in ,

Travmanın Karanlığından Şifanın Aydınlığına: Köpek Gibi Büyütülmüş Çocuk

“Beynimiz de kendimiz de bazıları bilinçli bazıları bilinçsiz milyonlarca ufak karar üzerine inşa edilmişizdir. İlişkisiz gibi görünen seçimler sonradan son derece farklı sonuçlara neden olabilir. Zamanlama bu yüzden çok önemlidir. En ufak bir seçimin ya da uyarıcının gelişmekte olan bir beyni dehaya giden yola mı yoksa cehenneme giden yola mı çekeceğini bilemeyiz” diyor Dr.Bruce D. Perry

Bu söz travma gibi zor bir konuyu anlamak için insanın doğasının ve beyin yapısının sahip olduğu karmaşıklığı ve bunun davranışlar üzerindeki etkisini anlamaya dair yapılan çalışmalarda her ne kadar ilerlemeler kaydedilse de hala ihtiyacımız olan birçok cevabı bulamadığımızı düşündürtüyor bizlere. Şüphesiz bu alanda öğrendiğimiz bilgiler arttıkça bilmediklerimizle daha çok karşı karşıya geliyoruz.

Çocukluk dönemi gibi daha savunmasız bir gelişim aşamasında karşılaşılan travmaların yıkıcılığı büyük olsa da bu yara izlerinin etkilerini azaltmanın mümkün olabileceğini görmekte bir o kadar şaşırtıcı. Bu şaşırtıcı sürece okuyucuları tanıklık ettiren ise, orijinal ismi de “The Boy Who Was Raised  As A Dog” olan “Köpek Gibi Büyütülmüş Çocuk” kitabının yazarı, Maia Szalavitz ile beraber çalışan Amerikalı Psikiyatr Dr. Bruce D.Perry. Kitap, Perry’nin mesleki yaşamında karşılaştığı gerçek hikâyeleri ele alan vaka analiz kitabı olarakta değerlendirilebilecek bir eser.

Koridor Yayıncılık tarafından dilimize kazandırılan kitap, travma mağduru çocukların psikolojilerini ve bu psikoloji sonucunda sergiledikleri davranışları anlamaya kapı açan okumalardan birini sunuyor. Erken çocukluk döneminde karşılaşılan olumsuz yaşantıların etkisi nelerdir? Travmaya uğramış bir beynin iyileşmesi mümkün olur mu? Kaygı ve korku duyguları hangi davranışlara dönüşür? gibi soruları, yaşanmış vakalar üzerinden mağdur çocukların iyileşme süreçlerine odaklanarak aktarıyor. Dr. Perry ile sayfalar arasında ilerlerken onun çocuklarla yaptığı görüşme seanslarına katılıyor, gösterdiği sıcak paylaşım ve diyaloglara tanık oluyorsunuz. Bu merak uyandıran konuşmalar aynı zamanda öğretici biçimde ilerliyor.

KAFESTE BEŞ YIL

Kitaba ismini veren hikâye Dr.Perry ile altı yaşında tanışan Justin’in hikayesi. Justin iki aylıkken, on beş yaşındaki annesi tarafından terkedilir ve anneannesine bırakılır. Anneanne ise iyi yürekli olmasına rağmen obezite sorunlarıyla uğraşan ve ona sadece on bir aylık olana kadar bakabilmiş ve sonrasında hayata veda etmiş bir kadın. Justin ise anne ve anneannesini ardarda kaybetmesinin ardından hem hafif düzey zihinsel yetersizliği olan hem de altmışlı yaşların sonunda fiziksel yetersizlik içinde kalmış olan anneannenin erkek arkadaşı Arthur ile baş başa kalır. Çocuk yetiştirme ve bakımına dair herhangi bir bilgisi bulunmayan ve hayatını köpek yetiştiriciliği ile devam ettiren Arthur köpek yetiştiriciliğinde sahip olduğu bilgileri bu bebeğin bakımında uygular. Onu bir kafeste tutar. Arthur kötü bir adam değildir ama çocukların ihtiyaçları hakkında bilgisizdir. Onun karnını doyurur, altını değiştirir ama onunla nadiren konuşur, oyun oynar ya da ebeveynlerin çocuklarına bakmak için yapması gereken diğer normal şeyleri pek az yapar. Justin o kafeste tam beş yıl yaşar ve zamanın çoğunu köpeklerle beraber geçirir.

Justin’in bu üzücü hikayesi yaşamın ilk yıllarında yaratılan ihmalin ve sevgi eksikliğinin çocuğun gelişiminde özellikle beyninde ne tür bir tahribat yarattığını görmek açısından oldukça önemli bir örnek. Sevgi ve doğrudan ilgi görmeyen bebeklerin beyin ve kafa yapısı büyüklüğü üzerinde yapılan araştırmaların olumsuz sonuçları ne konuşabilen ne de dik bir şekilde yürüyebilen Justin için de geçerli olmuştur. Bu düzensiz bakım ve insan iletişiminden uzak yaklaşım onda da birtakım anormallikler yaratmıştır.

UMUT VERİCİ DEĞİŞİMLER

Justin’in hikayesinde olduğu gibi cinsel istismardan cinayete varana dek farklı travmatik yaşantılar, olumsuz çocukluk çağı deneyimleri kitapta işlenen vakaların temelini oluşturuyor. Dr.Perry’i bu çalışmasında özel kılan bence bu çocukların iyileşme gücünü bizlere göstermesi. Doğru yöntemlerle ve etkili bir çevreyle, çeşitli müdahaleler sayesinde travmanın yıkıcı etkilerini azaltmak ve yazının başında vurgulandığı gibi travma mağduru çocukların hiç yardım almadığında belki de hayatın geri kalanında cehenneme gidecek o yollarının değiştirilmesinin nasıl mümkün olabileceğini görmek oldukça umut verici.

Dr. Perry bu kitabında travma mağduru çocuklarla çalıştıkları iyileştirici modelden de bahsetmekte ve alan çalışanları için önemli bir içeriğe sahip bu kapsamlı modeli kitabın sonunda ayrıntılı olarak sunmakta. Ayrıca bölüm sonunda vakalara dair verilen tartışma soruları ve değerlendirmeler ise çalışmayı zenginleştiren diğer kısımlar.

İYİLEŞTİRİCİ BAĞLAR

Kitap boyunca bu travmatik yaşantıların çocukların davranışları üzerindeki etkilerini ve bunlara yönelik bilimsel ve profesyonel müdahaleleri de okuyoruz evet ama Dr. Perry’nin sık sık vurguladığı bazı konular bizleri; sevgi, insan ilişkileri ve toplum üzerine tekrar takrar düşünmeye itiyor. Ona göre travmanın ve buna verdiğimiz tepkilerin insan ilişkilerinin bağlamı dışında anlaşılması mümkün değil. İnsanlar ne tür bir travma atlatırsa atlatsın önemli olanın bunun ilişkilerine, sevdiklerine, kendilerine ve dünyaya nasıl etki ettiğidir diyor ve tüm felaketlerin en travmatik  unsurlarının insan bağlarının yıkılmasıyla ilişkili olduğunu ekliyor. Vazgeçilmez biçimde sosyal varlıklar olduğumuzdan en büyük felaketlerin de kaçınılmaz olarak ilişkisel kayıplarla ilgili olması bu tezi destekler nitelikte.

Bu çalışmanın bir diğer güzel yanı ise, bir çocuğun yaşadığı travmadan sağlıklı bir bireye dönüşme hikayesinde onun sahip olduğu ihtiyaçları değerlendirirken içinde bulunduğumuz topluma ve yaşadığımız yüzyıla dair genel bir sorgulama sunması. Dr. Perry kötü muamele görmüş ve travma geçirmiş çocukların en çok ihtiyaç duydukları şeyin; travmanın yarattığı acıyı, sıkıntıyı ve kayıp verme durumunu dindiren sağlıklı toplum yapısı olduğunu belirtiyor. Onları iyileştiren yolun sürekli ve sabır dolu sevgi içeren bakım olduğunu belirtiyor. Bu da güçlü, kaliteli insan ilişkileri ve sosyal bağlar demek.

Fakat görülen genel resim iç açıcı değil. Dr. Perry ‘nin de belirtiği üzere modern dünya, modern toplumlar insan akıl sağlığı için gerekli olan unsurlardan giderek uzaklaşıyor. Çekirdek aile kavramının çözülüşü kadar ele alınmayan ve çoktan terk edilen geniş aile kavramı, gittikçe artan depresyon oranları, yalnız yaşayan insan sayısının artması, daha az tatmin edici romantik ilişkilerin kurulması vb tüm değişimler evrimsel olarak insan temasına ve sevgisine muhtaç memeli canlılar olarak belki de türümüzün karşı karşıya kaldığı en büyük tehditleri oluşturuyor. Çünkü toplumdaki sosyal bağların çözülüşü her bir bireyin savunmasızlığının daha çok artması ve bunun da toplumsal yapıyı daha riskli hale getirmesi demek.

Hem çocuklarımızı daha iyi nasıl koruyacağımız hem de toplumsal bağları parçalayan ve yok eden politikalar yerine toplumu güçlendirmenin yollarını bulmaya çalışmak artık biyolojimize ve doğamıza dair daha çok şey bilen bizlerin görmesi gereken ciddi sorunlar. Diğer yandan kitapta psikiyatri literatürüne ve Amerikan Sağlık Politikalarına getirilen eleştiriler ruh sağlığı çalışmalarındaki eksiklikleri ve ortaya çıkan olumsuzlukları anlamak açısından da önemli bir yerde duruyor.

“İlişkiler değişimin aracılarıdır ve en güçlü terapi insan sevgisidir” diyerek sevgi kavramını bilimsel bir yaklaşımla şifanın temeline oturtan kitap, insana dair ufuk açıcı bilgilerle ve farklı bakış açılarıyla okuyucularını zenginleştiriyor. ”Köpek Gibi Büyütülmüş Çocuk” üzerinde titizlikle çalışılmış her yönüyle zihinlere kazınacak değerli bir çalışma.

2 Yorum

Yorum Yap

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Geceye Övgü – Gündüz Vassaf

Özgür Kaçak Bir Nisan Şakasında