in

Şeytan Tüyü

Çalıştığım kurumun aşınmış merdivenlerini dalgın dalgın çıkıyordum. Birinci kattaki birleşik sandalyelerde, iki jandarmanın arasında oturmuş Ş. A.’yı gördüm.

Şaşırdım tabii, Ş. A., yerde alıp gökte yiyordu ama nezaket sahibi, romantizm ve şiir okumasını bilen adamdı, sadece içtiğinde sapıtıp olay çıkarıyordu, ancak böyle zamanda, sarhoş kafayla ufak bir suç işlemiş olabilirdi.

“Geçmiş olsun Ş. ağabey, hayırdır?” dedim ve jandarmalara gülümsedim.

“Hayır, kardeşim bir ödemem vardı, biraz geciktirdik, taahhüdü ihlâl mi ne deniyor ona. Bu gün akşama kadar parayı yatırmazsam beni kodese atacaklar!” dedi, umursamaz bir kahkaha attı.

Asker emeklisi olan Ş. A. ile memuriyete geldiğim zamanlardan tanışıyorduk, bekârlığımda Ş. A.’nın amcasının evinde kirada oturmuştum ve orada kendisiyle bir teşriki mesaimiz olmuştu.

Geçen aylarda da, haksız, idari bir soruşturmada benim için çekinmeden ifade vermiş, bana itham edilen suçlamaların yanından yakınından geçmeyeceğimi, bire bin katarak muhakkike anlatmıştı.

Muhakkik bile Ş. A.’nın ciddiyeti ve alakası karşısında şaşkınlığını gizleyememişti.

Bu nedenle onları odama davet ettim, genç jandarmalar da zorluk çıkarmadılar, hepsine çay ısmarladım. Biraz çekinerek “Para tedarik ediliyor mu?” diye sordum Ş. A’ya.

“Benim hanımlar uğraşıyorlar bakalım,” dedi Ş. A., gülümsedim ve bu ifadenin basit bir dil sürçmesi ya da gırgır geçme olduğunu düşündüm, ama söylemi içinde gerçeklik payı da barındırabilirdi.

Çünkü Ş. A. resmi iki evlilik yapmış, ikisinden de ayrılmıştı, sosyal medya paylaşımlarından takip ettiğime göre, bir başka kadınla dost hayatı yaşamıştı.

Fakat son zamanlarda onunla mutlu bir paylaşım yapmamıştı, hatta zil zurna olduğu bir akşam facebooktan kadının (önceki eşinden olan) oğluna “Mert annen nerede?” diye başlayarak aleni küfür ettiğine de şahit olmuştum.

Tamam da kavga dövüş, şiddetli geçimsizlikten ayrıldığı eşleri Ş. A. hapishaneye düşmesin diye ona böyle bir iyilik yaparlar mıydı?

Sanmıyordum, bu da onun beyaz, dostlar alışverişte görsün yalanlarından biriydi. Bir yandan da yüklü meblağı Ş. A. benden ister diye ödüm kopuyordu.

Bu devirde kim kime bu kadar para veriyordu? Birçok insanın cebinde akrep, yılan, çıyan vardı. Ben de onlardan biriydim. Oysa Ş. A. bir defa benim midibüs yol paramı vermişti, iki kez de beni meyhaneye götürmüştü de tek kuruş hesap ödetmemişti.

Çaylar içildi, ben arada resmi işlerimi yaptım, öğlen oldu, gitmelerine izin vermedim. Bu sefer, çarşıdan köfte ekmek siparişi verdim.

Ş. A. bu jestimden dolayı çok memnun oldu, jandarmalara karşı da üstünlük tasladı, her yerde tanıdığı var hareketleri yapıyordu ve bu üstten tavırlar ona çok yakışıyordu.

Köfte ekmekler yenildi, ayranlar, sular içildi, tekrar çay söylendi ve muhabbet sohbet derken vakit geçiyordu, ama paranın bulunduğu haberi bir türlü gelmiyordu.

Yalnız, Ş. A. sürekli telefon görüşmesi yapıyordu, konuştuğu insanlar sanki hep kadındı ve gerçekten meseleye eğilmiş gözüküyorlardı.

Ş. A.’nın hapishaneye girme olasılığı yaklaştıkça benim de içim acıyordu, kendimi suçlu hissediyor, bencil buluyordum ve ar belasına parayı çıkarıp veresim geliyordu.

Araya jandarma görevlilerinin nereli olduklarını ve Ş. A.’nın bol abartmalı görev anılarını da kattığımız konuşmalar uzadı, öğlen sonu oldu ve sahada olan bir arkadaştan, hayırlısıyla paranın denkleştirildiği haberi geldi.

Ben şaşkınlığımı gizleyemedim, jandarmalar da afallayıp kalmışlardı. Lakin meselenin aslı vardı. Boşandığı iki eşi ve şu an birlikte yaşadığı ya da yakın zamanda ayrıldığı sevgilisi bir olmuş Ş. A.’nın borcunu kapatmışlardı.

Neticede hepimizin üstünden büyük bir yük kalkmıştı.

Telefonla bilgi verilen ve sahadaki arkadaş tarafından makbuzun sunulduğu gerekli yerlerden onay alındıktan sonra Ş. A.’nın tamamen serbest olduğu haberi geldi.

Ceketini, bitirimlere özgü bir hareketle esneten Ş. A, komutanları gibi gördüğü jandarmaların ellerini keyifle sıktı, bana da minnettarca teşekkür ettikten sonra kasıla kasıla yoluna gitti.

Mahallede duyardım, Ş. A.’da şeytan tüyü olduğunu söylerlerdi, durumu bizzat tecrübe etmiş oldum ve o yüksek gönüllü, kalender kadınlara alabildiğine saygı duydum.

Bir Yorum

Cevap Yazın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Sanat Tarihi ve Sanat Felsefesi Üzerine Temel Kitaplar Listesi

Pis okurun Notları (156 – 163 )