in

Zeynep Karaca ile Sabaha Varmadan Üzerine

-Kendinizden ve Sabaha Varmadan adlı şiir kitabınızın hikâyesinden bahseder misiniz? Okuru neler bekliyor?

1988 İzmit doğumluyum. İlkokuldayken okumaya, yazmaya özellikle şiire ilgim vardı. Türkçe öğretmenim Zehra Dalgan ve güzel yazı öğretmenimin de desteğiyle yazmaya devam ettim. Üniversitede gördüğüm afiş üzerine Kyöd’de Şiir İşliği ile tanıştım. Burada benim gibi şiir sever insanlar vardı. Birlikte dize oluşturma teknikleri adı altında dersler aldık, şiirler yazdık, şiirler okuduk. Yazdıklarımız önce fanzin, sonra dergi, daha sonra kitap oldu. Işığını Arayan Şiirler kitabım böyle çıktı 2012’de. İmza günleri oldu. Şiirlerim ve öykülerim farklı dergilerde yayımlanmaya başladı. İzmit’te öykü yarışmasında Midde Kuyusu ile birinciliğim oldu. Bu arada Uluslararası İlişkiler, Felsefe ve Okulöncesi bölümlerini bitirdim. Gaziantep’te Okulöncesi öğretmeni olarak göreve başladım. İkinci kitabım da bu sene yayımlandı. Sabaha Varmadan’da daha önce biriktirdiğim şiirleri bir yarışma için hazırlamıştım. Bu dosyayı kullandım. Kitapta insana ait şiirler var. Bunlar aşk, doğa, insanın kendini anlamasına anlamlandırmasına yönelik şiirler.

-Melih Cevdet Anday der ki: “Deniz en ince hayvanıdır belleğin.” Kitap kapağınıza taşıdığınız deniz, hayvanlar, kızıllık, sandal gibi imgeler bu eserde sizin için ne anlam ifade ediyor?

Kitap kapağını Sabaha Varmadan şiiri üzerine kurguladık. Erkan Morca resmini çizdi. Denizde olanlar bilinçaltında olanlar diye düşündüm. Bir yolculuğu anlatıyor. Mitolojik imgelerden yararlandım. Örneğin atlar… Denizi severim, huzur verir. Ancak içinde bir çok şeyi de saklar. Hayvanlar kimi zaman savaştığım, bazen konuştuğum kişiler, fikirler… Kızıllık aydınlığa yakınlık… Sandal da yolda bana eşlik eden motivasyon, rehber…

-Sabaha varmadan adlı şiirinizde “sabaha varmadan gidelim” diyorsunuz. Gece, çoğu düşüncelerin değişmesine sebep olabilir. Ama sabah vakti verilen fikirler çok daha yapıcıdır. Geceden sabaha varma arasında çok ince bir çizgi var. Bir şair olarak bu inceliği nasıl açıklarsınız?

Sabah olduğunda geç kalınmış durumlar olabilir. Bazı şeyleri istediğinde, düşündüğünde hemen eyleme geçmelisin. Bir sınır bir çizgi vardır atlaman gereken, onu o anda yapmalısın ki geç olmasın. Sabahı beklediğinde günlük rutin arasında kaybolabilirsin.

-İsmet Özel, “Eve dön! Şarkıya dön! Kalbine dön!” der.

Demek ki çok uzaklaşmamışım kendimden sözünüzle birçok noktada kendine dönmek üzerine şiir dünyanız var. Modern dünyada kendimize dönmenin yollarını arayıp düşünsek de elimizden pek de bir şey gelmiyor sanırım. Şairler, yazarlar, yazdıklarıyla insanları değiştirebilir mi? Onlara yeni yolların kapılarını aralayabilir mi?

Ben kendimi anlatırım şiirlerde. İnsanlara dokunmak isterim yazdıklarımla. Ama okuyan kişi hazırsa, ihtiyacı varsa ve isterse bunu alabilir. Kendinden bir parça bulabilir, değişebilir. Şairler, yazarlar farklı kapılar gösterir, orada yürümek okuyucuya kalır.

-Son olarak içinizde sizi etkisi altına alan neler var? Yazmak istediğiniz konular, okuma listeniz, yeni şiir kitabı vs.?

Daha paylaşmadım şiirlerim var, öykülerim var. Onları da kitap hâline getirmek isterim. Ayrıca çocuklarla çalıştığım için çocuk şiirleri, öyküleri de yazmak istiyorum.

Yazan Abdurrahman Türkmen

11.03.1996 yılında İstanbul’da doğdu.

Yeditepe Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı öğrencisidir.

Edebiyatın esrarengiz tadını aldıkça içinde kayboldu. Onu kendinde çifte kavurdu adeta. Kendini aramak, bulmak, içinde biriken ne varsa duruşu ve kalemiyle boşlukları doldurmak istedi. 2015 yılından beri öykü ve söyleşi yazarlığı yapmaktadır.

Günler geçiyor birer birer. O ise bu zamanda elinden kalemini, gönlünden edebiyat ve yazma sevgisini düşürmeyecek.

Öyküleri: Edebiyatist, Son Gemi, Halk Edebiyatı, Uçsuz, Sinada, Telmih, Üç Mevsim, Lâ, Âh, Mahfel, Havvas, Tahrir, Acemi, Rıhtım, Yazı-Yorum, Çamlık gibi birçok dergide yayımlandı ve yayımlanmaya devam edecek.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Geçmiş Yeterince Geçmiş Mi?

Byung-Chul Han: “Olumluluk şiddetinin faili de kurbanı da biziz.”