in

Schopenhauer, Güzelin Metafiziği 3

Fikir ve Sanat Hayatındaki Kıskançlık Neden Diğer İnsani Etkinlik Alanlarındakinden Daha Şiddetlidir?

Her türlü hazzın kaynağı akrabalık duygusudur.Güzellik duygumuz için en güzel olan kendi türümüz ve onun içindeki kendi soyumuzdur.Başkalarıyla ayrı düşülen konularda herkes kendisine benzeyen kişilere öncelik verir,dolayısıyla bir mankafa için bütün büyük kafalar bir araya gelse hiçbir anlam ifade etmez,o yine gider dünyanın bir ucunda da olsa bir başka mankafalar topluluğunu seçer.Herkes en büyük hazzı ister istemez kendi eserlerinden alacaktır,çünkü bunlar onun ruhunu yansıtır,onun kendi düşüncelerini anlatırlar.Bunlardan sonra beğenisine en çok hitap eden kendisine benzeyenlerin eserleri olacaktır.Kalın kafalı,sığ ve huysuz birisi samimi ve yürekten açıklamasını ancak kendisi gibi kalın kafalı,sığ ve huysuz birisinin eserleri için ifade edecektir.Diğer yandan büyük kafaların eserlerini,kendi fikrini belirtmekten çekindiği için,ancak bir otoritenin değelendirmesine bağlı olarak kabul edecektir;çünkü bunlar aslında ona zevk vermez,hatta yüreğinin derinliklerinde bunlardan nefret eder.Bunlar onu kendisine çekmez,hatta itip uzaklaştırır ve o bunu kendisine bile itiraf etmekten çekinir.Dehanın eserlerinden gerçekte ancak ayrıcalıklı kafalar ve üstün zekalar zevk alabilir.

Tüm bunları göz önünde bulundurursak bu büyük eserlerin takdir ve şöhrete bu kadar geç ulaşmalarına değil,bütün bunlara rağmen nasıl olup da ulaşmış olduklarına şaşırmamız gerekir.Aslında bu ancak çok yavaş ve karmaşık bir süreç sonunda gerçekleşir,çünkü her geri kafa zaman içinde,alışa alışa,hemen bir ilerisindeki kafanın üstünlüğünü teslim ve kabule zorlanır.Böylece bu kademe kademe ilerler ve sonunda kanaatlerin ağırlığının sayılarını bastırdığı bir noktaya ulaşılır; bu her türlü hakiki,yani hak edilmiş şöhretin koşuludur.O zamana kadar bir kral kendisini şahsen tanımayan ve bu yüzden ona itaat etmeyecek bir kalabalığın arasında hangi konumdaysa,en büyük deha da,sınamadan geçtikten sonra bile,aynı konumdadır.Çünkü alt dereceden bir memur doğrudan ondan emir alma imkanına sahip değildir,böyle birisi sadece kendisinin hemen üstündeki birinin imzasını tanır.Bu yukarıya doğru devam eder ve en sonunda vekilin başvekilin imzasını,sonuncunun da kralın ımzasını tanıdığı zirveye ulaşır.Kalabalıklar arasında bir dehanın şöhreti de benzer aşamalardan geçmek zorunda kalır.Bu sebepten başlangıçtaki ilerlemesi çok yavaştır,çünkü ancak birkaç kişiden ibaret olan en yüksek otoriteler çoğu zaman ortada yoktur;o ne kadar derine dalarsa yukarıdan işaret bekleyenlerin sayısı da o kadar çok olur,dolayısıyla şöhret de o kadar geç gelir.

Herkesin hemen kendi üzerindekinin üstünlüğünü tanıyacak ve onların önderliğini takip edecek kadar kendine ait yeterli yargı gücü vardır.Bu şekilde çoğunluk nihayetinde azınlığın otoritesine boyun eğer,böylece yargılar kendi aralarında sıralanır,sağlam ve  uzaklara ulaşan bir şöhret de yargıların bu hiyerarşik yapısı sayesinde mümkün olur.

Büyük bir kafanın üstünlükleri aşağı zümreler için erişilmez ve anlaşılmazdır;bunlar için bu üstünlükleri anlamanın tek yolu büyük kafalar için dikilecek abidelerdir.Bu abideler aşağı kesimden insanların duyuları algıları üzerinde bir etki meydana getirir ve bu sayede içlerinde bu adamların büyüklüğü hakkında belli belirsiz de olsa bir fikir uyanır.

En aşağı türden eserlerde bile kıskançlık başta şöhrete ayak direr ve sonuna kadar onunla birlikte kalır.Kıskançlık yeryüzündeki vasatların el altından ve birbirlerinden habersiz olarak kurdukları fesat çetesinin ana besin kaynağıdır,o her yerde yeşerir ve bilginin her dalında seçkin ve sıradışı kafanın can düşmanıdır.

Bu yüzden kusursuz bir eserin az bulunurluğuna,anlaşılma ve kabul edilmede karşılaştığı güçlüğe ilave olarak hepsi de onu sindirip bastırmakta ve eğer mümkünse boğmakta fikir birliği etmiş binlerin milyonların kıskançlığı vardır.

Bir yeteneğe karşı iki tür yaklaşım söz konusudur;ya başkasına ait olan bir şeyi sahiplenmek ya da başkalarındaki hiçbir şeyi kabul etmemek.Nitekim herhangi bir bilgi dalında seçkin bir yetenek kendisini hissettirir hissettirmez bütün vasatlar ağız birliği etmişçesine onun üzerini örtmeye,onu her tülü imkan ve fırsattan yoksun bırakmaya kalkar,sanki bu onların yeteneksizliğine,sığlığına ve heveskarlığına yüksek düzeyde bir ihanetmişçesine ellerinden geleni esirgemeyerek onun tanınmasını,görünmesini,aydınlığa çıkmasını önlemeye çalışırlar.

Çoğu durumda sindirme veya örtbas etme sistemleri uzun bir zaman başarılı olur,çünkü onlara eserini eğlenip hoşlansınlar diye çocukça bir itimat ve emniyetle teslim etmiş olan deha,en asgari düzeyde bile bu vasatların dolap ve düzenlerine karşı kendisini koruma yeteneğine sahip değildir,çünkü onlar ancak bayağı ve alçak olan  şeylerin düşünülüp tasarlanmasında kendilerini tam olarak rahat hissederler.Aslında o bunlardan kuşkulanmaz hatta yaptıklarını anlamaz bile;gördüğü karşılıktan kafası karışmış ve dehşete düşmüş olarak kendi eserinden kuşku duymaya başlar ve ardından kendine olan güvenini kaybedip çalışmalarından vazgeçebilir,ta ki gözleri döneminin bu değersiz ve aşağılık adamlarına ve onların yapıp ettiklerine açılıncaya kadar.

Kıskançlık bir şeyden yoksunluğun şaşmaz belirtisidir;alçakgönüllülük erdemi de kıskançlığa karşı bir savunma silahı olarak icat edilmiştir.Seçkin bir yetenek kendisini gösterdiğinde ortaya çıkan ilk sonuç genellikle şudur;Tavuskuşunun kuyruğunun güzelliği karşısında diğer kuşlar nasıl gücenip kırılmışlarsa ortaya çıkan bu yeni yetenek karşısında da muhtemelen tüm rakipler aynı ölçüde kırılıp gücenir ve derin bir sessizliğe gömülürler.Bu öyle bir sessizliktir ki sanki bir anlaşmayla düzenlenmiş gibi hep bir ağızdandır ve tek bir çatlak ses yoktur,hepsinin dili felç olmuştur;bu Seneca’nın ‘’kıskançlığın sessizliği’’dir.           Görmezden gelme diye bilinen bu kindar sessizlik bu tür başarıların doğrudan muhatap kitlesi,yüksek bilgi dallarında olduğu gibi,rakiplerden ve hasımlardan ibaret olduğu ve dolayısıyla daha büyük kamuoyu kanaatini ancak dolaylı olarak belirttiği ve kendisi meseleyi araştırıp inceleme imkanından yoksun olduğu takdirde uzun bir zaman şöhretin yaygınlaşmasının yolunu tıkayabilir.Bu kıskançlık sessizliği sonunda övgüyle bozulduğunda,bu bile hakkı ve adaleti keyiflerine hizmet ettiği kadar tanıyanların peşinde olduğundan nadiren gerçekleşir;bir kimsenin kendi yaptığı şeyin meziyetinin hemen ardından başkalarının yaptığı şeyi doğruca değerlendirip kabul etme erdeminin geldiği duygusu da işte budur.

Bir eserin değeri bir kez tanındığında ve artık örtbas etme veya yadsıma imkanı kalmadığında bütün insanların onu övüp yüceltmekte birbirleriyle yarışmaları da buna dayanır.Çünkü onlar o eseri överken aslında kendilerini övüp yüceltirler.Dolayısıyla özgün bir yeteneğin ödülünün ebediyen kendilerinin erişemeyeceği bir şey olduğunu gördüklerinde, o ödülün hemen ardından gelen en iyiyi,yani onun doğru şekilde değerlendirilip takdir edilmesinin ödülünü elde etmek için hiç vakit kaybetmezler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Bir Bilyenin İçinde Hapis Kent

Acı Tecrübe -1