in

Yabancı Dosta Veda

“gömdüler beni,

öldürdükleri gibi

özenle.” * 

Ne de güzeldi o gece. Işıklar su gibi eriyordu gökyüzünde. Orman yine suskun zebani bahçesi… Bilirsin, hiçbir bahar selamını almaz burada. Bu çemberin duvarlarıyla istemeden de olsa buluşunca hüzünlü yüzün, en güzel şiir olsa da tutunamaz dudaklarında. Şöyle bir bakmış olmalısın gitmeden evvel yeryüzüne. Kurumuş betonlar arasına sıkışmış masum çocukluğun kalıntılarına, kırmızıdan yeşile aniden atlayan trafik ışıklarına, yazı-tura oynayıp sürekli kandırılan Azrail’e. Baktın ki, insan yokluğunun kirası birikmiş çatı katında.

Oysa ne güzeldi o gece. Bulutsuz gökyüzünü mavilikler deliyordu, hem de en olmayacak günde! Meğer üçer dörder kaynıyormuş kâğıtların cisimsiz fırtınalarında.

Çığlıklarca atılan kahkahaların nihayetinde, bir pencerenin kenarında yapılan son valsin sarhoşluğu olurmuş.

Geç öğrendim.

Yalnızlığın kutsallığı sadece başıboş bir türkü misali akıp gidermiş soytarı kalplere.

Geç öğrendim.

Tükenen her yükselişin sonu yaşamak için gereken bir nefes kadar yakınmış.

Bunu da geç öğrendim.

Her şeye rağmen, ne de güzeldi o gece. Şimdi bir yıldız daha parlıyor ayın hemen yanı başında.**

* Özge Dirik, Nokta Durağı, İstanbul: Ve Yayınevi, 2016, s. 103.

** S.T.’nin anısına…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Sıradışı Bir Kurgudan Kendi İçimize Yolculuk: Kaldırım

Kızılgerdanın Hüznü