in

Çoğunluğa Ağıt: “Gün Olmadan”

Gözlerimi açtığımda, öncekilerden hiçbir farkı olmayan yeni bir güne başlıyor olmanın sıkıntısı tüm bedenimi sarmıştı. Ev sanki perdeleri giyinmişti ve üzerime üzerime geliyordu. Odayı kaplayan sabahın sevimsiz karanlığında, yatakta uzanmış, boş boş tavana bakıyordum. Tavanda asılı duran lamba, varlık arayışında karanlık gözlerle bana bakıyordu. Bedenimin ağırlığıyla düşüncelerimin ağırlığı birbirini tartıyor, hareket edemiyordum. Bir o yana bir bu yana dönerek günü ertelemeye uğraşırken hiç durmadan akan zamanı hatırlatan saatin sesi her şeyi bozmuştu.

Yataktan kalkıp üzerime yapışan iş hayatının içine taşınmak istemiyordum. Ne de olsa yalnızlık geceden örtmüştü üstümü, soğuktu ama sessizdi. Fakat mesai beni çağırıyordu ve bu çağrıya kayıtsız kalamazdım. Bir önceki günün kalabalığını düşünerek kalktım yataktan. Bir ses aradım. Yalnızlık, sesle buluştuğunda bir an için olsa bile unuttururdu kendini.Yataktan çıkınca üşüdüm, kollarımı bedenime sardım. Geç kalmış olmanın verdiği huzursuzlukla pencere kenarına gittim, perdeyi araladım ve dışarı baktım. Dışarısı da farksız değildi odanın içinden. Sersem ve uyuşuk ruh halinden kurtulmak için bir avuç su çarptım yüzüme. Kendime geldikten sonra aceleyle giyinip evden çıktım. Merdivenlerden koşar adım inerken bir kez daha hayata teslim oluyordum.

İnsanlar sağımdan ve solumdan irili ufaklı gruplar halinde geçiyorlardı. Aslında hepsinin yalnızlığı yüzlerinden okunuyordu. Onlar da benim gibi bir yere yetişmenin çabukluğuyla hareket ediyorlardı. Kim bilir, kaç hayat neleri devirerek başlıyordu yeni güne. Bir sürü hayat dünün bakiyesiyle sabahın içinde koşturuyor ve ben sürekli insanların bakiyelerini düşünüyordum. İnsan yüzleri bir rastlantıdan kaçırıyordu bakışlarını, kimse durmak istemiyordu yolda. Belki de istemedikleri bir hayatın parçası olan kuralları hatırlamaktan korkuyorlardı. Denize tepeden bakan bir yerde durakladım, sürekli kafamda dönüp duran düşüncelere iyice kulak kabarttım. Hiçbir şey anlayamıyordum yine. Vazgeçtim. Etrafa bakındım; gökyüzüne, denize, yollara, insanlara… İnsan kalabalığı işgal etmişti her yeri. Hava ağır ve griydi. Bir süre durakladıktan sonra yalnızlığımı alıp tekrar düştüm yola. İnsanların yüzlerindeki ifade hepsini birbirine benzetiyor, herkesi aynılaştırıyordu. Renksiz hayatlar mı daha kötüdür aynı renk hayatlar mı? Bu sorunun cevabını aradım bir an. Sonra ondan da vazgeçtim. Ayrı bedenlerde dolaşan tek bir insan gibi görünüyordu herkes. Ve tüm bunlar beni insana olan sevginin tükendiği bir zamana sürüklüyordu.

 

Aynılaşmanın ve sıradanlığın bir parçası olmak istemiyordum. İş yerine vardığımda kafam tüm bu soru ve düşüncelerle doluydu. Yukarı doğru merdivenleri adımlarken ayaklarım geri çağırıyordu beni. Montumu çıkardım ve oturdum bir süre.  Yeni yüzler, insanlar, caddeler, sokaklar… Bilmek ve tanımak istemiyordum artık.

İlk çayımı yudumlarken hiç acele etmedim, sanırım yarın sabah da acele etmeyeceğim…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Kediler Aleminin Günü Kutlu Olsun! Miyav!

Ataerkiye Karşı Kadınlar Direnişte