in

Wright Mills’e Göre Sosyolojik İmgelem

Sosyolojik İmgelem (Tasarım), Mills’in sosyolojiye yaptığı en büyük katkılardan biri olarak kabul edilmektedir. Mills Sosyolojinin ve sosyoloğun görevleri üzerine düşünmüş, bu düşüncelerini ise temel kavramlarından biri olan “sosyolojik imgelem” kavramı ekseninde bir araya getirmiştir.

Sosyolojik İmgelem Nedir?

Sosyolojik İmgelem, Mills’in kendi ifadesiyle: “Toplumbilimsel imgelem, buna sahip olanın, geniş tarihsel sahnenin çeşitli bireylerin iç dünyaları ve dış meslek hayatları bağlamlarındaki anlamını kavramasını sağlar. Onun, bireylerin günlük deneyimlerinin kargaşasında, çoğu zaman, kendi toplumsal mevkileri bakımından yapay (yanlış) bilinçlenmiş olduklarını dikkate almasını sağlar. Böylece, bireylerin kişisel sıkıntıları, açık sorunlar üzerinde odaklanır ve halkın aldırmazlığı, kamu sorunları ile ilgilenmeye dönüşür” biçimindedir (Wallace ve Wolf, 2012). Mills, bireylerin kendi deneyimlerini, ancak kendilerini, kendi tarihsel çağları içine koyabildikleri takdirde tam olarak anlayabileceklerini söyler. Böylece toplumbilimsel hayal gücü, bizim sorunları, tarihi ve biyografiyi ve toplum içinde bu ikisi arasındaki ilişkiyi kavramamızı sağlar.

Mills, “kişisel sorunlar” ile “kamusal sorunlar” arasında belirgin bir ayrım yapmaktadır. Kişisel sıkıntılar; bireyin içinde yaşadığı çevresiyle ve başka insanlarla olan ilişkilerinde yaşadığı sıkıntılardır. Kamusal sorunlar ise; bir bütün olarak tarihsel toplum ve toplumsal ve tarihsel hayatın daha büyük yapılarını oluşturmak üzere iç içe girip birbirini etkileyen çeşitli çevreler ile ilgili meselelerdir. Bu ayrımı anlatmak için Mills işsizlik örneğini verir. 100.000 nüfuslu bir şehirde bir kişi işsiz ise, bu kişisel bir sıkıntıdır. Ama 50 milyonluk bir ulus içinde 5 milyon kişi işsiz ise, bu kamu sorunudur (Wallace ve Wolf, 2012).

Weber’in “yorumlayıcı/yorumsamacı sosyoloji” olarak ifade ettiği kavramın kapsamına benzer bir yapı Mills’in “sosyolojik imgelem”inde görülebilmektedir. Weber’in, toplumsal olayları kendi dönemleri içinde değerlendirerek anlamaya çalışılması gerekliliğini vurguladığı nokta, tam da Mills’in, “sosyolojik imgelem”i ile örtüşmektedir, çünkü Sosyolojik imgelem toplumsal olayların arkasında yatan neden ve anlamları görme yetkinliği kazanmaya olanak sağladığı gibi, olayları yalnızca lokal alanı bağlamında değil, daha geniş perspektifli sosyal yapıları, tarihsel ilişkiler ve biyografik öğelerle ilişkilerini kurarak değerlendirilme yapmayı mümkün kılmaktadır. Bunun yanı sıra, Mills makro ve mikro düzeyler ayrımını yaparken, her iki bakış açısının da beraber kullanılması gerektiğinin altını çizer. Makro düzeyde yapılan bir çalışmada, mikro verilerden faydalanma yoluyla gerçek ve güvenilir bilgiye ulaşmak, kuşkusuz daha kolay olacaktır. Mills’in bu yöntemsel önerisi, yine Weber’in kuramında yer alan “toplumsal olayların, insan eylemleri ile birlikte daha iyi anlaşılabileceği” hususuyla örtüşüyor gözükmektedir.

Mills’in ‘sosyolojik tasarım’ çağrısı, bilim kılığına bürünmüş pek çoklarına da bir eleştiriydi. “Bilginler” adını verdiği aşırı natüralistik sosyologlar için söylenecek pek az nazik söz bulabilmiştir; Mills onların ‘göğüs ceplerinin üzerinde bir çeşit IBM simgesi bulunan beyaz önlükler giymeye bayıldıklarını’ düşünür. “Fizikçilerin doğaya ilişkin olarak yaptıklarına inandıklarını, toplum ve tarihle yapmak üzere yola koyulmuşlardır” (1954: 22). Mills’e göre, bu perspektif üç şeyden yoksundu: (1) Düşüncelerin, insanların talihinde sahip olduğu önemli yer; (2) gücün (power) doğası ve bilgiyle ilişkisi; (3) ve ahlaki eylemin anlamı ve bilginin ahlaki eylemdeki yeri. Oysa Mills’in sosyolojik kuramı, çözümlemede tam da bu üç öğeye merkezi bir yer vermiştir.

Mills, “Büyük Kuramcılar” (Grand Theorist) adını verdiği diğer sosyologlar grubunu da eleştirir. Talcott Parsons, bunların en iyi örneğidir. “Büyük Kuramcılar”, insan davranışını ve toplumu açıkça tanımlamak, açıklamak ve anlamak yolundaki çabadan kopmak için kısmi örgütlü bir girişimi simgelerler, demektedir. Mills: “19. yüzyıl önemli sosyologlarından yaptıkları okumalarının düzensiz içeriklerini, şişkin ve can sıkıcı düzyazılarıyla günışığına çıkardılar ve bu süreçte kendilerine başlangıç olarak bitmiş bir sonu seçme hatasını da yaptılar.” Her ne kadar Parsons’un önemli kuramsal revizyonlarını görmeden öldüyse de, Mills’in Parsons’un sonraki çalışmalarından daha fazla etkileneceği hayli şüphelidir.

Mills, fenomenin toplum için anlamıyla ilgilenmiş ve onu tarihsel bağlamda ele almaya çalışmış üçüncü bir grup sosyoloğa ise hayranlığını ifade eder. Bu sosyologların, klasiklerin çalışmaları konusunda çok bilgilidirler ve Max Weber, George Simmel, Gaetano Mosca ve Karl Mannheim gibi klasik sosyologlarla benzer ilgileri vardır. Böyle sosyologlar, anlamlı bir sosyolojik kuramla olan ilgilerini, iyi bir tarih ve biyoloji bilgisi ve kullanma yeteneği ile harmanlar. Mills, anlamlı sosyolojik kuramla ilgilenip, tarih ve biyografi veri kaynakları olarak kullanan sosyologların “sosyolojik tasarıma” sahip olduklarını belirtir. (Poloma, 2011)

Toplumbilimsel Düşün Yeteneği

Mills’in düşüncelerine göre, toplumbilimsel düşün yeteğine sahip olanlar tarihsel dönemlere ve bu dönemlerin olgularına, bunların değişik ve çok sayıdaki insanın iç yaşam ve dışsal kariyerleri açısından taşıdığı anlamlar yönünden bakabilme yeteneği kazanmışlardır. İnsanların yaşadıkları gündelik hayatın keşmekeşi içinde kendi toplumsal konumları (pozisyon) hakkında nasıl yanlış ve yanıltıcı bir bilinçsizlik içinde bulunduklarını göz önünde tutmak gerektiğini bilirler. Toplumbilimsel düşün yeteneğine sahip olan bir kimsenin varacağı ilk sonuç, insanın kendi yaşamının anlamını kavrayabilmesi ve geleceğini görebilmesi için, bizzat kendisini de yaşadığı tarih dönemi içinde ele alması; ve hayatta yararlanabileceği olanakların farkına varabilmesi için, farklı toplumsal koşul ve konumda yaşayan diğer insanların durumlarını da görebilmesi, bilmesi gerektiğidir.

Bu tür düşün yeteneği sayesinde aynı soruna değişik perspektiflerden bakılabilmekte; siyasal açıdan olduğu gibi, psikolojik açıdan da soruna bakmak gerektiği anlaşılabilmekte; tek bir ailenin incelenmesiyle yola çıkıldıktan sonra, dünyadaki çeşitli devletlerin ulusal bütçeleri arasında karşılaştırmalar yapılmakta; dinsel eğitim yapan okullardan askeri kuruluşlara ve orduya kadar çeşitli kurumlar üzerinde durulabilmekte; petrol sanayiinden tutun da çağdaş şiire kadar her konu da incelemeler yapılabilmektedir. Toplumbilimsel düşün yeteneği sayesinde, kişisellikle ilgisiz en uzak, en soyut sorunlardan, en kişisel, insanın benliği ile en yakından ilgili sorunlara kadar çok değişik konular ve bunlar arasındaki ilişkiler üzerine eğilinmektedir. Böyle bir anlayışın temelinde ise, kişinin içinde kendi benliğini ve niteliğini kazandığı toplumu ve kendi tarihsel dönemi içindeki toplumsal ve tarihsel anlamı kavramak tutkusu bulunmaktadır. Böylece, gördüklerine sandıklarına şaşarak bakabilme, yeni değerlendirmeler yapabilme canlılığı kazanabilmiş olmaktadırlar. Düşünmeye ve duyarlılık kazanmaya başladıkları anda, sosyal bilimlerin kültürel anlamını da kazanmış olmaktadırlar.

Anthony Giddens ve Sosyolojik İmgelem

“Sosyolojik olarak düşünmeyi öğrenmek – başka deyişle, daha geniş bir görüşle bakmak – düşgücünün işlenmesidir. (…) Sosyolojik düşgücü bizden, her şeyden önce, kendimizi gündelik yaşantılarımızın bildik sıradanlığından, yeni bir bakış ile uzaklaştırarak düşünmeyi gerektirir. Bizim, yalnızca bireyi ilgilendirir görünen pek çok olayın gerçekte daha geniş sorunları yansıttığını görebilmemizi sağlar”. Giddens’ın bu yorumunu göz önüne alarak, bizzat kendisinin vermiş olduğu “kahve içmek” örneğini ele alalım: “Sıradan bir şey olan kahve içmeyi düşünelim. Hiç de ilginç gözükmeyen böylesine bir davranış biçimi hakkında, sosyolojik bir bakış açısıyla söyleyecek ne bulabiliriz? Pek çok şey. Öncelikle, kahvenin yalnızca bir içecek olmadığını söyleyebiliriz. Kahve, bizim gündelik toplumsal etkinliklerimizin bir parçası olarak simgesel bir değer taşır. Kahve içmek için bir araya gelen iki insan muhtemelen gerçekte ne içtiklerinden çok, bir araya gelmek ve konuşmakla ilgileneceklerdir. Tüm toplumlarda yeme içme, aslında, toplumsal etkileşim ve törenlerin gerçekleştirilmesi için ortamlar yaratmaktadır – bunlar da sosyolojik inceleme için zengin bir konuyu ortaya çıkarmaktadır”. Gerçekten de günlük yaşam pratiklerinin gözlenmesiyle o kültürün kendine ait temel öğelerinin bilgisine ulaşmak mümkün olabilmektedir. İşte sosyolojik imgelem, incelenilen konu her ne olursa olsun, kendi iç tutarlılığı dikkate alınarak, konunun ait olduğu kültürün özelliklerini, zaman ve uzam göz önüne alınarak, objektiflikle değerlendirme yoluyla, mikro ve makro düzeylerin de birlikte kullanımıyla karşımıza çıkacak olan tablonun gerçeğe en yakın haline bakabilmemizi sağlamaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

The Breakfast Club: Bir Özgürleşme Hikâyesi

Nöbet (Kimsin Sen!)