in

II. Güz Konçertosu

kavurucu bir yazdan çıktım.

ellerim çatlak,

ellerim bir çuval inciri berbat etmiş.

alnımda tuzlu bir hüzün,

şiirlerim dili dışarda,

susuz ve dışarısız.

her şeye rağmen bir sonbahara kabul,

biraz da muhtaç.

gel desem mevsimler değişecek haliyle;

gel desem hazan getirecek

gamlı ve müstakil sonbahar.

oturmuş,

kapımda hafif bir serinlik.

oturmuş oturmasına fakat hazan getirmiş…

tekil bir mevsimdir ya ne getirecek?

yine yolcular duraklardan,

valizler ellerden düşmeyecek.

bir valiz bir ele ancak bu kadar yakışır bu mevsimde.

hazan mevsimi işte

en önemlisi kuşlar gidiyor…

bir sevgilim yok.

gidecek ve gittiğine ağlayacak,

sonbahar olduğu için daha fazla ağlayacak

bir sevgilim yok.

peşinden üşüyecek bir şehir,

çıkması yasaklanacak bir sokak yok.

elline valiz yakışmadığı için

gittiğine gideceğim bir sevgilim yok.

hangi dökülmüş yaprağa baksam hüzün fışkırıyor.

ya da ben hüzünlenmek için

bir yaprağın düşmesini bekliyorum.

sonra bir bulut tepemde ağlıyor,

sonra da tazyikli bir ağlamak tekmeliyor burnumu…

hele o yerde yatan yaprakları topluyorlar ya

çırılçıplak hissediyorum kendimi,

sararıyorum upuzun.

bir hacı leylek ise hüznümü tamamlıyor

hasreti kendisinden yüksek bir telefon direğinde.

bu sonbaharın ihtilalidir,

şehirler siyah ve kırmızıda sözleşmiş,

gri belki de bir şairin bakışlarında unutulmuş.

unutulmuş bir renk mahşeri,

mahşerî bir yalnızlık,

eski bir tablo,

hüzünlü, boşluğa asılmış…

seyre dalmışım, gözlerim şemsiyesiz.

çarşılardan mazgallara kadar ıslanıyorum.

sokak arası karanfil,

sokak karası çıkmazlar…

sonbaharda bir çıkmaz sokağa sapmak;

ancak bir şairin bahtınadır.

seyyar satıcılar, eskiciler,

kafasında hüzün kovalayan bir simitçi…

seyre dalmışım sonbaharı.

hasretim kulak memesi kıvamında.

bakışlarım önde.

ayaklarım nerede bilmiyorum.

dost başa, şair sonbahara bakarmış.

hüznü ayak tırnaklarıma kadar hak ediyorum.

ıslak ve efektsiz bir sabah,

gazete okumak ahmakça bir fikir.

sigara içmeyeni dövüyorlar

çünkü sigara içmenin

ve gitmenin tanrı gülümsettiği bir mevsimdir.

pencere dibinde bir kahveye kaç yıl yaşlanırım biliyor musun?

hazan mevsimi, tıraş olup gidesim var.

kırmızı valizler, boğulmuş otobüsler, buğulu bakışlar…

Bu bendeki sonbahar değil mi?

insanlar sonbaharda birbirlerine benziyorlar.

öğrenciyken Konya’da;

bir dürümcü de öğrenciyken sonbaharda…

İskenderun dürümü yemek içimi sızlatıyordu.

ikinci katta, ıslak bir pencere önünde,

yolunu kaybetmiş bir serçeyi izlerken.

makinem yanımda

hüzünlü fotoğraflar çekiyorum…

bu sonbaharın ihtilalidir,

sıcak bir odaya toplanır

bir oda dolusu insanın hasreti…

camlara biner sıcacık bir ekmeğin buğusu.

sevdiğinin baş harfini yazmak için kalpli bir fırsat.

bu sonbahar, hikaye çok.

ipini koparan gidiyor.

hazan mevsimi çünkü

gitmeyeni seviyorlar.

11.09.15

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Mutlu Sonu Beklemek, Varoluşu Ertelemek Ya Da Masallar Yolu İle Bilinçaltı Eğitimi

Kendini Arayan İnsan Yahut Aptallık Çağı