in

Tefrika: İbrahim Kekik’in Hadise Yaratan Hikayesi (İkinci Bölüm)

İbrahim Kekik’in hikayesini tefrika etmeye devam ediyoruz. Birinci bölümü okumayanlar buradan okuyabilirler.

Ayrıca hikayenin gidişiyle ilgili yorumlarınızı müessesemize bildirirseniz berhudar oluruz.

(…)

Çok üzülürmüş Rabia’m, sabaha kadar ağlarmış beni beklerken. Hastanede son nefesini verirken söylemiş hemşireye. Ben onu her sabah yüzünde güller açarken bulurdum. Hiç hissettirmemiş bana…

İbrahim, elinin tersiyle gözyaşlarını sildi. Derin bir nefes alıp elindeki bıçağı havaya kaldırdı:

(…)

İKİNCİ BÖLÜM

“Adana Ceyhanlıyım ben.  Hayatın hep peşinden koştuk biz. Yakalayacaktım, elimden kaçtı. Şimdi buradayım. Neden burada olduğumu biliyorum.”

Anonstan sonra meydana intikal eden genç polis amiri, kendinden emin ve üstten bir tavırla İbrahim’e seslendi:

“İbrahim kardeş, in oradan; bak devletimiz yanında, derdin neyse çözülür. Devletine güven sen!”

Acemice kurulmuş kalıp cümleler İbrahim’in pek hoşuna gitmedi.

“Devlet mi? Hangi devlet? Rabia’yı elimden alan devletten mi bahsediyorsun komserim?”

Ortam buz kesti; iş, tahmin edilenden karışık görünüyordu ve genç polis amiri hariç oradaki herkes bunu anlamaya başlamıştı.

“Bak kardeşim oradan inecek misin, yoksa ben mi indireyim seni?”

“Gel indir komserim, gücün yetiyorsa indir!”

Bu sözlerden sonra meraklı kalabalık iyice zevke geldi. İbrahim’in meydan okuması hepsinin eline bir bıçak verdi sanki. Mırıldanarak rol çalmaya çalışan kalabalığın elinden bıçakları toplayan İbrahim, bağırarak devam etti:

“Rabia’m güzel gözlü meleğim sana kıydılar. Ne yaptın sen onlara?”

İyice sinirlenen heyecanlı genç polis amiri, mahiyetindeki polislere dönerek:

“Gidin alın şunu şuradan!”

Polisler İbrahim’e doğru iki adım ya attılar ya atmadılar; İbrahim, ceketini ve gömleğini çıkarıp elindeki bıçakla göğsünde derin bir yarık açtı. İbrahim’in en büyük silahı ve elindeki tek rehine kendisiydi. Polis amiri kıpkırmızı bir suratla emir verdi:

“Durun!”

Elinden gelse tabancasını çıkarıp tüm kurşunları, o küçük şehirdeki itibarını yerle bir eden adamın gövdesine boşaltırdı. Burnundan soluyarak:

“Durun, gitmeyin üstüne.”

“İbrahim, kardeşim in aşağı, konuşalım, biz senden yanayız.”

İbrahim, genç polis amirinin gözlerine baktı:

“Dinle o zaman komserim. Bir daha üzerime gelirseniz boğazımı keseceğim, haberiniz olsun.”

Ve ağlamaklı ama sert bir ses tonuyla, gözlerini ayırmadan ekledi:

“Rabia’m, yirmi altı yaşındaydı. Toprağa diktim onu. Meyveler verecek oradan. Evet yanlışım yok, gömmedim onu, diktim toprağa. Nasıl gömebilirdim ki…”

(Arkası yarın)

Birinci bölüm

Üçüncü ve Son Bölüm

Yazan fernando

Yorumlar

Cevap Yazın

2 Pings & Trackbacks

  1. Pingback:

  2. Pingback:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Loading…

0

Bir Mahrumiyet Karalaması

Sevgi Soysal: Kadınca Bilmeyişlerin Adı