in ,

Sünnetin Tarihçesi, Zararları ve Kökenine Dair Teoriler

Sünnet, tüm dünyada en eski ve en sık uygulanan cerrahi girişimlerden birisidir. Erkek sünnetinin başlangıcının insanlık tarihinin en eski dönemlerine kadar uzandığı düşünülmektedir. Her yıl tüm dünyada 13.3 milyon erkek ve 2 milyon kız çocuğu sünnet edilmektedir. Batı toplumlarında sünnet genellikle yenidoğan döneminde yapılmaktadır. Diğer toplumlarda ise farklı gelişim dönemlerinde uygulanabilmektedir. Sünnet nedenleri, tıbbi/tedavi edici, koruyucu/hijyenik, dini ve kültürel olarak sıralanabilir. Ülkemizde her yıl dini ve kültürel nedenlerle binlerce çocuk sünnet olmaktadır. Kendilerini ateist olarak tanımlayan ebeveynler dahi çoğu zaman sorgulamaksızın çocuklarını sünnet ettirmektedir.

Modern toplumda sünnet, bazı çevrelerce cinsiyet temelli eşitsizliklerin ortaya çıkmasındaki etkili ritüellerden biri olarak da görülmektedir. Hatta sünnetin bir çocuk istismarı olarak görülmesi gerektiğini savunanlar da vardır. Fakat yüzyıllardır uygulanan bu adete karşı çıkmak  toplumsal bakış açısı göz önünde bulundurulduğunda cesaret istemektedir. Ülkemizde sünnet ile ilgili olumsuz yayınlara veya olumsuz etkileri hakkında yapılan araştırmalara rastlamak kolay değildir. Genel kanı sünnetin dinin bir emri olarak hastalıklardan koruyan sağlıklı bir operasyon olduğu yönündedir. Sünnetin çocuk ruh sağlığı üzeirndeki etkileri de çok tartışılan bir konu olmamıştır. Ülkemizde sünnetin neden olduğu komplikasyonlara, cinsel yaşama olumsuz etkilerine dair yayınlara da rastlamak güçtür. Kadın sünneti zalimlik olarak görülürken erkek sünneti böyle değerlendirilmemektedir.

Sünneti anlamak için, onun ilk ortaya çıktığı medeniyetlerdeki pratiklerini bilmek ve doğru anlamak önem taşımaktadır.

Sünnetin Tarihçesi:

Sünnetin ilk defa ne zaman yapıldığı bilinmemektedir ancak yazılı tarihten önce başladığı kesindir. Arkeolojik araştırmalar, eski Mısır’da, İbraniler ve Fenikelilerde, hatta Amerika kıtasındaki eski Azteklerde sünnet işleminin uygulandığını göstermektedir. Sünnet tasvirleri, taş devrine ait mağara çizimlerinde ve yaklaşık 6.000 yıl önce, Eski Mısır dönemine ait Ankh-Mahor tapınağındaki duvar kabartmasında da görülebilmektedir. MÖ. 4000 yılında Ti ve veziri Ptahhotep’in mezarlarındaki kabartmalarda sünnet usullerinin resmedildiği ve aynı yıllarda Firavun II. Ramses’in oğlunun sünnet edildiğine dair belgeler vardır. Daha sonra Museviler “brit-mila” adını verdikleri dini törenle çocuklarını sünnet etmeye başladılar. Benzer şekilde sünnet tüm İslam dünyasında da dinsel amaçlı olarak uygulanmaya başlandı. Ayrıca, Afrika ve Avustralya’da bazı kabilelerde ise sünnet geleneksel olarak uygulanıyordu.

ca. 1991 — A scene depicting three men circumcising two others. — Image by © Christine Osborne/CORBIS

İştar ve  Kibele gibi ana tanrıça figürlerine sahip anaerkil dinlerde de erkeklerin penisleri tanrıçalara kurban verilirdi. Tanrıça için yapılan törenlerde kendilerinden geçen erkekler penislerini kökten keserek ana tanrıça heykelinin bulunduğu toprağa gömerlerdi. Ana tanrıçanın simgelediği toprağa damlayan kanın da döllenerek toprağı verimli kılacağına inanırlardı.Sonraki dönemlerde sünnet, penisin tamamını değil üremeye engel olmayacak şekilde bir kısmını kurban etme şeklinde uygulandı.

Sünnet’in Kökeni

Psikolog Bruno Bettelheim sünnetin amacının penis başının ortaya çıkarılarak sürekli sertleşmiş görünmesini sağlamak olduğunu söyler.Böylece sembolik olarak erkek çocuk kadın dünyasından ayrılarak güçle özdeş yetişkin erkek haline getirilir.

Sünnet olayı ile ilgili olarak Sigmund Freud ise, Oedipus kompleksine atıfta bulunmuş ve bu kompleks sonucu olan kastrasyon anksiyetesi (hadım edilme /iğdişlik korkusu) ile sünnet olayını ilişkilendirmiştir. Freud’a göre sünnet olayı erkek çocuğun annesine karşı duyduğu özlemden vazgeçtiğini göstermek amacıyla toplum önünde törensel olarak uygulanan bir cerrahi operasyondur. Erkek sünnet olarak artık erkekliğe adım atmış ve annesi ile bağlarını tam olarak koparmış olmaktadır.

Fransız psikanalizci Lacan, günümüzde sünnet olgusunu varoluşçuluk ve olmak kavramları ile ele alır. Lacan kastrasyon yani hadim etmenin “trajik” boyutlarından bahseder. Freud’un kabaca erkekte penisin kesilmesi ve kadında penis hasedi başlıkları altında ele aldığı ‘’penise sahip olmak’’ sıkıntısı, Lacan’da “simgesel” olarak ‘’olmak’’ problemine dönüşür. Lacan buna “ötekinin arzusunun nesnesi olmaktan yoksun olma” korkusu der.

Antropolog Ashley Montagu her iki cinste de sünnetin ataerkil sistemle birlikte ortaya çıktığını iddia eder. Günümüzde sünnet geleneğin devam etmesini de ataerkil yapıya bağlar. Montagu cinsiyet eşitliğinin olduğu anaerkil toplumlarda sünnetin görülmediğini ve sünnetin anlamlarının toplumun özelliklerine göre değiştiğini ifade eder. Örneğin Avustralya yerlilerinde erkeğin penisinden kan akıtılması regl olan kadınla erkeğin sembolik şekilde ‘’bir’’ olması anlamına gelir.

Afrika kabilelerinde ise insan hem erkek hem de dişi karakterde doğar. Buna göre sünnet erkeğin dişi özelliklerinden ayrılması anlamına gelir. Kadın ruhu erkeğin rasyonel düşünmesine engel olan bir şey olarak görülür. Bu nedenle sünnetsiz erkek toplumsal olarak uygunsuz görülür.

James DeMeo, toplumların ataerkil özellikleri, sünnet uygulayıp uygulamadıkları ve uyguluyorlarsa bunun şiddetini ve küresel kuraklık endeksini bir harita üzerine koyarak karşılaştırır. Bu üç faktörün kesiştiğini fark eden DeMeo, sünnetin M.Ö. 5000 yıllarında Sahara’nın çölleşmesi ve bunun sonucunda kurulan ataerkil düzen ile ortaya çıktığı sonucuna varır. Daha sonra bazı tarihsel olayları inceleyerek sünnetin ataerkillikle birlikte Sahara’dan dünyanın başka yerlerine yayılışını açıklar.

Kız Sünneti

Kız sünneti ise birkaç Avustralya obası dışında eşitlikçi toplumlarda görülmez. Kız sünnetinin ne zaman nerede ortaya çıktığı kesin olarak bilinmemektedir ancak birkaç bin yıldır kadınların özgür seçim haklarının olmadığı, kısıtlandığı toplumlarda uygulanmaktadır. Bugün en yaygın şekilde Somali’de uygulanan kız sünnetinde klitoris, küçük ve büyük dudaklar kesilerek alınır ve idrar ile kanama açıklığı kalacak şekilde dikilir, iyileşmesi için bacaklar aylarca bağlı tutulur. Bu işlem bekaretin en kesin garantisi olarak görülmektedir. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre 100-140 bin arasında kız sünnet edilmektedir ve bunların çoğu Sünni Müslüman’dır.

Kadın sünnetinin yan etkileri acil yan etkiler, orta ve uzun sürede ortaya çıkan yan etkiler olarak üçe ayrılabilir çıkabilir. Acil yan etkiler hemorajik şok, üretra, mesane, vajina duvarı ve anal sfinkter yaralanmalarını içerir. Ek olarak sepsis, tetanoz ve idrar yolu enfeksiyonları ortaya çıkabilir. Hemorajik şok, septik şok ve tetanoz ölümcül olabilir. Orta sürede ortaya çıkan yan etkiler anemi, malnutrisyon, yara enfeksiyonu, nekrotizan fasiit, pelvik inflamatuar hastalık, dismenore, vulvar sistit ve apse, vajinusmus ve ağrılı cinsel ilişkidir. Geç dönemde ise vajinal darlık, kısırlık, fistüller, tekrarlayıcı enfeksiyonlar, üriner inkontinans ve HIV enfeksiyonu yan etkileri görülebilir. Ağrılı menstürasyon ve cinsel ilişki sorunları gibi jinekolojik yan etkilerin ikincil olarak depresyon ve kaygı bozukluklarına yol açabileceği bildirilmiştir.

Cinsel Hayata Etkisi

Yahudi din otoriteleri sünnetin, erkeğin ve partnerinin cinsel zevkini azaltma amacı taşıdığını ifade eder. Örneğin MÖ. 20 – MS. 54 yılları arasında yaşamış olan Yahudi ilahiyatçı Philo sünnetin ilk hedefini şöyle açıklar: ‘’Bütün zevkler içinde başta gelen cinsellik olduğundan cinsel birleşme organını yaralamak ve sakatlamak hem bu zevki hem de bunun simgelediği ve kaynağı olduğu diğer tüm zevkleri engeller.’’

Genelde erkek sünneti, penis başını kaplayan mukozal dokunun ve deri tabakasının cerrahi müdahale ile alınmasıdır. Bu çifte tabaka daha çok sünnet derisi ya da üst deri (prepus) olarak bilinir. Üst derinin gerçek uzunluğu dış tabakasının uzunluğunun iki katıdır ve penisin % 51-80’lik kısmını oluşturur. Sünnet, bu sağlıklı derinin tahminen yüzde 51’ini götürür. Oysa doğa, penisin üzerindeki deriyi, penisi kaplaması için oluşturmuştur.

Üst derinin bir diğer işlevi, penisin başını ve idrar yollarını enfeksiyonlardan korumaktır. Üst deri parmak uçları, gözkapakları ve dudaklar kadar duyarlıdır, özel sinir uçlarını içinde barındırır. Ereksiyon halinde penis boyu % 50 artar.Uzayan penisin ihtiyacı olan deri, üst deriden gelir. Ereksiyon halinde bile penisin üzerinde hala rahatça hareket eden ekstra deri vardır. Bu üst derinin görevi, cinsel ilişki sırasında kurumayı ve sürtünmeyi azaltarak erken boşalmayı önlemektir. Dolayısyla sünnet penis boyunu kısaltır, inceltir ve duyarlılığını azaltır. Sünnetle birlikte erkek hazzı %50 ile %80 oranında azalmaktadır. Sünnetin erken boşalmaya neden olduğu da iddia edilmektedir. Sünnet derisinin gereğinden bir parça fazla kesilmesinin erekte haldeki penisin derisinin fazla gerileceği ve bu durumun erken boşalmaya neden olacağı, dolayısı ile cinsel ilişkinin kısa sürmesinin erkek kadar kadının da alacağı hazdan mahrum kalmasına ve ilişkilerine olumsuz yansıyacağı söylenmektedir.

Yapılan araştırmalara göre sünnetli erkeklerde sünnetsiz erkeklere göre,

– Penis yaralanmasının %33 daha fazla,

– Ereksiyon için gerekli penis derisinin olmaması şikayetinin %27 daha fazla,

– Eşit olmayan deriden ötürü penis kıvrımlanması sorununun %16 daha fazla,

– Ereksiyon sonrası kanamanın %17 daha fazla görüldüğü tespit edilmiştir.

Bununla birlikte sünnetli erkeklerin bazı hastalıklara yakalanma olasılıklarının da daha fazla olduğu söylenmektedir, bu hastalıklar; Meatal stenoz, Üriner Retensiyon (İsküri), Venöz stasis, Gömülü Penis, Adhezyonlar, Deri Köprüleri, Acılı Ereksiyon gibi hastalıklardır. (Kaynak:Evrim Ağacı/ Sünnetin Bilimsel Açıdan İncelemesi ve Evrimsel Bakış Açısı)

Sünnet’in Çocuklar Üzerindeki Ruhsal Etkisi

O. Öztürk, ’’Sünnetin Psikolojik Etkileri Üzerine Bir Araştırma’’ (1974) adlı çalışmasında ülkemizdeki 30 çocuk ile çalışmıştır. Yaptığı araştırma sonucunda sünnet sonrasında 19 çocukta davranışsal ve geçici nörotik bozukluklar ortaya çıktığını bildirmiştir. Çocukların deneyimlerinden çok korktuklarını ve hala orada olup olmadığından emin olmak için cinsel organlarını kontrol ettiklerini gözlemlemiştir. Öztürk, sünnetin çocuğun iğdiş olma korkularının yoğun olduğu fallik-oidipal dönemde uygulanmasının hiçbir dini ve geleneksel gerekçesi olmadığını belirtmiştir. Sünnetin uygulanması için en uygun yaşın doğum sonrası dönem olduğunu, bu olmadığında ise, çocuğun uygulanacak işlemi ve toplumsal değerleri en uygun değerlendirebileceği 7-10 yaş arasında uygulanması gerektiğini belirtmiştir. Yazar, sünnetin etkilerinin ortaya çıkışında çocuğun sünnete hazırlığının ve sünnet hakkında ne kadar bilgiye sahip olduğunun önemli olduğunu belirtmiştir. Öztürk, aldatılarak, zorla tutularak, sünnetin nasıl yapılacağı, toplumsal anlamı ve önemi çocuğa tam anlatılmadan sünnet edilen çocukların iğdiş olma korkularını bilişsel yönden hazırlıklı çocuklara oranla çok daha fazla yaşadığını öne sürmüştür. Öztürk, Türkiye’de sünnet olmanın erkeklik ve güç anlamına geldiğini ve sosyal etkilerin sünnetin olumsuz etkilerini sınırlandırdığını vurgulamıştır. Türkiye’de sünnet olmamanın kabul edilmediğini, erkek çocukların bu durumdan utanç duyduklarını ve kendilerini kusurlu hissettiklerini belirtmiştir.

G. Cansever ise ‘’Psychological Effects Of Circumcision’’ (1965) adlı çalışmasında ülkemizdeki 4-7 yaş arası 12 çocukla yaptığı araştırmada, sünnetten 1 ay önce ve 3 gün sonra çocuklara projektif testler (CAT, Rorshasch, insan çizme testi) uygulamış ve sünnetin çocuk tarafından onu istismar eden, bazı olgularda tümüyle yok eden bir saldırı olarak algılandığı sonucuna varmıştır. Yazar, sünnet sonrasında benliğin güçsüzleştiğini, travma ve kaygı ile etkin şekilde başa çıkma kapasitesinin azaldığını bildirmiştir.

Bu yazı Kuradışı Yayınları’na ait ‘’Sünnet!-Sünnetle ilgili Yalanlar ve Gerçekler‘’ kitabı,

Türk Psikiyatri Dergisi 2011;22 ‘de yayınlanan ‘’Sünnetin Çocuk Ruh Sağlığı Üzerine Etkisi:Gözden Geçirme Çalışması’’

ve Furkan Arısoy’a ait ‘’Sünnet:  Ortadoğu Örneğinde Bedenin Sakatlanmasının Psikolojik ve Antropolojik Kökenleri‘’nden derlenmiştir.

Yazan fionamimi

Yorumlar

Cevap Yazın
  1. Sünnet, Tevrat’ta Rab tarafından, Hz. İbrahim’e bir emir olarak da bildirilmiştir. Ayrıca Eflatun’un Aristofanes, diyaloglarında -kitabın ismi konusunda yanılmıyorsam tabi- Avusturalya geleneğinde de olduğu gibi, erkek ve kadının bir olduğu ve aşırı zevk elde edebilmek adına Tanrılar tarafından iki parçaya bölündüğünü, cinsellik sırasında bu bütünleşmeyi, birleşmeyi gösterirdi. Ayrıca detaylı bakıldığında, sünnetin özel mülki bir yapı içinde de dizginlenimi de söz konusudur. Yukarıda okuduğum kadarıyla yazı detaylardan venkokensel olarak pek bir eksiklik içeriyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Loading…

0

Comments

comments

Hepimiz Postmodern Sisifos’uz, Olmadı Tantalos’uz

Yamyamlığın Kısa Tarihi