in

Avjin’in Tanrıları ve Emrah Emir

Çağdaş resim sanatı koleksiyonerlerin arşivlerini ve lüks otel duvarlarını süslemekle meşgul gibi görünmekte. Piyasanın içinde sanatını icra eden birçok ressam da bu formatın dışına çıkmakta zorlanıyor. Hiperrealizmin ülkemizdeki genç temsilcilerinden ressam Emrah Emir ise, sektörün içinde yer alıp bir yandan da koşullara kendine has bir dille direnmeye çalışıyor. 1987 doğumlu genç sanatçı, sanatta radikalizmi savunduğunu belirtiyor.

Emir’in tablolarına baktığınızda birden Caravaggio’nun kendine has kasvetli atmosferi akla geliyor. Karanlıkta hapsedilmiş acı çeken, çığlık atan, kendi kanında boğulan insanlarla hatta tanrılarla karşılaşıyorsunuz. Karanlık Sanat Kuramı adını verdiği kişisel yaklaşımından beslenen eserleri, sanattan yalnızca yüzeysel bir estetik haz talep eden koleksiyonerler ve lüks mekânların duvarları için radikal ve boğucu kaçıyor. Emir’in son dönem eserlerinde idealize özelliklerine aşina olduğumuz mitolojik tanrılar sanatçı tarafından ters yüz edilmişler. Kendi tanrılarını yarattığını belirten Emir, eserlerinde onları adeta ölümsüzleştiriyor. “Avjin’in Tanrıları” adını verdiği bu karanlık tanrılar, izleyiciye sanatçının inşa ettiği postmodern bir miti sunuyorlar.

Emir’e göre, “topluma aşılanan son derece klasik ve hatta bana göre arabesk bir yaklaşım var: ‘sanat güzellik demektir’. Güzelliğin göreceli bir kavram olduğuna değinmeyeceğim bile. Sadece bu görüşe katılmıyorum. Sanatın güzele, güzelliğe ulaşma gibi bir derdi yoktur, sanatçının böyle bir hedefi vardır. Fakat sanatçının güzel olana ulaşma isteği sanatın bu olduğu anlamına gelemez. Böyle kabul edecek olursak Bad Painting dediğimiz sanat tarzını nereye koyacağız? Ya da güzel olana ulaşma derdi olmayan hiçbir eser sanat olarak kabul edilmeyecek mi? Bu yaklaşım bile toplumsal anlamda bir siyasetin ürünü. Ben hiçbir zaman bu görüşe inanmadım. İnsanların gözlerini cıvıl cıvıl resimlerle boyamak, deyim yerindeyse bir simülasyon yaratmak yerine onları radikal bir tavırla uyarmayı daha cazip buluyorum. ”

Sanatın bir dil olduğunu söylüyoruz. İnsan neden konuşur? Söyleyecek sözü varsa konuşur. Her zaman güzellikleri dile getirmek için de konuşmayız. Dertlerimizi de dile getirmemiz gerekiyor. ‘Ama senin derdin güzelliğe gitmiyor, sanat güzeli ifade etmeli’ gibi yaklaşımları savunmadığım gibi samimi de bulmuyorum. Ne olursa olsun sen güzeli dile getir gibi bir yaklaşım olamaz, bu bir dayatma olur.”

Emir, resimlerinde yarattığı tanrı mitleri hakkında şunları söylüyor: “Tarih boyunca insanlık, tanrılar ile arasında bir bağ geliştirmiş, kendisiyle bütünleştirmiştir. Bir yerden sonra insanın kendisi de o şey oluvermiştir. Çalışmalarımda genel olarak insanlığı hapseden katı kurallara, yazılı olmayan kanunlara değiniyorum. Ne acıdır ki bunların büyük çoğu tanrıların insanlara gönderdiği kurallardır. Bu nedenle insanın tanrılar adına işlediği her suç yalnızca insana değil tanrılarına da acı verir çünkü onlar yarattıklarına kan bağı ile bağlıdırlar. Bu nedenle tanrıları karanlıklara hapsediyorum.”

“Tanrıları insan gibi cezalandıramazsınız, buna gücünüz yetmez. Hatta ortada yargılanacak bir tanrı bile bulamazsınız. Onları cezalandırmanın en olağan yoluysa bence sanattır. Evet sanat! Kusursuzluklarına gölge düşürmekten başka bir şey yapamazsınız. Bu nedenle benim yarattığım tanrılarım cılız ve güçsüzdür. Yunan ya da Roma mitolojilerinde temsil edildiği gibi kas yığını değildirler. Onları bilinmez karanlıklara hapsettiğinizde kusursuzluklarında boğulduğuna tanık olabilirsiniz.”

Genç sanatçının ülkemizdeki güncel resim sanatına dair kişisel düşüncelerini de sorduk. “Klasik söylem haline gelen ‘sanat eğitiminde gerideyiz’ cümleleri ile cevap vermek istemiyorum. Çünkü sanat toplumla ilerleyen bir olgudur. Toplumsal gelişimin herhangi bir halkasında sorun olduğunda bu otomatikman sanata, bilime, spora yansır, yani bu böyledir. Benim gözlemlediğim kadarıyla sanatçıların çoğunluğunda ciddi bir bilgisizlik hâkim. Nasıl desem, öyle böyle değil… Sanat illa ki bir şeyleri eleştirmek zorunda değildir elbette bunu biliyorum. Ama eleştirmek istediği bir şey olmadığı için bunu yapmamak başka, bilmediği için eleştirel sanat yapamamak başka bir şey. Sanat evvela aşka indirgenmiş durumda. İçinde aşk olmayan neredeyse tek sanat eseri yok. Roman, şiir, müzik, sinema, tiyatro, resim, heykel vb… Sürekli bir aşkı anlatma çabası, aşkı ifade etme çabası, en güzel kim anlatacak çabası. Çünkü dünyaya dair, sanata dair, insana dair fikirleri yok. Sanatın güzelliği ifade etmesi gerektiğine dair sanki bir ön kabul var. Bu durum da onun ürünü. Güzel olan nedir? Aşk! İnsanla ilgili olan nedir? Aşk! Sanatta en çok ve en kolay pazarlanabilen şey nedir? Aşk! Tamam, bitti gitti. Her şey aşk! İçinde aşk olmayan sanat eserleri nadirdir. Onlar da ciddi entelektüel sanatçılara ait eserlerdir. Sanatsal anlamda kaygısızlık, bilgisizliğin, kültürsüzlüğün ürünüdür.”

Genç sanatçı, “Tanrılar Divanı” ismini verdiği 2018 yılının Eylül ayında gerçekleştirdiği kişisel sergisinde veganizmi sanatsal yaratıcılığıyla birleştirmiş, Türkiye’deki ilk vegan sergiye imza atarak vegan sanatın Türk resim sanatındaki öncüsü olmuş. “Ben vegan bir insanım. Sanatçı olarak da buna duyarsız kalmamam gerektiğine inandım veganizm üzerine kişisel bir sergi açtım. Öğrendim ki sergim, Türkiye’de resim alanında ki ilk veganizm temalı bir sergiymiş. Farkında bile olmadan bir ilkin öncüsü oluvermişim. Düşünsenize ülkemizde hayvanların yaşama hakkını konu edinen profesyonel bir tane sergi dahi yapılmamış. Farklı alanlarla içli dışlı olmamın bana en büyük getirisi bu oldu sanırım. Ayrıca Türk resim sanatında bu bağlamda bir ilki gerçekleştirmiş olmam da benim için sevindirici.”

“Günümüzde öncelikle sanat yapmak için kendi işinizde iyi olmanız yetmiyor. Hatta diyebilirim ki günümüzde sanat yapmak için sanatçı olmanız yetmiyor, çok daha fazlası lazım. Resim sanatı üzerinden konuşayım, yüzyıllardan bu yana o kadar çok şey yapılmış ki, ne düşünseniz sizden önce zaten yapılmış olan örnekleri ile karşılaşıyorsunuz. Bu nedenle daha entelektüel, daha avangard olmanız gerekiyor. Bununda yolu bilgiden geçiyor. Bilgi sahibi olmak zorundasınız, birçok konuda hem de. Tarihi, mitolojiyi, sosyolojiyi, felsefeyi ve psikolojiyi bilmelisiniz. ”

“Aksi halde sürekli daha önce zaten birilerinin düşündüğü şeyleri düşünmekten ve resmetmekten öteye gidemiyorsunuz. Bilmek zorundasınız, tartışmasız… Bunun kolaylıkları da var zorlukları da. Kolay yanı bilgiye çabuk ulaşabildiğimiz bir zaman diliminde yaşıyor olmamız. Zorluğuysa bilgiye kolay ulaşabildiğimiz için bilgi sahibi olmaya gerek duymamamız. Çünkü elinizin altında depolanmış bir bilgi kuyusu var, onu kuyudan çıkarıp beyne depolamak zaman kaybı gibi geliyor. Nasılsa istediğin zaman o kuyudan istediğini çekip çıkarabiliyorsun düşüncesi hâkim. Oysaki bilgi sahibi olmak böyle bir şey değil. Diğer bir zorluk da içinde yaşadığımız sistemin gerçekleri. Düzenli bir maaş karşılığında tüm geleceğimizin elimizden alındığı gerçeği… Yaşamak için çalışmanız lazım, hatta çalışmanız yetmiyor, bu işin bir de güvencesi olması lazım. Bu nedenle üniversiteler bilim yuvası değil, iş bulma kurumu haline gelmiş durumda. Güvenli geleceğinizin teminatı bilgi değil diploma. Gençler, sanat ya da memurluk arasında tercih yapmaya zorlanıyorlar. Doğal olarak ezici çoğunluğumuz gelecek kaygısı olmayan bir güvenceyi seçiyor. Sonuç ortada. Bu gerçekliğin nesilden nesile aktarıldığını düşündüğünüzde vahim ötesi bir durum karşınıza çıkıyor. Bunu görmenin en kolay yolu yine üniversiteler. Akademi camiasına bakın, kendi alanında akademik seviyede yeterli bilgiye sahip olan kaç kişi bulacaksınız? Bilim insanı değil memur dolu her yer. Bu insanlar size ne verebilir? Ne kadar bilgi sahibi olabilirsiniz? Dolayısıyla ne kadar yaratıcılığınız ve sanatınız gelişebilir? Memur olmak ya da sanatçı olmak arasında seçim yapmanız kaçınılmaz oluyor. Biz sanatı seçen azınlıktanız bunun hakkını da bir zahmet verelim.”

“Son yıllar içinde hayatımı tamamen resim üzerine inşa ettiğimi söyleyebilirim. Karanlık Sanat kuramımı geliştiriyorum ve daha çok işi var. Çalışmalarımın niteliği ve niceliği üzerine de kat etmem gereken uzun bir yol var, zamanın ne göstereceğini ben de bilmiyorum. Sadece resim yapıyorum. Yeni süreçte yapacağım çalışmaların seyri yarattığım tanrılar üzerinden devam edecek. Mart ayında uluslararası sanat fuarında yer alacağım, benim için bu 2019’un ilk sergisi olacak. Avjin’in Tanrıları ile başlayan yeni bir sanat süreci beni bekliyor.”

Yorumlar

Cevap Yazın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Loading…

0

Türk Tasarımcı Nostaljik Perde Koleksiyonuyla Britanya’nın En İyi Tasarımcısı Ödülünü Aldı.

Komple Teorideyiz (Bilim Kurgu Roman-Bölüm 2)