in

Tamamen Paydos

Yağmurlu günleri çok severim. Aylak aylak dolaşırken sanki damlalar insana arkadaşlık eder. İçinizde bir şarkı sözü varsa, bestesi hazırdır. Müzik hoparlörden veriliyor gibidir; kulaklık takmanıza gerek yoktur. Tabi yağmurun rengine, kokusuna eşlik eden bazı elektronik, rock şarkılarını da iş çıkışı bir caddede, yağmura ritim tutan telaşlı kalabalıkların ayaklarının görsel ritmiyle buluşturarak, kulaklıkla dinlemenin yeri de başkadır. .

Böyle zamanlardan biriydi…  Salyangoz yokuşa kafa tutar gibi kafasını kabuğundan çıkarmış sülalesiyle bir tura çıkmış, karga yavrularıyla bir çatı altına sığınmış, güvercin, gerdanındaki yeşil pembe renkler, gri göğün fonunda sanki daha çok parlamış, gibi gövdesini şişire söndüre bir gösteri yapıyordu… Her şey, herkes tazelenmişti. Portakalın rengi, havucun rengi sanki daha çok turuncu, ıspanağınki daha yeşildi. İyi uyunmuş bir sabah gülerek uyanmak ya da sabahlanmış bir gün, hepsi aynı yağmurun sevecen leylekayakları altında aynı güzellikle yıkanmış gibiydi. Her şey yeşil bir elmanın üstündeki bir su damlası gibi berraktı. Yağmurla tüten ağaç balları, ateşten yükselen yalım ya da yolun ortasına dürülüp yatmış köpekteki kahverengi bir gözün sıcaklığı… Hayat uzanıp yatalım diye serilmiş temiz bir yatak, teneffüse çıkalım diye sonsuz yeşil bir ova… Kim ne istiyorsa… Açların doyduğu, üşümüşlerin ısındığı, hastaların iyileştiği, yaşlıların neşeli gençlerlr çocuklarla olduğu… Sanki toptan bir bağış, bir gülümseme günüydü. Böyle bir gün, insanların en çok istedikleri şeylerin gerçekleştiği tarihi günler gibidir. Sevdiğiyle evlenen, bir sınav kazanan, özlediğine kavuşan… Böyle bir günün öylesi günlerden tek farkı neyin gerçekleşmiş olduğunu çoğu kez anlamıyor oluşumuz… Çocukların bayram sabahlarıyla aynıdır. Unuttuğumuz mutluluğu biri bize hatırlatmıştır. Yorgunluktan ve bezginlikten artık dileklerini bile unutmuş insanlar, mutluluğun içindeyken, doğal olarak gerçekleşmiş dileklerini anımsamazlar. Hep bir çıkmaza hep bir olmayışa alışan bünye, fark etmeden kat ettiği yolculuğu, artık mutluluk ülkesine geldiğini anlamaz çoğu kez. Şoförün durması, yolcuların araçtan inmesi gerekir bu yeni iklimin havasını soluyup anlayabilmeleri için… İşte gökkuşağı aracın durduğu an belki de… Beşiğinde bir bebek yüzü gibidir böyle günlerde gökyüzü… Gülerek boşlukta bir tek onun gördüğü bir şeyi gayretli bakışlarıyla gözüne kestirmiş, güçlü bebek elleriyle bir tek onun gördüğü şeyleri sevinçle kavramaya çalışır… Yakalar, güler, kaçırır kaşlarını çatar, yeniden yakalar yeniden güler… Parçalı bulutlu bu dalgalı, hareketli gökyüzü günleri sanırım hepimizi o güzel bebeklik günlerine geri götürür.  Hayatın bir hediye oluşunu hissedebilir, biraz sonra dünyanın en güzel sarılarını, kırmızılarını açacak olan çiçeğe kulak kabartmış toprak gibi, ağırbaşlı utangaç, mavi bir heyecan içinde olabilirsiniz…  Şairler içi sözcük dolu, turşu küpleri, balık fıçıları gibi; dokunsan sözcük dökülecek, dokunsan balık dökülecek gibi gezerler böyle günlerde… Balık bir imge bütünleştikleri ay, dünya, güneş, dünya için… Gökkuşağına kadar sürecek bir neşe… Güneşe kadar sürecek bir hikâye… Çünkü gökkuşağı kalıcı bir netlik yaratır. Artık yağmur bitmiş, güneş çıkmış, her şey olağan ışığına yeniden kavuşmuş, her şeye yeni bir başlangıç şansı verilmiştir.

Böyle yağmurlu günlerin bu çiçekli yorganına bürünüp, hayallere dalmak, eğer benim gibi bir inşaat işçiyseniz hayattaki en harika duygudur. Çünkü o gün paydostur. Tek göz odanın içinde eğer çocuklar gürültü yapmıyorsa, evde biten bir şey yoksa, asgari ücretten ev kirası, eşe dosta yardım, faturalar, giyim kuşam ve mutfak masrafından artmış, siz uyurken evdekilerin ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri birkaç kuruş da kalmışsa, gerçekten harika bir gündür… Bırakın, bırakın, kendinizi uykuya bırakın…i

“Sigortamın yatmaya devam etmesi lazım çünkü işe gitmeme sebebi ben değilim…”

“Hayır, hayır hiçbir şey düşünmeyin… Derin bir nefes alın, her şeyi ama her şeyi kafanızdan silin…

”Yarın  ağır iş var…”

“Hayır hayır hiç düşünmeyin, derince, güzel bir uyku çekin…”

Yarım yevmiye ile içerdeki küçük işler de yapılabilirdi aslında…”

“Tamamen paydos… Tamamen paydos.  Güzel şeyler düşünün, uyuyun hadi…”

“Bugün leylek bacaklı yağmur yağdığı için tamamen paydos. Camdan bakan biri bugün bir yılda yükselttiğimiz binanın her katında raflara dizilmişiz gibi her katında çalışan bizleri göremeyecek. Biz de onları göremeyeceğiz. Çamaşır sererken, ağlarken, bebek bakarken, balkonda güneşlenirken, şarkı söylerken, çiçek sularken, kavga ederken… Perdesiz evlerdeki birçok şeyi. Bugün yağmur bize perde çekti. Yokuz. İnşaat boş. Orada olanlarımız da içerdeki küçük işler için… Yağmur her zaman yeni bir başlangıç… Bugün şiirlerimi temize çekebilir, gökyüzüne bakabilir, yeni şiirler yazabilirim… Geçen aydan da yarım yevmiye eksiğim vardı… Önümüzdeki ay biraz geç çıksam… Bacaklar artık  tutmuyor ki… Bacaklar tamamen paydos…  Bacaklar… Leylek… Güzel şeyler… Yağmur…”

Yazan Tersla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Mutlu Yaşamak İçin Özümüze mi Dönmeliyiz?

Şen Yuva