in

Sözcük Sanatçısı

Anlatılanlara göre sözcük sanatçısı kurnaz bir adamdı. Çok yaşlı ama son derece dinçti. Zayıflıktan kaburga kemikleri sayılmasına rağmen civa gibi, enerjik bir insandı. Herkesle çalışmazdı. Yeteneğine inanmadığı bir yazara en sıradan sözcükleri bile satmaya yanaşmazdı. İsterseniz kendisine bir servet önerin, hiç fark etmezdi. İşim var, zaten bende de ona benzer bir şey kalmadı,  öykünüzde o türlü bir sözcüğe ihtiyacınız yok ki gibi özensiz, ayak üstü uydurduğu mazeretlerle başından bir an evvel savardı öylelerini. Sahte, sıkıcı öykücülere düşmandı. Bıkıp usanmıştı artık bu tiplerden. Hayatı boyunca kim bilir kaçıyla muhatap olmak zorunda kalmış, parasız zamanlarında onlara değerli eserlerini ucuz bir bedelle satmıştı sık sık gönülsüzce de olsa. Şimdi durumu çok iyiydi, mesleğinin ilkelerine ihanet etmesi için bir neden yoktu. Müşteri seçme özgürlüğüne sahipti ve bunun tadını bolca çıkarıyordu. Piyasada rakipsizdi. Onu taklit eden başka sözcük sanatçıları da vardı elbette ama birinci sınıf, özgün öykücüler ondan başkasıyla çalışmazdı çok mecbur kalmadıkça.

Yetenekli öykücü adaylarını daha ilk bakışta tanırdı. Onlara daima indirim yapardı. Hatta bazen cömertçe hediye ederdi o güzelim minik yapıtlarını. İleride bu yazdıklarından bir şeyler kazanırsan o zaman ödersin borcunu genç dostum, derdi. Tabii yeteneksiz olanları anlaması da bundan daha uzun sürmezdi. Şayet genç ve alçakgönüllü kişilerse, kırmazdı onları. İkinci sınıf sözcükler onlara aitti. Ne yapsalar, ne kadar paralansalar kusursuz öyküler yazamayacaklarını adı gibi bildiği için, kritik, asıl işe yarar sözcüklerin kutusunu dahi açmazdı onlara. İsrafa kesinlikle karşıydı. Ama gönüllerini almasını da çok iyi bilirdi doğrusu. Sizden bir cacık olmaz, boşa kürek çekmeyin, sigortalı bir işe girin derhal falan demezdi. Yüreklendirir ama övgüde hiç aşırıya da kaçmazdı böyleleri ile konuşurken.

Gençliğinde o da bir yazardı. Birkaç kitabı basılmış ancak başlangıçta arzuladığı başarıyı nedense yakalayamamıştı. Aslında ünlü sayılırdı ve eleştirmenlerin de gözdelerindendi. Ama umurunda değildi bunlar onun. Kendisi, yazdıklarının seviyesinden, değerinden ne yapsa emin olamıyor, bu yüzden tutkulu uğraşından her geçen gün biraz daha soğuyordu. Günün birinde artık tek bir kelime bile  yazmamaya, kalan ömrünü yalnızca en iyi yazarları, ozanları tekrar tekrar okuyarak geçirmeye karar vermişti. Ancak eşsiz bir yeteneği olduğunun da farkındaydı. Sözcük icat etmek. Bunları öykülerinde bolca kullanırdı ama yazmayı bırakınca, bunlar ne işe yarayacak şimdi? sorusunu sordu kendine. Ardından da bunları üretmeye devam etmeye ve asıl sıkıcı mesleğini bırakıp yalnız sözcük ticareti yapmaya karar verdi. Ancak edebiyata olan saygısından ötürü sıradan bir esnaf gibi hareket etmemeye de ant içti. Belli, kolayca esnetilemez kuralları olacaktı. En usta, yetenekli, titiz, uğraşısına saygısı olan yazarlarla çalışacaktı yalnız. Çok mecbur kalmadıkça ukala, yeteneksiz, çiğ yazar bozuntularıyla asla muhatap olmayacaktı. Bunların, ürettiği sözcükleri değil o saçma, sıkıcı öykülerinde kullanmalarına, işitmelerine bile izin vermeyecekti. Şifreli bir kasada tutacaktı onları belki de.

Onun varlığından haberdar olduğumda on yedi yaşında münzevi bir edebiyat delisiydim. Gece gündüz okur, romanlardan, şiirlerden, öykülerden başka bir şeye metelik vermezdim. Sonunda dayanamayıp kendim de bir şeyler karalamaya başladım. Babam da benim gibi  iddialı bir okurdu ve sözcük satıcısıyla da yakın arkadaşlarmış. Bir hafta gece gündüz uğraştıktan sonra yazdığım ilk öyküyü bana haber vermeden alıp ona götürmüş, sözcük sanatçısı gür, tamamen kırlaşmış, bir büyücününkini andıran kaşlarını iri, hafif patlak gözlerinin üzerinde olabildiğince havaya kaldırarak dört sayfalık bu sözde eseri ciddiyetle okumuş. Ardından yavaşça masaya bırakmış kâğıtları, kendine ve babama birer sade kahve söylemiş, derin bir nefes alıp yavaşça vermiş ve, Evet, demiş. Bir şeyler var bu öyküde kesinlikle. Saf, doğal, akıcı, güzel de dile getirilmiş ama fazlasıyla çiğ, kurgudan, teknikten, sağlamlıktan tümüyle yoksun, cılız da olsa bir çerçevesi yok, hayatım boyunca okuduğum belki de en kırılgan metin. Adeta bir kelebek. Dolayısıyla ne diyeceğimi tam olarak bilemiyorum. Biraz şaşırdım. Her şey olabilir. Oğlun çalışır, kendini ve yazdıklarını bolca, acımasızca eleştirir, okuma-yazma uğraşını tutku ile sürdürürse kim bilir, bakarsın en sonunda dikkate değer, büyük, edebiyat tarihine geçecek çapta bir yazar olabilir o da. İşte o zaman benimle çalışmasına izin verebilirim. Tabii, öykü nedir, nasıl yazılır, insanlar ne tip öyküler okumak ister, onunla bu konulara asla girmem, zaten bunları bildiğimden de emin olamıyorum çoğu zaman, ama ona çok uygun fiyata en güzel sözcüklerimden satar ya da bir miktarını hediye edebilirim. Şimdi değil, ama bundan en az iki üç yıl sonra yeni bir öykü yazsın, dükkânıma yetişkin, kendine güvenen bir birey, bir yazar  olarak, göğsünü gere gere tek başına gelsin. Eğer kendisinde, aradan geçecek zamanla orantılı bir ilerleme görürsem yardımcı olurum ona. Sana söz.

Şimdi aradan neredeyse otuz yıl geçti. Bu süre zarfında iki yüze yakın kısa öykü yazdım, bunların bazıları kitaplaştı, değişik yayınevleri tarafından basıldı, ödüller de aldı ama ben hâlâ şimdiye kadar sözcük sanatçısına götürmeye cesaret edebileceğim seviyede bir öykü kaleme aldığımdan emin olamıyorum bir türlü. Sanırım ileride Nobel edebiyat ödülü bile kazansam –hiç olacak şey değil ya gerçi-, ona gitmeye cesaretim olmayacak. Salt bir efsane gibi kafamda yaşatmaya devam edeceğim onu. Belki düşlerimde ziyaret de edeceğim. Öykülerim, onun öyküleri ve sevdiğimiz başka öyküler üzerine sonu gelmez sohbetler gerçekleştireceğiz sözcük sanatçısıyla. Aynı çırak bize de sade kahve söyleyecek. Kahvelerimizden ilk yudumlarımızı alırken birbirimizin gözlerinin içine bakıp şaşkınlıkla gülümseyecek ve aynı anda şu soruyu soracağız; öykü mü, o da ne ola ki acaba?

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Loading…

0

Comments

comments

Dışa Yolculuk Ya Da Gemide Bir Amok Koşucusu

Rüzgar Kralı, “Aynen” “Bu Arada” “Vertigo” Benistanda Ne Bu Tantana