in , ,

Pis Okurun Notları (187 – 193)

Hopper, Edward

187.) (Bir) Döküm

 

2021 yılının ilk yarısında toplam 75 kitap okumuşum. Bu kitapların içinden 25 tanesi önerilebilir nitelikteydi.

Kitapları beğeni sırasına göre değil, okunma sırasına göre listeledim.

  • Klaus Theweleit, Failin Kahkahası, Çeviren: Öndercan Muti, İletişim Yayınları, İnceleme
  • Cormac McCarty, İhtiyarlara Yer Yok, Çeviren Roza Hakmen, Kanat Kitap, Roman
  • Pınar Kür – Mine Söğüt, Aşkın Sonu Cinayettir, Everest Yayınları, Nehir Söyleşi
  • Mo Yan, İçki Cumhuriyeti, Çeviren: Erdem Kurtuldu, Can Yayınları, Roman
  • Junot Diaz, Oscar Wao’nun Tuhaf Kısa Yaşamı, Çeviren: Püren Özgüren, Everest Yayınları, Roman
  • Klaus P. Fischer, Nazi Almanyası, Çeviren: Yavuz Alogan, Alfa Yayınları, Tarih
  • John Williams, Stoner, Çeviren: Özlem Güçlü, YKY, Roman
  • F.M. Dostoyevski, Ölüler Evinden Anılar, Çeviren: Nihal Yalaza Taluy, İş Bankası Yayınları, Roman
  • Yan Lianke, Günler Aylar Yıllar, Çeviren: Erdem Kurtuldu, Jaguar Kitap, Roman
  • Primo Levi, Bunlar da mı İnsan? Çeviren: Zeyyat Selimolu, Can Yayınları, Anı/Roman
  • Primo Levi, Boulanlar Kurtulanlar, Çeviren: Kemal Atakay, Can Yayınları, Anı / Anlatı / Deneme
  • Bernard Malamud, Tamirci, Çeviren: Başak Yenici, Kafka Kitap, Roman
  • Fernando Baez, Kitap Kiyiminin Evrensel Tarihi, Çeviren: Tolga Esmer, Can Yayınları, İnceleme
  • Vladimir Nabokov, İnfaza Çağrı, Çeviren: Seniha Akar, İletişim Yayınları, Roman
  • Alberto Manguel, Okumanın Tarihi, Çeviren: Füsun Elioğlu, YKY, İnceleme
  • Arthur Koestler, Gün Ortasında Karanlık, Çeviren: Pınar Kür, İletişim Yayınları, Roman
  • Jean Amery, Suç Ve Kefaretin Ötesinde, Çeviren: Cemal Ener, Metis Yayıncılık, Deneme
  • George Orwell, Selam Olsun Katalonya’ya, Çeviren: Celal Üster, Can Yayınları, Anı
  • Jack London, Kızıl Veba, Çeviren: Levent Cinemre, İş Bankası Yayınları, Roman
  • David Vann, Caribou Adası, Çeviren: Cem Alpan, Can Yayınları, Roman
  • Saygın Ersin, Pir-i Lezzet, April Yayınları, Roman
  • Philip K. Dick, Aksın Gözyaşlarım Dedi Polis, Çeviren: Nur Yener, Alfa Yayınları, Roman
  • Jose Saramago, Mağara, Çeviren: Sıla Okur, Kırmızı Kedi Yayınları, Roman
  • Gün Zileli, Sovyetler Birliği’nde Devlet Terörü ve Gulaglar,  Kaos Yayınevi, Tarih / İnceleme
  • Mario Vargas Llosa, Teke Şenliği, Çeviren: Peral Bayaz, Can Yayınları, Roman

188.) Hikmet Hükümenoğlu, Körburun, Can Yayınları, Roman

Kendini düzenli okur olarak tanımlayanların hemen hepsi zaman zaman okuma isteğini kaybeder. Okuma refleksini bir kasa benzetirsek, o kası kullanmadığımız süre uzadıkça okuma gücümüzün de azaldığını düşünürüm.

Kendi adıma, okuma isteğimin azaldığı dönemlerde, daha önce okuduğum kitaplara, klasiklerden atladıklarıma, polisiye türündekilere veya bilimkurgu yapıtlarına yönelirim. Bir süre sonra okuma kasımın tekrar çalışmaya başladığını fark edince kaldığım yerden devam ederim.

Böyle dönemlerde, iyi yazılmış, hacimli, büyük iniş çıkışlar vaat etmeyen, okurla oynamak yerine “bak kardeşim sana ne anlatacağım” diye seslenen yapıtların da faydasını görürüm. Haruki Murakami kitapları bu özelliklere sahip yapıtlar olarak düşünülebilir.

Hikmet Hükümenoğlu’nun Körburun’u da bu tür romanlardan.

Kitapta, İstanbul adalarının hemen yanında, hayali bir adada yaşanılanlar anlatılıyor.

Kırk yıla yayılan bir zaman diliminde, üç kuşağa yayılan öyküsüyle Körburun, okuru, bir yanıyla hayal gücünün sınırlarında gezdirirken diğer yanıyla da Türkiye gerçekliğine toplumcu bir bakış açısıyla yazılmış bir hikâyenin içine sokuyor.

600 sayfaya yakın bir hacme sahip olan roman, belirgin bir tempo sorunu yaşamıyor. Büyük iniş çıkışlar barındırmayan kitap, sakin sakin yaşanılanları anlatıyor ve okurlarının farklı kesimlerden insanlarla özdeşlik kurmalarını sağlayarak katharsis yaşamalarına imkân veriyor.

Hükümenoğlu, belli ki Körburun için çok çalışmış. Kitap, Türkiye tarihinin sancılı dönemlerini arka plana oturturken yazarın dersine iyi çalıştığını hissettiriyor. Roman, biçimi açısından da tutarlı; aksamayan, iyi yazılmış diyalogları ile okuru sıkmayan bir yapıtla karşı karşıyayız.

189.) Mario Vargas Llosa, Yüzbaşı Ve Kadınlar Taburu, Çeviren: Sargut Şölçün, Ayrıntı Yayınları, Roman

“Peru Ordusu’na mensup askerler izin günlerinde çevre köy ve kasabalardaki kadın ve kızların ırzına geçmektedir. Askerlerin bu cüretkârlığına halkın tepki göserip “isyan” etmesinden çekinen generaller, çözümü askerler için bir genelev açmakta bulurlar. Ve subayların sicil dosyalarına bakarak görev bilinci çok gelişmiş, yöneticilik kabiliyeti çok yüksek, orduyu ve vatanını çok seven bir üsteğmeni bu işle görevlendirirler… Üsteğmen içki içmeyen, kumar oynamayan, karısından başka hiçbir kadınla beraber olmayan, “mahçup” diye tanımlanabilecek biri olmasına rağmen “emir verildiği için” görevi kabul eder… Görev bilinci ve örgütlenme becerisi çok gelişmiş üsteğmen (terfi ederek yüzbaşı olur) büyük bir çabayla topladığı “hostes”lerle Peru Ordusu’nun cinsel ihtiyaçlarını karşılamaya; daha sonra generallerin “Peru Ordusu’nun en iyi çalışan kurumu” dedikleri “Kadınlar Taburu”na komuta etmeye başlar… “Hostes”ler diğer erler gibi içtimaya çıkıp, tekmil vermeyi öğrenirler…” 

Yukarıdaki geniş özet, kitabın arka kapağından. Özetteki “Peru” kelimesini çıkarıp bu kitabı kim yazmış olabilir diye sorsanız, sektirmeden Aziz Nesin cevabını veririm.

Kitap, dünya edebiyatındaki en önemli hicivlerden biri olarak değerlendirilebilir. Yayınevi, yine arka kapaktaki, (Yazarın) “Amacı, Peru Ordusu’nu karakterize eden özelliklerden biri olan “hayatın bütün alanlarını denetleme, her şeye matematiksel bir düzen ve disiplin sınırları içinde hâkim olma” isteğiyle “dalga” geçmektir. Bu anlamda çok az yazarın başarabildiği ölçüde anti-militarist bir kara mizah örneğidir Yüzbaşı ve Kadınlar Taburu…” cümleleriyle Llosa’nın hedefini iyi bir şekilde özetlemiş.

Yüzbaşı Ve Kadınlar Taburu, bürokrat kafanın çalışma biçimini, işler sarpa sardığında kendini kurtarmak için etrafındakileri kolaylıkla harcamasını, devlet kurumlarındaki hantal işleyişi ve bu hantal işleyişin gündelik yaşamdaki etkilerini büyük bir başarıyla anlatabilen bir roman.

Yazar, derdini anlatabilmek için geleneksel roman dilinin yanında, Peru Ordusu’nun iç yazışma metinlerini, dilekçeleri, raporları ve mektupları romana yedirmiş. Bu tutum romanı başlı başına farklı bir düzleme taşırken, Llosa’nın alametifarikası olan farklı zaman diliminde yaşananları aynı paragraf içinde anlatma tercihi okur için biraz zorlayıcı bir unsur olmuş.

Özellikle yazarın bu tercihini kavrayıp, karakterleri ve olayları zihnimizde oturtana kadar Yüzbaşı Ve Kadınlar Taburu okuru epeyce bir hırpalıyor. Bu nedenle sabredip, ilk üç belki dört bölüm bitene kadar diş sıkmak gerekiyor

190.) Mo Yan, Kızıl Darı Tarlaları, Çeviren: Erdem Kurtuldu, Can Yayınları, Roman

2012 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi, Mo Yan’ın en bilinen kitabı “Kızıl Darı Tarlaları” olsa gerek. Mo Yan kitaba yazdığı önsözde, romanın bir iddialaşma sonucu ortaya çıkan yazılma serüvenine dair şu açıklamaları yapar:

“O sıralarda bir edebiyat konferansındaydım, birkaç eski toprak yazar şöyle bir konu açtı: Çin Komünist Partisi’nin kuruluşundan bu yana yirmi sekiz yıl mücadele içinde geçti. Eski kuşaktan birçokları bu savaşın içinden geçmiştir ve ellerinde pek çok malzeme var, ama artık bunu yazacak enerjileri kalmadı, çünkü “Kültür Devrimi” en verimli dönemlerini gölgelemiştir; genç neslin enerjisi var ama bunu yazacak kişisel deneyimleri yok, öyleyse savaşı ve tarihsel olayları edebiyatın içine nasıl sokacaklar?

O zaman ayağa kalkıp şunları söyledim: “Bizler bu kusurumuzu başka yollardan geçerek telafi edebiliriz. Top ve tüfek patlamalarını duymadıysak da havai fişeklerin patlamalarını duyduk; birinin öldürüldüğünü görmesek de domuz kesildiğini gördük, ben kendi ellerimle tavuk bile kestim; elimde süngüyle Japonlarla çarpışmasam da bunun nasıl bir şey olduğunu filmlerde izledim. Romancının yaptığı tarihi bire bir kopyalamak değildir, bu tarihçilerin sorumluluğundadır. Romancılar savaşı, insanlık tarihi boyunca cehalet yüzünden sürekli ortaya çıkan bu olguyu anlatırken, onun insan ruhunu nasıl bozduğunu ve insanın savaş süresince nasıl değiştiğini dile getirir. Demek istediğim hiç savaş deneyimi yaşamamış biri de bu yollardan geçerek savaşı yazabilir.” Konuşmamı bitirdikten sonra burun kıvırıp benimle alay eden biri oldu. Ardından birkaç kişi benim kibirli ve cahil olduğumu, bazıları göğü ve yasayı tanımayan haydudun biri olduğumu söyledi, bazılarıysa girdiği kuyunun derinliğini bilmeyen biri olduğumdan bahsetti.” 

Kızıl Darı Tarlaları, işte böyle bir tetikleyici olayın ardından yazılır. Kitapta Shandong ailesinin 1923 ile 1976 yılları arasına yayılan hikâyeleri anlatılır.

Mo Yan’ın, görmesek de yazabiliriz iddiası, kitabın üslubunun temelini oluşturur: roman boyunca anlatılan olaylar, anlatıcının büyüklerinden duyduklarının dile getirilmesinden başka bir şey değildir.

Anlatıcı, kendi çocukluğuna denk gelen birkaç istisna olay dışındaki hiçbir şeyi bizzat deneyimlemediği için roman boyunca sert bir gerçekçilikle dile getirilenler masalvari bir üslupla aktarılmaktadır.

Kitabın Türkçe çevirisinde çoğunlukla, duyulan (öğrenilen) geçmiş zaman kipi kullanılmış. Yanlış bilmiyorsam, bizim “mişli geçmiş zaman” dediğimiz bu kipin başka bir dilde karşılığı yok, bu nedenle romanın orijinalinin ya da başka dillere yapılan çevirilerinin nasıl olduğunu merak ediyorum.

Türkçe edebiyat eserlerinde çoğunlukla birinci ve üçüncü tekil kişi ağzından görülen geçmiş zaman veya şimdiki zaman kipiyle çekimlenmiş cümleler okumaya alışığız. Miş ekine ise masallarda yani sözlü edebiyat ürünlerinden aşinayız.

Kızıl Darı tarlaları bu açıdan bakılınca beni epeyce zorladı, diyebilirim. Sürekli şöyle olmuş, şunları düşünmüş, böyle şeyler yaşanmış diye anlatılan olaylar, bir yandan gözümü tırmalarken diğer yandan da iç sesime yabancılaşmama neden oldu.

Bu biçimsel olumsuzluğa rağmen, romanın oldukça nitelikli olduğunu söyleyebilirim. Romanı okumadan evvel Çin’in son yüz yılına dair kabaca da olsa bir fikir sahibi olmak gerekli. Japon işgali, Mao’nun zaferiyle sonuçlanan iç savaş, kültür devrimi sırasında yaşananlar vs. hakkında temel bilgiler, roman boyunca anlatılanlardan kopmamak adına önemli.

Romanın ruhuna daha iyi nüfuz edebilmek için, Yu Hua’nın Jaguar Yayınları tarafından yayımlanan “On Sözcükte Çin” isimli kitabının okunması da faydalı olabilir.

Kızıl Darı Tarlaları, okuduğum en sert romanlardan biri oldu. Klasik laf, birinin et yemekten soğumasını istiyorsan onu mezbahaya götür, der. Bu kitap da birinin, savaşın ne kadar berbat olduğunu anlamasını istiyorsan ona olan biteni tüm vahşetiyle anlat, prensibinden hareket ediyor.

191.) Kurt Vonnegut, Titan’ın Sirenleri, Çeviren: Handan Balkara, Can Yayınları, Roman

Titan’ın Sirenleri, Vonnegut’un 1952’de yayımlanan Otomatik Piyano’sunun ardından yayımlanan ikinci romanı. Kitap, ABD’de 1959’da yayımlanmış. Türkçe ilk baskısının yapılması ise 2018’i bulmuş.

Titan’ın Sirenleri için Vonnegut’un sonraki romanlarında bulacağımız temaların ve üslubun nüvelerinin ortaya çıktığı yapıt, diyebiliriz.

Yazar, ilk romanın izinden giderek bilimkurgu türünde yazarken, romanın kinik bir mizah içermesine, insanlığın hırsları nedeniyle yaptığı aptallıklara, absürt olayların ardı arkasına sıralanmasına özel bir önem vermiş.

Romanın içine, olmayan kitaplardan yaptığı alıntılar, kurgu karakterlerden alınan özdeyişler vs. koyması da romanı bu pencereden bakınca öncü bir noktaya taşımaya yetiyor.

Titan’ın Sirenleri, “pulp” bir kitap okuyacağınız bilgisi ile başlanıp beklenti düşük tutulursa tatmin edici olabilir. Bununla birlikte, “esaslı bir Kurt Vonnegut romanı” okuyacağınızı düşünürseniz hayal kırıklığı yaşayabilirsiniz.

192.) ABD’li yazar ve aktivist James Arthur Baldwin’i siyahi ve eşcinsel olması nedeniyle ötekinin de ötekisi olarak tanımlayabiliriz. 1924 ile 1987 yılları arasında yaşamış olan yazar, özellikle ABD’de ırk ve yönelim ayrımcılığına uğramış ve hayatının önemli bir kısmını Fransa’da geçirmiştir.

Fransa’da tanıştıkları ve ortak çalışmalar yürüttükleri Engin Cezzar’la olan dostlukları sayesinde Türkiye’ye de sık sık gelmiş ve Engin Cezzar – Gülriz Sururi çiftinin evinde misafir kalmıştır. Hatta 1962 tarihli “Bir Başka Ülke” isimli romanını Cezzar – Sururi çiftinin evinde tamamladığı söylenir.

Cezzar  – Baldwin dostluğuna ilişkin detaylar, Dost Mektupları (YKY, 2007) ve Engin Cezzar’ı Takdimimdir (İzzeddin Çalışlar, Doğan Kitap, 2005) isimli kitaplardan öğrenilebilir.

Baldwin, Fransa’da yaşadığı yıllar içinde çeşitli etkinliklere, konferanslara, televizyon şovlarına ve tartışma programlarına katılmak üzere pek çok defa ABD’ye geri dönmüştür.

Baldwin, ölmeden hemen önce, “Remember This House” isimli bir romana başlar. Yaklaşık otuz sayfalık bir kısmını yazabildiği bu çalışmasında Bladwin; ABD’de öldürülen Malcolm X, Martin Luther King Jr. ve Medgar Evers’ın yaşamlarından yola çıkarak bir bütüne ulaşmayı hedefler ancak kitap tamamlanamaz.

Baldwin’den kalanlar bir dönem Haiti Kültür bakanlığı da yapmış olan yönetmen Raoul Peck tarafından 2016 yılında belgesel haline getirilir.

“I Am Not Your Negro” adını taşıyan yapımda, Samuel Jackson, Remember This House’tan parçalar okur ve bu parçalar, dönemden kalan görüntülerle birleştirilerek oldukça başarılı dramatik bir kurgu elde edilir.

Bu görüntülerde, Baldwin’in katıldığı çeşitli toplantılardaki konuşmaları, Malcolm X, King ve Evers’ın görüntüleri ve konuşmaları, polis şiddetine uğrayan siyahilerin görüntüleri ve daha fazlası oldukça başarılı bir şekilde bir araya getirilerek 93 dakikalık bir yapım ortaya çıkar.

I Am Not Your Negro, 2020 yılında ABD’de yaşanan büyük ayaklanmaları anlayabilmek adına izlenebilecek yapımlardan bir tanesi olarak da adlandırılabilir.

Raoul Peck’in bir araya getirip belgeselin iskeletini oluşturduğu metin, 2017 yılında aynı isimle kitap olarak da basılır.

Kitap, 2020 yılının Haziran ayında Kırmızı Kedi etiketiyle ve Sevin Okyay çevirisi ile Türkçe olarak da yayımlanır.

Filmin Künyesi: 

I Am Not Your Negro (2016)

Süre: 93’

Yönetmen: Raoul Peck

Senaryo: James Baldwin, Raoul Peck

Ülke: İsviçre, Fransa, Belçika, ABD

İMDB: https://www.imdb.com/title/tt5804038/ 

193.) ALIŞVERİŞ SEPETİ:

Kurt Vonnegut külliyatı uzun zamandır Can Yayınları ve April Yayıncılık arasında bölünmüştü.

2021 itibariyle Can Yayınları Vonnegut külliyatının tamamının yayın haklarını satın almış ve yazarın en önemli üç kitabını yeni çevirileriyle okurlarla buluşturmuş durumda.

Bu noktada üç kitabın çevirmenlerine dikkat çekmek isterim.

Yazarın belki de okunması gereken ilk kitabı “Slaughterhouse Five” “Mezbaha Beş” adıyla Hamdi Koç Tarafından; “Cat’s Cradle”  “Kedi Beşiği” adıyla Mahir Ünsal Eriş Tarafından; “Breakfast of Champions” “Şampiyonların Kahvaltısı” adıyla Cem Akaş tarafından tekrar dilimize kazandırılmış.

Hamdi Koç, Mahir Ünsal Eriş ve Cem Akaş ayrı ayrı önemsediğim isimlerken onların yetkin kalemlerinin Kurt Vonnegut ile buluşması beni ayrıca mutlu etti. Şanslıyım ki bu üç kitap içinden yalnızca Mezbaha Beş’i daha önce okumuştum. Diğer iki kitabı ise Can Yayınları baskısından okumayı dört gözle bekliyorum.

Selahattin Özpalabıyıklar adı, bir kitabın künyesinde geçiyorsa o kitabı mutlaka merak ederim. Eğer bir kitabın çevirmeni ise o kitabı mutlaka edinir ve okurum.

Dilimizde daha önce yayımlanmış başka bir kitabı olmayan Brian Dillon’ın “Denemecilik – Biçim Duygu ve Kurmacadışı Üstüne” adını taşıyan kitabının çevirmeni Selahattin Özpalabıyıklar.

Kitabı edinip okumak için bu kadarı yeterli aslında.

Bununla birlikte, kitabın Everest Yayınları’nın “deneme” serisi içinde yayımlanmış olması da merakımı kamçılayan bir diğer unsur. “Everest Deneme” serisi içinde yayımlanıp okuduğum kitapların tamamının bana çok şey kattığını söylersem sanırım abartmış olmam.

Yazan Onur Uludoğan

1978 yılının sıcak bir yaz gününde dalga seslerinin duyulabildiği bir hastanede dünyaya geldiği rivayet olunur.

Bir türlü ehliyet sınavını geçemediği için korsan taksi şoförlüğü, değişen telif yasaları sayesinde korsan CD satıcılığı, Allah vergisi sesi nedeniyle pavyon şarkıcılığı, pasifist düşünce yapısını bahane ederek bar fedailiği, pimpirikli kişiliği yüzünden de torbacılık gibi alanlardaki kariyer fırsatlarını yeterince değerlendiremedi.

İki yıl okurum diyerek başladığı üniversite yaşamını on üç yıl sonra bitirebilmesi belki de kayda değer tek başarısıdır.

onuruludogan@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Makro Çekimler

Ofiste Gizli Bir Gücetapan mısın? Kendine Dürüst Test.