in

Melis Alphan Yazdı: “Bir Kadın Anne Olmadan Da Tatmin Dolu Bir Hayat Sürebilir”

​​​​​​​Anneliği her şeyin üzerinde tutarak kadınları yok sayanların anlamasalar dahi, kabul etmeleri gerekiyor ki, her kadın çocuk istemiyor, her kadın annelik deneyimini yaşamak istemiyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 2016’nın haziran ayında yaptığı bir konuşmada şöyle demişti:

“Anneliği reddeden bir kadın, iş dünyasında istediği kadar başarılı olsun, özgünlüğünü kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Eksiktir, yarımdır. Anneliği reddetmek, insanlıktan vazgeçmektir.”

Ben, Erdoğan’ın deyimiyle anneliği ‘reddetmiş’ bir kadınım.

Buna ‘reddetmek’ yerine, ‘Anne olmamayı tercih etmiş’ demeyi yeğlerim. Bir ara ‘mahalle baskısı’ kaynaklı gel-git yaşasam da, bugün kafam çok net.

Neden bu tercihi yaptığıma dair onlarca şey sayabilirim. Birincisi, sadece kadın olduğum için hayattaki vazifemin annelik olduğunu düşünmüyorum. Liderlerin sorumsuzca davrandığı, her saniye insan haklarının ihlal edildiği, gıda güvenliğinden iklim değişikliğine ölümcül tehditlerle ve acılarla dolu bu dünyaya bir çocuk getirmek istemiyorum. Bütün enerjimi ve zamanımı bir çocuğu büyütüp yetiştirmeye değil, çok sayıda çocuğun faydasına çalışarak harcamak istiyorum.

Bu nedenlerin biri ya da hepsi ve dahası, anneliği her şeyin üzerinde tutanlara saçma gelebilir. Ama zerre umurumda değil. Bana göre de, kadınlığı annelik üzerinden tanımlamak dünyanın en saçma şeyi.

Benimkisi bilinçli bir tercih olduğu için, Cumhurbaşkanı’nın beni ve benim gibi çocuk sahibi olmayan kadınları ‘yarım insan’ olarak tanımlamasına hiç alınmadım; “Ne münasebet?” deyip geçtim.

Ama eminim ki, bu açıklamanın ardından, çocuk sahibi olmak isteyip de olamayan kadınların pek çoğunun kalbi epey bir kırılmıştır.

Kadın olmanın anne olmayı gerektirdiğine inananların, anneliği tercih etmeyen kadınları anlamasını beklemiyorum. Ama hiçbir kadının kadınlığını tartmanın da kimsenin haddine olduğunu düşünmüyorum.

Annelik Bir Varoluş Biçimi Değil, Sadece Bir Kimlik

Yazar Dilara Gürcü, geçtiğimiz günlerde Doğan Kitap’tan çıkan ‘Aramızda Kalmasın’ adlı kitabında -kadınların doğurabilen canlılar olmalarından kaynaklı- her kadının öyle ya da böyle günün sonunda anne olacağı algısının toplumda kadınlıkla eşleştirilmesine değiniyor: “Oysa her kadın anne değil ve annelik bir varoluş biçimi değil. Sadece bir kimlik. Topluma baktığımız zaman, kadın kimliği ve anne kimliği birbirinden ayrı görünmüyor. Birbirleriyle karışık, bulanık bir kimlik çıkıyor ortaya.”

Cumhurbaşkanının çıkıp anne olmayan kadınları ‘yarım insan’ olarak tanımladığı bir yerde, anneliğe kutsallık atfedilmesine şaşırmıyoruz elbette. Halihazırda toplumda güçlü bir şekilde var olan bu algı, bizzat devlet politikalarıyla besleniyor.

Hemen her gün bir kadının cinayete kurban gittiği, kadınların sadece yüzde 29’unun istihdama katıldığı, cinsel şiddetin evden okula, sokaktan işyerine her yerde kadınları hedef aldığı bir ülkede, Kadın Bakanlığı bir gerekliliktir. Ama iktidar partisi kadın sorunlarına eğilen bir bakanlık yerine ‘Aile’ye özel bir bakanlık kurarak ve her seçimin ardından bu bakanlığın ismine ‘kadın’ dışında bazı eklemeler yaparak bakışını ortaya koyuyor. AKP seçmeni değilim. Eğer ki kafaca bana en çok uyan parti AKP olsaydı dahi, anne olmayan kadınlara bakışı ve kapsayıcı olmayan yaklaşımı nedeniyle asla AKP’ye oy vermezdim.

Annelik Bir Tercih

Anneliği her şeyin üzerinde tutarak kadınları yok sayanların anlamasalar dahi, kabul etmeleri gerekiyor ki, her kadın çocuk istemiyor, her kadın annelik deneyimini yaşamak istemiyor.

Dilara Gürcü kitabında, ‘House of Cards’ dizisinden bir örnek veriyor…

Bu sahnede muhabir, Robin Wright karakterine, “Çocuk yapmadığınız için pişman mısınız?” diye soruyor. Wright’ın cevabı “Siz yaptığınız için pişman mısınız?” oluyor.

Bu kadar basit.

“Bir kadın kendi hayatını önceliğe koyarak, annelik deneyimini yaşamadan tatmin dolu bir hayat sürdürebilir” diyen Gürcü, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Annelik yerine illa ki işi ya da üretmeyi de koymak zorunda değil. Annelik her kadının doğasında olan bir varoluş biçimi değil, bu sadece bir deneyim, bir kimlik. Bu deneyim bazı kadınlar için tatmin dolu olabilir ama bu, her kadın bu deneyimi tatmin dolu yaşayacak demek değil. Hayattaki birçok deneyim gibi annelik de bir tercih.”

(‘Aramızda Kalmasın’, feminizme, aşka, cinselliğe, cinsel sağlığa, kadın bedenine ve kadına yönelik şiddete dair çok içeriden bir anlatım sunuyor. Mutlaka okuyun.)

Melis Alphan | Artı Gerçek

Yazan Müessese

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Loading…

0

Comments

comments

Ünlü Alman Yönetmen Werner Herzog: Filmlerimi İnternetten İndirebilirsiniz

Tanıl Bora: Linç, En Aşikâr Medeniyet Kaybıdır