarar dahi verebilecek şeyler yaptırabilmekteyiz ama bu durumun farkında değiliz.

Goffman, damganın tümüyle görünmez ve sadece ona sahip olan kişinin bildiği bir şeyse ve kişi de bunu herkesten gizliyorsa o zaman da bu ‘’aldatıcı görünümün’’ incelenmesine pek fayda sağlamayacak bir durum olduğundan bahsetmektedir.

Bir kişi bilerek veya farkında olmadan aldatıcı görünüm sergilediğinde ve bu durum açığa çıktığında kişi gözden düşürülmeye maruz kalabilmektedir. Söz konusu durum kişiyi sosyal ortamlarda daha pasif, geri planda bırakıp istediklerine erişebilme hususunda zorlayacaktır.

Goffman, aldatıcı görünüm sergileyen kişinin sırrını bilenler tarafından hatasının yüzüne vurma hazırlığı içinde olduğunu ve aşağıdaki örnekte kurumsallaşmış bir hal alabileceğini söylemektedir.

(Doreen, Mayfair’den [Londra’nın bir fahişe mahallesi] bir kız anlatıyor) Mahkemeye çıkmak, işin [fahişe olmanın] en kötü kısmıdır. O kapıdan içeri girersin ve herkes seni bekliyordur ve sana bakıyordur. Kafamı yere eğerim ve iki tarafa da hiç bakmam. Ardından o korkunç kelimeleri söylerler: ”Sıradan bir fahişe olarak…”Sen de mahkemenin izleyici kısmında kimin seni izlediğini bilmeksizin kendini berbat hissedersin. ”Suçluyum” dersin ve oradan mümküm olduğunca çabuk çıkarsın.(Goffman, 2019: 126).

Goffman, damga ve gerçekliğe dair sakatlığı üzerine soru yağmuruna tutulan tek bacaklı bir genç kızdan örnek vermektedir: Bacağımı nasıl kaybettiğime ilişkin sorular artık beni çileden çıkarmaya başlamıştı. Bunun üzerine insanları susturabilecek ve her ortamda verilebilecek bir yanıt buldum: ”Bir bankadan kredi çektim; teminat olarak bacağımı aldılar.”

Damga kavramı sadece damgalılar ile normal olanlar dahilinde düşünülmemelidir. Hayatın her birimize o iki rolü de oynamaya götürebileceğinin farkında olup bu durumun var olan toplumsal süreçlerin bir parçası olarak devam ettiğini hatırımızda tutarak yaşamalıyız. Normal ve damgalı terimleri birer bakış açılarıdır ve layıkıyla yerine getirilmeyen normlar aracılığıyla toplumsal olarak üretilmektedirler.

 

Yazan Rıdvan Kadir

22 yaşında, Sosyoloji 2.sınıf öğrencisiyim. Düşüncelerimi aktarmayı seviyorum. Sevgilerle :)

4 Yorum

Yorum Yap
  1. Çok hoş bir yazı olmuş, bölümünüzde başarılı bir öğrenci olduğunuz belli. Kaleminize sağlık yazılarınızın devamını dört gözle bekliyorum 🙂

  2. Çok aydınlatıcı, öğretici ve bir o kadar da düşünmeye sevk eden, derin anlamlı ve başarılı bir çalışma olmuş. Başarılarınızın ve yazılarınızın devamını heyecanla bekliyorum.

  3. Fikrinizin güçlülüğünü aklınızın süzgecinden geçirerek,kaleminize çok başarılı bir şekilde aktarmışsınız.
    Kaleminize sağlık.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Birer Oyuncu Olduğumuz “Dünya” Adlı Tiyatro Sahnesi: Sone 54 ve Edmund Spenser

Yazmak Beklemeyi Gerektirir!