in

İnsan

Belli bir süredir yaşıyorum evet ama içimde büyük bir yaşanmamışlık, yaşamamışlık hissi var.  Üstelik bu yaşamamışlık hissi beraberinde büyük bir yorgunluğu da getirince insan en büyük çelişkilerin içinde buluyor kendini. Defaten çocuklukta yaşadığım bir ana gidebiliyorum. Oradan başka bir yaşıma geçiyorum. Hayatıma dair flashbackler diziliyor gözümün önüne. Tekrar günümüze geliyorum.  Görüyorum ki bana verilen bu sürecin içini dolduran pek bir şey yok. Bulunduğum yere, zamana, insan ilişkilerime dair pişmanlıklarım var elbette ama içimdeki yaşamamışlık hissinin, sadece bu pişmanlıklardan kaynaklandığını sanmıyorum. Bahsettiğim şey doyumsuzluk da değil. Öyle bir boşluk ki beni dehşete düşürüyor çoğu zaman. Çocukluğumdan bugüne değin genellikle bunalımlı biri olarak yaşadım. Pek konuşan biri de olmadım. Ne konuşur ki insan?

Sanatçılar mıdır en şanslı insanlar? Güzel tablolar yapan insanlar mı mutludur mesela? Yoksa çiftçiler mi daha umutludur hayata dair?

Bence her şey altı yaşına kadar güzeldi. Annen en sevdiğin oyuncağı aldı ve çok mutlu oldun. Sonra birden annenin bir gün öleceğini düşündün. Ondan sonra tat vermemeye başladı hayat. Çünkü hayatın hüzünlü ve sonlu bir şey olduğu çıkarımını daha altı yaşındayken yapmışsındır.

İnsan buna rağmen, olacakları zaman zaman unutur ve iyi kötü yaşamaya devam eder.  Otuz, kırk, elli yıl, altmış yıl yaşadın ne oldu? Ne olacak?

Unutamayan ve düşünen insan delirir ve bu deliliğin sonucu ortaya sanat çıkar. Evet, bütün sanatçılar delidir, sanat eserleri de bir delilik hasadının mahsulüdür. Tıpkı tanrının delirip insanı yaratmış olabileceği gibi.

Tüm zamanlarda insanın dünyaya bıraktığı en iyi şey sanat olacaktır. İyi ki tablolar yapılmış, kitaplar yazılmış, müzikler bestelenmiş, filmler çeklmiş, heykeller yapılmış… İnsanı yaşamamışlık hissinden bir an da olsa alıkoyan şeydir sanat. Gün içinde, bir tabloya bakmalı, kitap okumalı, film izlemeli. Örneğin hangi Modigliani tablosu olduğunu bulmalı insan. Ben aşağıdakiyim.

Bu dünyadaki yaşamamışlık, yarım kalmışlık hissi insanları, ölümden sonraki bir hayatı tahayyül etmeye de sevk etmiş olabilir. “Ee ben bu dünyadan bir şey anlamadım üstelik şu şu kişiden de şikayetçiyim bunun bir ötesi olmalı”. İnsan hep bir alacaklıymış gibi.

Ölümden sonra bir hayat olsa da olmasa da insan iyilikle yaşamalı. İyi olan basittir ve iyidir işte sonuçta.

dingin bir huzurla denize bakıyorum

dalgalar besliyor ılık esintiyi

yalnız bedenim değil çıplak

ruhum da ıssız

ve bir palmiye şiir okuyor, ben uyuyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Ömürlük Filmler: Tokyo Monogatari ve Banshun

Benötesi Psikolojide “Benlik”