in

Mağdurlar Neden Zalimdir?

Dünyanın uçsuz bucaksız ovalarında, ağzımızın gözümüzün yaşama isteğiyle dolduğu bu dünyada, kim mağdur değil ki var olmaktan? Kimin sırtında değil bilinmezliğin görünmez kamburu ve kimin suratının tam ortasında kızarıp durmaz yumuşak bir dehşetin fiskesi? Nereden geldiğini ve nereye gideceğini bilmeyen bilincin çırpınışı, normal olmak için ötekine yakarışı tuhaf mı? Herkesin biraz üzgün olduğu bu dünyada bunca kalbi kim kırdı? Zalimler diye bağırıyor bir ses! İyi ama kimdir zalimler? İçimize kim sokuşturdu onları?

Kim ne derse desin, kendini nereden neye inandırırsa inandırsın normal diye bir şey yoktur. Yoktur çünkü hiç var olmamıştır. Normallik ölü doğmuş bir çocuk, ölü doğmuş bir çocuğun yaşama hayaletinin geride bıraktığı derin ve hüzünlü boşluktur. Kendisinin biricikliğinin farkına varabilmiş yegâne bir varlık olarak insan, her ne kadar yüzyıllardır biricikliliğinin değerini kutsuyor ve bu bilinçte kalmaya çalışıyor gibi gözükse de korktuğu şey biricikliğini kaybetmek değil biricik olmaktır. İnsan biricik ve tek olmayı hedeflemez, tek olduğunu çok ilkel bir yerden sezer ve bu teklik halinden kaçmayı ya da en iyi ihtimalle ona alışmayı ister. İnsan herkes gibi olmak ister. Herkes gibi olmak için de herkes diye bir şey icat etmek zorunda kalır ve toplumu tam olarak buradan dehşetli, yakıcı ve acemice bir istekle inşa etmeye kalkar. Kızmak mı gerekir insana bunu dilediği için? Neden korkar ki insan tek olmaktan? Başka hiçbir kimsenin ya da hiçbir şeyin kendisine benzemeyişinden? Hani her şey yegane olmak içindi? İnsan kendisine neden böyle bir yalan söylemeyi tercih etti?

İnsan kendisine çok güzel bir yalan söyler ve gerisine karışmaz. Bir yalanı söyleyebilmek için her şeyden önce gerçeği çok iyi bilmek gerekir. Yalanda yanılgı yoktur bu yüzden ve bu yüzden çoğu zaman bir kusur da yoktur. Yalan bir tercihtir ve insan ne pahasına olursa olsun tercih edebilmeyi ister. Gerçeği bilmekse hazin bir hikayedir. Hazindir çünkü gerçeklik denen şey yalanın aksine diktatördür, tektir, herkese kucak açmaz, ne olursa olsun son sözü söyleyen odur, varılan odur, gerçekliğin içinde insana sunulmuş bir tercih hakkı yoktur. Gerçeklik hiç kimseye bir tercih hakkı sunmaz ve her zaman çok haklıdır. İnsan bu haklılık karşısında neredeyse hiçbir şey yapamaz ve dehşete kapılır. Ormanlar, hayvanlar ve taşlar yalnız olduklarını bilmezler, belki de bilirler ama bilip bilmediklerini biz bilmeyiz. İnsansa yalnız olduğunu kesinlikle bilir, bu onun kulağına bütün hücreleri tarafından duyurulmuş, iş işten geçmiştir. İnsan da kendisine tercih hakkı olarak bir yalan bulur ve gerçekliği eğip bükmeye çalışır, yapabildiğince… yalnız olduğunu bilmeyen, bir bütün gibi görünen kainatın karşısında tekliğinden haberdar olmak kolay şey midir? İnsan kendisinden gizlediği o sırrı yani yalnızlığın ağırlığını sadece tanrısına itiraf eder ve hatta bu hissi ona devreder, yalnızlığın ona mahsus olduğunu söyler, teklikle ben değil tanrım başa çıkabilir der ve acizliğini onun karşısında kabul eder, bu yüzden de tanrısı karşısında çıplaktır çünkü ona bakan gözler tanrısının gözleri değil kendi gözleridir, kendi gözlerinden kaçış olmadığını insan çok iyi bilir. Fakat yine aynı insan, tanrısı karşısında bu tekliği benden al ve beni sana kat diye yalvaran aynı insan, teklik hakkında konuşup durur, yalnızlığı kutsar… Başını düşünce yastığına koyunca hem bambaşka olmayı hem de bir bütün olmayı ister, bunu yapmak da ancak her şeyi kendine benzetmekle mümkün olabilir. Kendisini hem bilinçte hem de bedende çoğaltmaya çalışan hüzünlü insan da ötekinin gözünün içine bakıp ‘ Lütfen benim gibi ol’ diye yalvarır. Benim gibi ol çünkü tek başıma ben olmak çok zor, benim gibi ol çünkü ben tek başıma ben olursam var olmanın sorumluluğu bana kalır… İnsan diğerinin gözlerinin içine bakar ve yaşama yükünü kendisiyle bölüşmesi için ona yalvarır.

İşte bu yüzden tam da bu yüzden herkes mağdurdur ve bütün mağdurlar zalimdir. Annelerimiz ve babalarımız onlar gibi olmamızı isterken bizi yaralarlar ve biz mağdur çocuklar dünyayı bizim gibi olsun diye yaralamaya devam ederiz… o benzerliği haklı çıkarmak için kendimize ince ince ve ustalıkla iyilik ve güzellik dolu bir benlik inşa eder, bize benzemek istemeyenleri bize değil de haklılığa ve iyiliğe uymadıkları gerekçesiyle suçlarız. İyilik ve haklılık cuntası gelir. Bir daha da asla gitmez…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Yolculuk

Kafka’dan Sonra Öykü Yazmanın Anlamsız Olması Üzerine