in

Tesisatçılar Dünyayı Nasıl Mahvetti?

Tamam tamam. Dünya’yı herkes mahvetti biliyorum. Bu karartı yumağında herkes elini taşın altına koydu ve belki de tek eşitlik bu konuda yaşandı. insanlığın uzlaştığı ender noktalardan birinin de bu olması en hafif tabiriyle biraz komik. Biraz ama altını çizeyim. Derhal kahkaha atmamıza gerek yok. Yine de eğer isterseniz tebessüm etmek serbest… Ben, bu taşın altına giren eller arasından, tesisatçıların ellerinden ve varlıklarından bahsetmek istiyorum…

Biliyorsunuz, son dönemlerde her şeyin bir kursu var. Parasını verdiğiniz ya da okuluna gittiğiniz takdirde her şeyin bilgisini öğrenebiliyorsunuz. Hatta bununla da kalmıyor bu bilgiler yahut belgeler sayesinde hem başkalarının işlerini yapabiliyor hem de o bilgi sanki sizin tekelinizdeymiş, siz ona ulaşmak için yıllarınızı vermişsiniz, böylece onu en çok siz haketmişsiniz, bu konuda en söz hakkı sahibi sizmişsiniz ve hatta neredeyse o bilgi sadece size emrolunan bir şeymiş gibi ortalıkta caka satabiliyorsunuz. Satın. İstediğinizi yapmakta özgür olduğunuz bir dünya ne de olsa burası. Caka satma kısmını es geçip insanın bir şeyi öğrenmesinde ne tür bir sakınca olduğunu mu merak ediyorsunuz? Buraya değinelim öyleyse…

Bilgi elbette önemlidir… Ama onu bir alışveriş nesnesi haline çevirmek? Onu kavramaya çalışmadan tutup saklamak? ve hatta onu başkasının kavramasının önüne geçmek? Bunlara dikkat etmek bilginin kendisinden daha değerli olabilir. Eski çağlardan anlatılan klasik hikayeler vardır ya hep, öğrenci bilge hocanın yanına gider ve hoca ona neredeyse hiçbir şey vermez… Tabi takdir edersiniz ki öğrenci parasız olduğu için değil, hoca aşırı nazlı ya da cimri olduğu için de değil… O bütün hikayede beklenen şey öğrencinin kendi deneyimini ve bilgiye ulaşma şeklini kavrayabilmesidir… İnsanlık, işleri kolay yürütebilmek için ”meslek” gibi bir kavram yaratmak zorunda kalmış olabilir. Bunu anlayabilirim. Tabi bu yüzden kimse kendi yarasını saramamaya, kendi kıyafetini dikememeye, kendi yemeğini yapamamaya başlamış da olabilir ama benim özellikle üzerinde durmak istediğim nokta bunun bir pazar ve zorbalık haline gelmiş olması. Bilgiyi önce parayla satıyorsunuz, sonra o bilgiyi alan da o bilgiyi parayla satıyor ve üstüne üstlük kendin çal kendin oyna dünyasının içinde başkasının kendi başına deneyime ya da bilgiye ulaşmasını da engelliyorsunuz, onu kötülüyorsunuz, yeterince iyi yapmıyor olmakla, yeterince bilmiyor olmakla suçluyorsunuz… Hımmm ne güzel, ne şahane. Ne sinsice!

Peki neden tesisatçılarla bozdum kafayı? Bütün bu yığının arasından onları neden seçtim? Çok klasik bir hikaye vardır. Evinizde bir şey bozulur, tesisatçı veya tamirci çağırırsınız, küçücük bir hareket yapar, 100 liranızı alır ve gider. Salonun ortasında boş gözlerle duvarlara bakarsınız ‘bu neden oldu?’ diye. Her ne kadar her zaman için öyle sanmış olsanız da canınızı sıkan verdiğiniz 100 lira değildir. Kendi ‘beceriksizliğiniz’ ama bence en çok da dikkatsizliğiniz ve özensizliğinizdir. Nasıl oldu da insan kendi bozduğu basit şeyleri bile başkasına yaptıracak kadar kendinden ve nesnelerinden uzaklaştı? Nasıl oldu da tesisatçılar çıktı ortaya?

Ayrıca dikkatinizi çekmek isterim ki, pek çok işin eğitimi verilirken tesisat ya da tamir kursu bulamazsınız. Neden mi? Buna biraz olasılık dışı bulabileceğiniz bir cevabım var ; lanet olası fedaraller… Şaka şaka!  Belki de istenmeyen, insanın kendine yetmesidir ve bu yetersizlik, muhtaçlık duygusu, daima ve en küçük nesnelerin üzerinden bile büyüsün istenilir…

Hem kendi bozduğunu, kırdığını, hırpaladığını bile tamir edemeyen ve buna dair bir sorumluluk bile hissetmeyen insandan insanlık namına ne beklenebilir?

Yorumlar

Cevap Yazın
  1. Benim değil ama bir arkadaşımın başına bahsettiğiniz türden bir felaket geldi. (Ben genelde bozulan şeyleri yaptırmama taraftarıyımdır.) Bir conta değişimi için kendisinden 80 lira istendiğinde ama ama diyecek olmuş, “abla servis ücreti zaten 50 lira, 30 lira da işçilik” deyince pazarlığa tutuşacak olmuş ama ne fayda! Üç dakikalık işlem için -ki 2 dakikası oyalanma- 80 lirayı almış gitmiş. Belki de kendi beceriksizlik ve ilgisizliğimizin bedelini ödüyoruz. Dünya basit şeylerin kompleks bir bileşimi olabilir. Herkese iyi günler.

  2. emeğin karşılığını süreyle ölçmek!!!??? yazılımcılar da bu tesisatçılar gibi, 2 dakikada kod yazıyorlar, ama bi program lazım olsa eşek yüküyle para isterler di mi? ya da tasarımcılar, bi logo çiziktiriyorlar, üüü aynısını bizim oğlana desek yapar. çevirmenler hele, ne sanki, yarım saat süren ardıl çeviriye servet istiyorlar vs…
    bir başkasının işin ehli olduğu için, o konuda bilgi ve deneyim sahibi olduğu için iki dakikada yapabildiği iş “2 dakikalık iş” değildir. onu ben de yapardım mantığıyla yapılan işe ücret biçilecekse, adama niye yapmadın o zaman derler… istesen öğrenip kıyafetlerini dikebilir, meyveni sebzeni yetiştirebilirsin de. bunları da öğrenirken eğitiminin karşılığını verirsin. kursa gidersin ya da gönüllülük yapar, emeğinin karşılığı olarak bilgiyi alırsın. (bir de tamirci çağırmadan yapılacak işi anlatıp fiyatını öğrenebilirsin tabi). kötü bir yazı olmuş, fikirlere saygı diye emek sömürüsüne o da dursun diyemeyeceğim. keşke silinse.

    • Onun yerine konuşmak istemem ama bence yazarın anlatmak istediği şey, kapitalist üretim ilişkilerinin insanları tek boyutlu varlıklar haline getirmesi. Yani bir insan aynı zamanda müzisyen, tamirci, kendi gıdasını üretebilen ve yazılım geliştirebilecek kapasiteye sahipken, bizi tek boyutluluğa ve tek yönlülüğe mahkum kılan sistemi eleştiriyor.

      Uzun lafın kısası mesele tesisatçılar değil. Bakınız yazının sonunda şöyle denilmiş zaten:

      “Belki de istenmeyen, insanın kendine yetmesidir ve bu yetersizlik, muhtaçlık duygusu, daima ve en küçük nesnelerin üzerinden bile büyüsün istenilir… Hem kendi bozduğunu, kırdığını, hırpaladığını bile tamir edemeyen ve buna dair bir sorumluluk bile hissetmeyen insandan insanlık namına ne beklenebilir?”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Loading…

0

Comments

comments

Kapitalizmin Kalesi Amerika’da Yeni Bir Sol Dalga Yaratan Alexandria Ocasio-Cortez Kimdir?

Bir Folklor Topluluğunun ‘Oda müziğine’ Dönüşmesi: Yanka Rupkina