in

Tumturak Haşmet

Burhaniye Kavakdibi Mahallesi kahvehaneleri birer mektep gibiydi. On sekiz yaşından küçükler kahveye giremez, yaşını dolduranlar ise korkuyla ve saygıyla otururlardı büyüklerin yanında.

Üç dört işletme bir arada faaliyet gösterdiğinden, ekseriyetle babalar oğullarının olduğu mekâna gelmez, Tumturak Haşmet hariç, gençler de pederleri ile aynı yerde bulunmak istemezlerdi.

Hava buz kesmiyorsa, dışarıda, sarmaşıkla çevrili yüksek sundurmanın altında toplanan gençler, ayaküstü goygoy yaparlardı.

O sene hangi ailenin ne kadar fasulye, börülce, domates, biber, patlıcan yetiştirdiği, kimin Eminönü Hali’ne, kaç kamyon bakla, bamya, sebze, meyve sardığı ya da komisyonculardan paraları almaya İstanbul’a kimin gittiği üzerine konuşurlardı.

Bu muhabbetlerde, gizemli öyküler, komik fıkralar anlatmak, cinlerden, şeytanlardan, ejderhalardan bahsetmek, deve güreşlerinden, futbol maçlarından, evlenme çağına gelmiş delikanlılardan söz açmak, karşılıklı olarak savlar ortaya sürüp savında diretmek de yer kaplardı.

Kimi zaman, içinde 24 adet olan, bir kasa ‘Sen Sun’ gazozunu kimin içebileceği üstüne iddiaya girişilir, kimi zaman da Renault bir taksiyi kaç kişinin kaldırıp bir kenara koyacağı üzerine hırsla yarışılırdı.

Kimsenin kınamasına, alaya almasına aldırmayıp Adana şalvarıyla ortalıkta dolaşan, babasıyla oturup sigara içebilme ayrıcalığına sahip Tumturak Haşmet, bütün bu münakaşaların ve taannütlerin borazanını elinde tutardı.

Okumuş, dini eğitim almış bu adam, gerçek bir hoca mıydı yoksa define meraklısının, ayyaşın, kumarcının teki miydi pek bilinmezdi.

Tumturak Haşmet, babası tarafından, Edremit’e, medreseden yetişme bir şeyhe okumaya gönderilmiş hatta kendisinden hafız olması istenmişti.

Edremitli, mütevazı şeyhin aktardığına göre Tumturak Haşmet’te zehir gibi kafa vardı ama hafızlığa çalışmak ona zor gelmiş, aklı hinliğe kumanda eden öğrencisi, Burhaniye’ye kaçmış gelmişti.

Söylentiye göre ileriki yıllarda, Tumturak Haşmet, biraz kendisine özgü olmuş, bazan bir dergâha intisap etmiş, tam bir hoca efendi gibi mazbut bir yaşam sürmüştü.

Vitesten attığı zamanlarda da alkol alıp, “Bu dünyaya neden geldim ben,” diye bağırarak mahalleyi ayağa kaldırmış, NightClub adlı Çamlıbel Gazinosu’na, Bergama’nın ünlü pavyonlarına, hatta İzmir’in müzikhollerine varıncaya kadar para kırmaya çok gitmişti.

Ne zaman ne yapacağı belli olmayan, rüzgârlı bir şahsiyetti.

Oğluna sataştığını iddia ederek bir çocuğu tartaklar, evinin önüne araba park ettiler diye şecereli bir aileyi yoktan kendisine düşman edinir, karısını semerinden düşürdüğünü söyleyerek yeni aldığı semiz merkebini kurşuna dizebilirdi.

Gün olur mahalleye zeytinyağı toplamaya gelmiş yoksulların önlerine düşer, ev ev gezdirip istihkakları çıkarmalarını sağlar, hayır dualarını alırdı. Ramazan aylarında teberru için camiye uğrayanları, evinde ağırlayıp iftar yaptırmadan da göndermezdi.

İşte bu Tumturak Haşmet, gününde olduğu bir akşam, kahve önü iddialaşmasını daha da abartmıştı.

“Bunu sen yapabilir misin, hadi ya hu nerede sende o yürek, hepiniz ak gözsünüz, domuz avından bile korkarsınız,” diyerek etrafındakilere yükleniyor, Adana şalvarının altına giydiği yumurta topuk ayakkabıları ile tam bir külhanbeyini andırıyordu.

İnsan için hep bir muamma olarak kalmış mezarlıklardan, geceleri kendi aralarında fısır fısır söyleşen ölülerden, tekinsiz yerlerde define kazılmasından bahsedilmesi, aralarına küçük çocukların da karıştığı genç topluluğunu, biraz germişti fakat gençler ısrarla belli etmemeye gayret ediyorlardı.

Gece yarısı saat üçü vurduğunda gençlerden gözü kara olanı Börülce Mezarlığı’na gidecekti ve yumuşak bir noktaya bir kazık çakacaktı. Mezarlıkta bulunduğunu kanıtlamak için bu civarda sadece orada dikili olan, mersin ağacından kestiği küçük bir dalı arkadaşlarının yanına getirecekti.

Tumturak Haşmet’in hicivli ve tahkir eden üstelemelerine rağmen kimse bu işe gönüllü olamıyor, herkes pabucunun ucuna bakıyor, öksürük krizi gelmiş, bacağı ağrıyormuş, sigara aldırmak için bir amca seslenmiş gibi yalandan hareketler yapıyordu.

Bu yapışkan konu nereden açılmıştı? Acaba piyango kime vuracaktı? Yiğitliğe helal getirmemek için bu teklifi kim zorla kabul edecekti? Oysa mezarlıklarda yaşandığı anlatılagelen birçok esrarengiz öykü, ürpertici hikâye vardı.

Gece gezmesinden dönen kadınların uzaklaşması beklendikten sonra, Ahmet Eşer adlı uzun boylu, kelle kulak yerinde bir genç, Tumturak Haşmet’e, “Madem bu kadar isteklisin ve cesaretlisin. O zaman sen git gömütlüğe ağabey,” diye haykırıverdi.

Kimse bunu beklemiyordu. Grup kendi içinde dalgalandı. Sahi, neden olmasındı. Ne zamandır etrafına eziyet veren bu adamın kendisini ispatlaması niçin kimsenin aklına gelmemişti.

Tumturak Haşmet, gözü açık olduğu için İstanbul’a, komisyonculardan para almaya bile yollanan Ahmet Eşer’e ne diyeceğini bilemedi ama fazla üstünde durmadı.

“Mezarlıktan, su perilerinden, ölülerden korkan sizin gibi olsun!” diyerek gençlerin ne kadar süt kuzusu olduklarını birkaç cümle içinde daha malzeme yaptı.

Netice itibariyle kavilleşilmiş, olayın çerçevesi belirlenmiş oldu.

Başaramamanın bahsini bile ettirmeyen Tumturak Haşmet, elinde revnaklı mersin ile Kavakdibi’ne döndüğünde, aralarında para toplayan gençler has kumaştan ona bir takım elbise yaptıracaklar, bir de haki palto alacaklardı.

Son ihtiyarlar da kahvelerden kalkıp bastonlarını vura vura hânelerine çekildikten sonra, temizliği yapılan mekânların ışıkları birer birer söndü.

O gece gençler evlerine dağılmadı, bir köşe başında çekirdek çitleyerek bekleştiler, vakti geldiğinde Tumturak Haşmet’i gömütlüğe uğurladılar.

“Benim parayı aranızda denkleştiredurun, bir yere de kaybolmayın, biraz sonra gelip hepinizi tek tek yolacağım,” diyerek kahkaha atan Tumturak Haşmet, zeybek oynar gibi çalımlı bir ayak hareketiyle ortadan kayboldu.

Gençler; heyecanla, sakınmayla ve kafa karışıklığı ile konuşmaya durdular.

“Gideli epey oldu, bizim Tumturak, Börülce Mezarlığı’na varmış mıdır? Ulu selvilerin uğultularını dinleyerek tavlı bir toprak aramaktadır, yanında getirdiği sağlam kazığı itinayla yere çakacaktır, ishak kuşlarının gulugulularından yusuf yusuf etmeye başlamıştır bile. Bizim harçlıklar gider mi dersiniz? Nereden başımıza geçirdik bu haşaratı?”

“Şimdi de mersin ağacının yanındadır, yöntemine göre bir dal bakmaktadır. Yok ya hu, görürsünüz Haşmet yarı yoldan döner, az sonra sunturlu küfürler ederek buraya damlar. Biz ona keseceğimiz cezayı düşünelim,” diyerek şakalaşmaya, gülüşmeye, birbirlerine belli etmeden gerilimle sigara içmeye devam ettiler.

Böceklerin ıslığı ve sokak lambası cızırtısı eşliğinde ilerleyen saat üç bucuğu vurdu, dört oldu, ardından beşe geldi, Kavakdibi Camii’nden, saba makamında bir ezan okundu ama Tumturak Haşmet gittiği yerden hâlâ dönmemişti.

Uyku gözlerden akıyor, yavaştan nefesleri kesiyordu. Hava da iyice dişlemeye başlamıştı. Eski evlerin saçaklarına tünemiş baykuşlar tıkırtılar çıkarıp çığlık atıyorlar, bazı aksi kediler de onlardan aşağı kalmıyorlardı.

Tumturak Haşmet, tam bir mukallit ve hileci olarak mutlaka onlara oyun etmişti, henüz saat üçte, köşeyi döner dönmez evine çekilip yatmıştı. Şimdi kıçına pireler üşüşüyor, rüyasında da ağaç ettiği andavallıları görüyor olmalıydı.

Akşama sırıtarak yanlarına gelecek, onları nasıl kandırıp burada ayaz yedirdiğini kahkahayla anlatacaktı. Bu olay, bir uyanıklık anısı olarak, gelecek kuşaklara miras kalacak ve Burhaniye’nin mahalle kahvelerinde söylenecekti.

Akılları başlarına gelen gençler, Tumturak Haşmet gibi kaç baharın yoğurdunu yemiş bir beyzadenin aklına uydukları için kendilerine kızıp söve saya dağıldılar.

O saatte eve geldiklerinden ve akşamdan yatmayıp sabah da kalkmak bilmediklerinden, babalarından bir ton azar işiterek renkli uykulara daldılar.

Mahallenin ihtiyarları uyandı, metalik gürültüler çıkararak, ağrılarından şikâyet ederek evlerinin önlerine çıktı. Çocukların çığlıkları, traktörlerin homurtuları günün ağardığını haber verdi.

Öğleye doğru Kavakdibi Mahallesi’ne bir haber yayıldı.

Dün gece arkadaşları ile bir iddiaya tutuştuğu anlaşılan Tumturak Haşmet hâlâ ortalıkta yoktu, hanımının ifadesine göre evine hiç gitmemişti.

Üstelik yoldan geçenler, Börülce Mezarlığı’nda, meşe ağacının dibinde hareketsiz yatan birisini görmüşlerdi.

Kavakdibi Mahallesi kahvehanelerinden palas pandıras çıkmış insanlar, akın akın gömütlüğe koşuyorlardı.

Taş kesilmiş bir bedeni duvar kenarında buldular, kaldırmak istediklerinde beklenmedik bir hadise ile karşılaştılar.

Tumturak Haşmet, kazığı Adana şalvarıyla birlikte toprağa çakmış, kalkmak istediğinde de hortlamış ölülerin bacağından asıldığını zannederek, o korkuyla yaşamını yitirmişti.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Yürüyüş, Doğa, Dil ve Umut Üzerine Çatallanan Bir Deneme

Öte Yaka