in

Schopenhauer, Güzelin Metafiziği 2

Güzelin Algılanışı Neden Bizi Mutlu Eder?

Herkes bir şeyin verdiği haz ve tatminin gerçekte ancak irademizle,  hedeflerimizle ilişkisinden kaynaklanabileceğini hisseder, bizi heyecanlandırmayan haz bir çelişki gibi görünür. Ancak güzel bu vasfıyla, kişisel hedeflerimizle ve dolayısıyla irademizle herhangi bir ilişki içinde olmaksızın gayet açık biçimde bize keyif ve haz verir.

Güzelde biz her zaman canlı ve cansız doğanın temel ve asli biçimlerini, dolayısıyla Platon’un idealarını kavrarız ve bu kavrayışın içinde onun koşulu olarak bu biçimlerin iradeden bağımsız bilme öznesi, amaçları ve tasarıları olmayan bir saf akıl vardır. Bir estetik kavrayış gerçekleştiğinde irade onunla birlikte bilinçten bütünüyle kaybolur. Güzelin kavranışına eşlik eden tatmin ve hazzın kökeni budur. Mutluluk veya  tatminin olumsuz bir doğası vardır, sadece bir ıstırabın sona ermesine dayanır, oysa acı ve ıstırap olumlu bir şeydir, bu akıldan çıkarılmamalıdır. Her türlü istemenin bilinçten çıkmasıyla birlikte geriye haz durumu kalır. Böylece birey sadece bilen ve istemeyen bir özneye dönüşür, ancak yine de tam bu şekilde kendinin ve etkinliğinin bilincinde kalır. İrade/isteme olarak dünya ilk , tasavvur/tasarım olarak dünya ikinci dünyadır. İlki şiddetli arzulamanın, ıstırabın ve bin türlü acının dünyasıdır. İkincisi esas  itibariyle kendinde acısızdır;görülmeye değer, bütünüyle anlamlı, en azından eğlendirici bir manzara içerir. Bu manzaranın verdiği zevk estetik hazzı oluşturur. Saf bilme öznesi olmak demek kendinden geçmek demektir. (saf bilme öznesi-sezgisel biçimde kavranan objelerde bütünüyle kaybolmak için kendimizi unuttuğumuzda ortaya çıkar, öyle ki bilinçte kalanlar sadece bunlardır. )Fakat çoğunlukla insanlar bunu yapamadıkları için ‘şeylerin’ nesnel kavranışını gerçekleştirmeye yatkın değillerdir.

Bireysel irade bir an için kendisine verilmiş olan tasarım gücünü serbest bıraksın ve varoluşunun sebebi olan hizmetten muaf tutulsun, nesnelerin gerçek aynasının aracısı olacaktır. İradenin en derin özü , sezgisel kavrayış ne kadar uzun sürerse , bu derin özü bütünüyle tüketinceye kadar tasarım gücünde tam olarak ortaya çıkacaktır. Saf özneyle birlikte saf nesne, ancak böyle ortaya çıkar;bu durum tam da onun (Platonik) ideasıdır . Böyle bir ideanın kavranması bir nesneyi düşünürken onun zaman ve mekan içindeki konumunu, dolayısıyla onun bireyselliğini göz ardı etmemi gerektirir. Çünkü her zaman nedensellik yasasıyla belirlenen ve bu nesneyi bir birey olarak benimle bir ilişkiye sokan bu konumdur. Bu yüzden ancak bu konum bir kenara bırakıldığında nesne idea haline gelir ve aynı zamanda ben de saf bilme öznesi olurum. Her resim gelip geçici anı sonsuza dek sabitleyip onu zamandan koparmak suretiyle bize zaten tek şeyi değil, kalıcı olan ve her türlü değişim içinde hep aynı kalan ideayı sunar.

Bütün düşüncelerimiz ve özlemlerimiz, genel görme ve işitmemiz doğal olarak her zaman bizim sayısız büyük küçük hedeflerimizin doğrudan veya dolaylı hizmetindedir.  Bilgi melekemizi işlevini yerine getirmeye zorlayan iradedir ve eğer böyle bir dürtü olmasaydı bu meleke hemen yorulup zayıflardı.  Bu dürtü sayesinde elde edilen bilgi pratik hata için, ’şeylerin’ gerçek ve hakiki iç özüne değil, her zaman sadece onlar arasındaki ilişkilere yönelen özel bilim dalları için de uygun ve yeterlidir. Bu sebepten onların bütün bilgisi yeter sebep ilkesinin içerisinde ilerler. Dolayısıyla sebep ve sonuç ya da doğabilimi ve matematiğin bütün dallarında, ayrıca tarih, keşifler vb.  alanlarda araştırılan bilgi iradenin amacı olmalıdır ve o ne kadar büyük bir istekle bunun peşinde koşarsa hedefe o kadar  çabuk ulaşılacaktır.

Başarıların tümü için, sadece keskin ve parlak bir zeka değil, aynı zamanda güçlü bir irade de gereklidir. Bunun için iradenin zekayı ilk başta yorucu bir çabaya ve durup dinlenmeyen bir etkinliğe sürüklemesi gerekir. Bunlar olmazsa bu tür başarılar ortaya konulamaz.  Ama ‘şeylerin’ idealarını oluşturan ve güzel sanatlarda her başarının temeli olması gereken nesnel kökensel özünün kavranması söz konusu olduğunda durum tamamen farklıdır. Orada böylesine gerekli hatta vazgeçilmez olan irade burada bütünüyle bir kenara bırakılmalıdır. Burada faydası olan tek şeyi zeka kendi başına ve kendi imkanlarıyla gerçekleştirir ve gönüllü bir hediye olarak sunar. Burada her şey kendiliğinden olmalıdır;bilgi tasarlamadan işleyen bir duruma gelmeli ve dolayısıyla iradesiz olmalıdır. Saf nesnel sezgisel kavrayış ancak kişinin bireyselliğiyle birlikte iradesinin ve onun hedeflerinin bütünüyle ortadan kalktığı saf bilme durumunda ortaya çıkabilir. Fakat bu her zaman kavramı önceleyen bir kavrayış, yani ilk ve her zaman sezgisel bilgi olmalıdır. Bu daha sonra hakiki bir sanat eserinin, bir şiirin ve hatta esaslı bir felsefi temellendirmenin gerçek malzemesini ve çekirdeğini, yani ruhunu oluşturur. Dehanın eserlerinde her zaman gözlemlenen bu dolayımsız,  tasarlamasız ve hatta kısmen bilinçsiz ve içgüdüsel unsur tam da ilk sanatsal bilginin iradeden bütünüyle ayrı, bağımsız, iradesiz bir bilgi olmasının bir sonucudur. İrade insanın kendisi olduğundan böyle bir bilgiyi onda farklı bir varlığa, dehaya atfediyoruz. Nesnelliği sayesinde deha düşünceli haliyle başkalarının görmediği her şeyi görüp kavrar. Bu bir şair ya da bir ressam olarak ona tabiatı böylesine açık, hissedilir ve canlı bir şekilde betimleme veya resmetme yeteneğini sunar.  Bilinenin iletilmesinin ve sunulmasının amaçlandığı yerde eserin temsiliyle irade, sırf bir amaç var olduğu için, tekrar etkin hale gelebilir, gelmelidir de. Dolayısıyla burada yine egemen olan yeter sebep ilkesidir, sanatın araçları onun sayesinde amacına uygun biçimde yönelir. Nitekim ressam çiziminin doğruluğuna ve renklerin kullanılışına aldırmazlık edemez. Bilgi burada kökeniyle, iradeyle bağlarını koparmakta ve onu terk etmektedir. Zeka, böyle bir kullanım ve onun sonuçları hayatlarını yuttuğu için, bütün özgür sanatlarda ve bilimlerde olağan dışı biçimde kullanılır, kötüye kullanılır;insan soyunun ilerlemesi ve saygınlığı bu kullanımda belirlenir. Bir başka durumda o iradeye karşı bile dönebilir ve kutsallığın oluşmasında iradeyi kökten ortadan kaldırabilir.

İlk ve asli bilgi olarak her sanatsal, şiirsel, hatta saf felsefi kavrayışın altında yatan dünyanın ve eşyanın bütünüyle nesnel kavranışı,  hem nesnel hem öznel sebeplerden ötürü gelip geçici bir kavrayıştan ibarettir. Bunun sebebi kısmen gerekli çaba ve dikkatin sürdürülememesi,  kısmen de dünya halinin bizim,  Pythagoras’ın tarifine uygun bir filozof gibi edilgen ve kayıtsız seyirciler olarak kalmamıza izin vermemesidir. Tam tersine hayatın bu büyük kukla gösterisinde herkes rolünü oynamak zorundadır ve neredeyse her zaman kendisini bu oyuna bağlayan ve hareket halinde tutan ipi hisseder.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Kaos Filmi, Paolo-Vittorio Taviani

Angelina Jolie’yi Mültecilere İten Saklı Gerçek