in

Katil

Bana aldığı hediyeyi vermek istemediğini fark ettim. Yüzüne baktım, su yeşili gözleri kararmıştı. Yosunlu bir göl. Bir insanı bu kadar mutsuz etmek bir cinayet. Katilim ben.

Babasının seçtiği belli, özenle paketlenmiş, türlü çaba ve tembihle eline tutuşturulmuş, siyah zemin üzerine altın rengi yıldızlarla süslenmiş bir paket elinde. Gönülsüzce uzattı, gözlerini babasından ayırmadan ‘mutlu yıllar’ dedi. Ah, ne çok şey anlatıyordu gözleriyle. Girdaplandı cinayet mahalli su yeşili.

Kumral saçları tepesinde bir örgü ile tutturulmuş; giydirilmiş oyuncak bebekler gibi. Öylesine güzel ki, bana hiç sahip olamayacağım bir şeyleri hatırlatıyor. Şu sıralar en az onun kadar düşmanım kendime; bilse, belki bana bir parça yakınlık hissederdi. Nefret ediyor benden. Babasını elinden alan, annesini ağlatan, rutinlerini çalan kadından…  Küçücük bedeninde ne çok duygu vücut bulmuş şaşırıyorum, sesim bana bile çok uzaktan geliyor. Bir yerlerden bulduğum emanet tebessümle ‘teşekkürler güzellik’ diyorum.

Annemi anımsatıyor gözleri. ‘Sende baban gibisin’ diye yankılanıp bana çarpan sesini, ürperiyorum.

Aslında seçme şansım olsaydı anneme benzemek isterdim -ruhu böceklenmeden önceki anneme – ama öyle ümitsizdi ki iyi biri olma ihtimalimden, hiç yüksek sesle söyleyemedim.

Adını koyamadığım bir boşluk vardı içimde, manasız diyordum. Her şey tepetaklak olmadan önceydi, bir rüya gördüm, şimdi nereden aklıma geldi bilmiyorum; muazzam bir uçuruma boynunu eğmiş ulu bir ağaca dev bir salıncak kurulmuş, neşeyle sallanıyoruz. Kocam ve ben. Zaman sonra inmek istiyoruz ama kontrol edemiyoruz, boşlukta savruluyoruz. Birbirimize bakıyoruz, artık neşeli değiliz, tanıyamıyorum o ifadesini. Ben giderken de öyle baktı bana, boş, yabancı gibi.

O ve ben, birbirimizin sözde kusursuz hayatlarına bundan çok önce sızdık. O bir şiir okudu, ben bir hikâye anlattım. Onun şiiri bana, benim hikayem ona dokundu, aktı, yavaş yavaş birbirimize karıştık. Merak ediyorum; yer altından kaynağına koşan sular gibi sürüklenmeseydim O’na, yaşar mıydım o geceyi? Bile isteye mi çağırdım ihaneti? Ne hazin, kocamı affedememişim ama kendimi gözü kapalı affetmişim. O merak etmiyor, hep mutsuzmuş, hataymış evliliği…

Asıl parti dündü. Bana sürpriz yapmış, en heveslilerinden birkaç arkadaşı toplamış eve. Oysa bu konuyu tartıştık, enine boyuna hem de sayısız kere. Sorular, kıyaslar… Tahammül edemiyorum ki ben insanların başka hayatlara duyduğu bu abartılı ilgiye. Sonuçta arkamızda iki mutsuz insan bırakmışız. İlla burnumuzdan gelmeli; gelmeli ki ahali tekrarlasın hep bir ağızdan ezberlenmiş kısaslarını. Galiba alkışsız, seyircisiz mutlu olabileceğimize hiç inanmadı.

Hissediyorum, benden uzaklaşmaya başladı. Engel tanımayan, ateşli, inançla, aşkla bakan gözlerinin ışıkları söndü. Duruşunda, yürüyüşünde bir başkalık var, ağır, sanki yağmur sıkıntısı…

Bazen tatil beldelerine giden yol üstü seyir tepelerine benzetiyorum kendimi. Asıl hedefe varmadan önce herkesin tüm manzaraya hâkim diye durup hayranlıkla baktığı, resimlerle ölümsüzleştirdiği, sorsan en güzel köşe. Değmeden geçemezler ama uzun da kalmazlar. Zaten tepe, kalıcı misafire uygun dizayn edilmemiştir…

Kulaklarım çınlıyor. Bin yıllık kabuslarım küçücük bir çatlaktan süzülüp içime doluşmaya başladı yine. Yüzümde sabit bir gülümseme, eteklerimi çekiştiren çirkin, biçimsiz endişe cücelerim.

‘Başarısızsın işte’ diye fısıldıyor biri. ‘Bir çocuğun sevgisini bile kazanamadın!’

‘Buraya ait değilsin’ diye yapışıyor bir diğeri koluma sertçe. ‘Hep öyle hissetmedin mi zaten? Bu defa tutunacağını sandın ama bak yine olmadı. Hiçbir yere ait değilsin sen!’

Az önce çıktılar, kızını eve bırakıp dönecek. Döndüğünde burada olmamaya kararlıyım. Hızlıca toplandım. Kısa bir not bıraktım sadece. Fark ettim ki yerleşmemişim hiç, hazırmışım çıkıp gitmeye.

Anahtarları antredeki küçük çinili kâsenin içine bırakıp sessizce çıkarken aklımda tek soru var.

Kendimi de sayarsam kaç kişinin katiliyim ben?

5 Yorum

Cevap Yazın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Müşteri Hizmetleri

İnsan Eylemlerinde Özgür Müdür?