in

Doğal Yazarlık

Yazarlık doğal insan ilişkilerinin yansıması. Kiminin kafası satranç oyuncusu gibi çalışır, epey de ilerler… Ama tıpkı savaştaki gibi kazanan tarafta da olsa kaybeden tarafta da olsa tahta ortadan kalktıktan sonra başlayan hiçlikle baş etmesi güç olur. Kimininse gücü kendinin bile farkında olmadığı bir iç değirmende sessizlikle eğittiği, öğüttüğü, alçakgönüllülük ve dinlemekten oluşan doğal özünün sonsuz sayıda yeni hikayeye yollar açtığı bir yeteneğin dinginliğinden, ışığından gelir. Yazı bittiginde ortaya çıkan şey okuyucuya olduğu kadar kendisine de sürprizdir. Yazma deneyimi her türlü çiylikten, “al sana, al sana” dan uzak, büyülü bir yolculuktur. Çünkü örgüyü günün ilişkilerinden türemiş yapay bir dille kurmaz. Kendinin de tam yazarken keşfettiği geçmişten ve bilinmeyen gelecekten aldığı bir dille kurar. Sözcükler kirli giysiler gibidir. İşte bir savaş yahut satranç malzemesi olmayan sözcükler bu kirli giysiler gibi olanlarıdır… Doğrudan yaşamdan gelirler ve yapay akılla zedelenmemişlerdir. Yazısını satranç mantığı ile kuranın eseri kauçuksa, yazısını doğal, yaşamsal bir oluşla kuranınki yaşayan sabah açıp akşam solan sürekli bir devinim, dinamizm içinde olan tüm bitkilerdir… Güçlerini aldıkları şey de budur. Her an ölüyor her an yeniden diriliyor oluştur. Gafil avlayan, boşluğundan, dikkatsizliğinden, dalgınlığından yararlanan satranç oyuncusu yazarın aksine doğal yazar, önceleri kızsa da kendini sürekli bu akılla avlayanlara, boşluğunu kollayanlara… Sonradan kendini onlarla fark edebildiğini görür… Michael Ende’nin dediği gibi “kötülük de eninde sonunda iyiliğe hizmet eder”

Yazan Tersla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Turuncu Rengin Psikolojisi

Buruk Pazar