in

Zamanlama Meselesi

Her şey zamanlama meselesi aslında. Çok basit, çok zor…

Anladım yaşamın düz bir çizgi olmadığını. Hayallerle kırıklarının, mutlulukla hüznün, huzurla stresin iç içe olduğunu çok geç öğrendim. Belki biliyordum da ancak kabullendim 65 yaşımda.

İnsanın ruh halleri de tıpkı hayat gibi. Yükselip alçaldığı, kuvvetlendiği ve güçten düştüğü anları var ruhumuzun. Yaşamın ve ruhumuzun bu değişken çizgisi hayatı büsbütün eğri çizgiler üzerine kurulu bir düzen haline getiriyor ve bu insanoğlunun varlığından beri devam ediyor. Bir de insanların zamanının sınırlılığını koyunca bu denklemin içine hayatı başka türlü tarif etmek, başka anlamlar bulmak ihtiyacı kaçınılmaz oluyor.

Peki insanlar nasıl yaşıyor, nelerin peşinde tüketiyor ömrünü? Herkes aynı değil elbet ama birbirine benzeyen gruplardan söz edebiliriz illa ki.

Kimisi, eğri çizgileriyle başladığı noktaya geri dönen hayatın bu dairesel hareketinden bihaber renklerine dalıp gidiyor yaşamın, sorgulamadan yaşıyor.

Bazısı, fark ediyor döngüyü, dışına çıkmaya çalışıyor çizginin, başka yollar arıyor, buluyor, bulamıyor…

34 yaşının köşesini dönerken bir sonbahar akşamı düşüveriyor gönlüne bir boşluk hissi kiminin, kimisi 22’sinde fark ettiği rutinin dışına çıkmaya ancak 40’ında cesaret buluyor.

Mutluluk arayışı, aşk, anı yaşamak…gibi, fark etmeden alışkanlık edindiği takıntılar biriktiriyor kimisi hayat yollarında ve yaşamın bu renkli parçalarını, kesintili ruh hallerini hayatının amacı yapıveriyor bir anda.

Kimisi özü ayrı, sözü ayrı, fikri başka yığınların belirlediği yaşam standardını, ölçüleri kendisi için bağlayıcı sanıyor, ona göre konumlandırıyor yaşamını, duygularını ve de tanımlarını.

Kimisi seyrederek yaşıyor hayatı, seyrediyor ve öğrendiğini taklit ediyor, etmeye çabalıyor, kimisi bundan memnun kalmamış ancak cesareti yok, yazık, mecburen iştirak ediyor.

Kimisi memnuniyetsizliğini sözle dile getirmekten bir adım öteye gidecek kadar cesur, kenara çekiliyor, yeni anlamlar arıyor, buluyor, bulamıyor…

Ama akıyor hayat. Zamanın durmaz seli kimseyi beklemiyor. Bütün bu hengamede insan yoruluyor, yıpranıyor ve en önemlisi de illa ki yaşlanıyor. Bir zamanların esip coşan rüzgarı mecburen diniyor. İnsan ancak o zaman, mecburen kenarında kalınca hayatın, bütününe bakabiliyor yaşamının. Bütün o karmaşadan geriye kalan ise bir  avuç hatıra ve belki birkaç da eş dost. İşte insan kesin olarak o zaman yapabiliyor yeniden tanımları. Nedir yaşamanın anlamı, mutluluk nasıl bir şey ve tam olarak nedir?  İşte şimdi efsunlu bir bilgi var elimizde, lakin bilgiyi kullanacak derman yok dizimizde. Öyleyse başkasına faydalı olsun diye bol bol anlatmalıyım diyor bilge, her şeyi hepinize. Oysa bizim tanımlarımız başka, nasihat diyoruz biz ondaki bu bilgiye ve hiç sevmiyoruz, kıymetli gelmiyor bizim hiçbir ruh halimize…

Dedik ya döngü diye. Ademoğlu, Havvakızı bu döngünün izinde sürdürüyor işte binlerce yıldır yaşamını ve tam da bu yüzden işte bulamıyor doğru zamanda hayatın anlamını.

Her şey zamanlama meselesi aslında. Çok basit,çok zor.

Yorumlar

Cevap Yazın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Loading…

0

Meteor Soprano: Diana Damrau

Ursula K. Le Guin: Erkek Olmak Üzerine Düşünceler