in ,

Red Alert: Bir Ekonomik Çöküşün Panoraması

Malumunuz hükumet sürekli faizleri yükseltmeye çalışıyor, bu yolla yatırımcı ve döviz arzı için cazip hale getirilecek piyasa için; yaşanacak krizi belki birkaç çeyrek daha erteleyebilecekler. Tabii bunun yanında, TCMB’nin bağımsız olduğu yönündeki algıları güçlendirmek ve o alandan gelen eleştirileri de bertaraf etmek maksadıyla, cumhurbaşkanının ara sıra yaptığı bazı faiz çıkışları da oluyor. TCMB faiz yükseltmek zorunda kalırken, bir taraftan da cuhmurbaşkanının, ısrarla faize karşı olduğunu ifade etmesi bu açıdan tamamen bir yanılsama. Zaten merkez bankasının bağımsız olduğu bir ülkede iktidarın onun politikalarını dolaylı yoldan da olsa eleştirmeye çalışması anlaşılmaz bir durum olurdu. Neticede TCMB de hukuki olarak tanımlı olduğu işleri icra etmekle mükellef.

Faiz sebep, enflasyon neticedir.

Cumhurbaşkanımızın ortaya attığı bu garip teori, faizi enflasyonun genel sebebi olarak gösteriyor, yani aslında faizler bu kadar yüksek olmasa enflasyon da yüksek olmayacakmış iddiası var cumhurbaşkanının. E o zaman ne duruyoruz, faizi ”0” ve hatta negatif yapıp kurtaralım kendimizi bu enflasyon derdinden? Sahi neden yapmıyoruz bunu? Bunun sebeplerine yavaş yavaş geleceğiz birazdan.

Öncelikle dünya iktisadi sistemi kabaca belirli kuralları ölçü alarak devamlılığını sürdürür, bazı dengeleri vardır. Arz-talep gibi. Enflasyonun, faiz ve cari açığın rasyonel ve iktisadi sebepleri vardır örneğin. Genel olarak merkez bankaları da bulundukları ülkelerdeki para politikalarını belirleyerek bu istikrarı yaratmaya çalışır. Piyasanın iktisadi mekanizmasını fizik kurallarına benzetebilirsiniz, bunlar değiştirilemezler. Bunları, cumhurbaşkanı olduğunuz ülkenin anayasasına saygı duymamaya, o anayasanın kararlarını tanımamaya benzetemezsiniz mesela. Piyasanın kuralları sizin amellerinizin ve kişisel menfaatlerinizin üzerindedir, zaten bunu cumhurbaşkanının kendisi ya da danışmanları da biliyordur. TCMB’nin faiz-enflasyon ilişkisi konusunda cumhurbaşkanıyla aynı fikirde olmaması benim açımdan şaşırtıcı değil, kurumun çalışanlarının akıllarından zoru olmadığı açık; eğer olsaydı faizleri azalttıklarında enflasyonun da düşeceğini savunup bunu uygulamaya geçerlerdi. Neyse ki cumhurbaşkanının krizi fırsata çevirme merasimine iştirak etmiyorlar.

Enflasyon – Faiz İlişkisi

Öncelikle kavramları basit bir şekilde tanımlayarak işe başlayalım. Faiz nedir?

Faiz
; piyasadaki her şeyin değeri olan paranın da değeridir. Yani para metasının fiyatıdır, faiz paranın kira ya da risk primi anlamında da yorumlanabilecek bir kavramdır. Borçlanmaların maliyeti, tasarrufların getirisi olarak da görülebilir.

Enflasyon ise; piyasadaki satın alınabilir mal ve hizmetlerin genel düzeydeki sürekli artışıdır. Yani paranızın alım gücünün düşüşü olarak da görebilirsiniz bu durumu. Enflasyonu ikiye ayırabiliriz, talep ve maliyet enflasyonu. Devlet tarafından belirlenen bir mal ve hizmetler sepeti söz konusudur burada, temel gereksinimlerden oluşan ürünlerin sürekli artış göstermesi durumu vardır enflasyonun yükselmesinde. Aynı zamanda enflasyon düzeyinin belirlenmesi için de TÜFE(Tüketici fiyat endeksi) ÜFE(Üretici fiyat endeksi) gibi göstergelere bakılır.

Talep enflasyonu; adı üstünde piyasadaki yüksek talepten kaynaklanan enflasyondur. Burada arzdan(ürün ve hizmet miktarı) fazla talep(istek) vardır. Yani piyasadaki mal ve hizmet miktarının karşılayamayacağı bir tüketici talebi söz konusudur. Bir mala ve hizmete piyasada ne kadar talep olursa o malın ve hizmetin değeri o kadar yükselir, (çünkü kaynak kıt, istem ve rekabet fazladır. ürün ve hizmetin dağılımı kapitalist piyasada daha fazla parası olana göre belirlenecektir. Açık artırma gibi düşünebiliriz bu durumu) bu da genel düzeye endeksli bir süreklilik haline geldiğinde enflasyona sebep olur. Talep enflasyonu söz konusu olduğunda bunu engellemek için faiz artırılır; böylelikle tüketiciler tüketim yerine tasarrufa yönelirler ve bu da piyasadaki talep baskılamasını azaltarak enflasyonu düşürür.

Maliyet Enflasyonu; Bilindiği üzere mal ve hizmet üretimi yapan şirketlerin çeşitli maliyetleri olur. Bunlara enerji maliyetleri, kiralar, işçi ücretleri, finansman vb. örnekler verilebilir. Bu maliyetler fiyatlar üzerinde genel bir dalgalanmayı tetikler ve bu da enflasyona sebep olur. Bu durumda faizlerin de yüksek olması şirketlerin bu tarz maliyetlerini daha da arttırarak enflasyonu biraz daha yükseltir. Çünkü şirketlerin maliyetlerini karşılamak için aldıkları borcun faiz yükünün artması fiyatlara da yansıtılmak durumundadır. Çünkü faiz de bir maliyet kalemidir. Böyle bir durumda ise merkez bankası faizleri düşürme yoluna gidebilir.(bakın düşürme yoluna gidebilir diyorum, faiz burada bir sonuçAncak faizleri düşürmenin anlamlı bir etkisinin olabilmesi için üretim kalemlerinin fiyatlarındaki artışın da durması gereklidir. Aşağıda: Firma Maliyet Yapısı ve Maliyet Kaynaklı Enflasyon Baskıları isimli bir araştırmadan birkaç tablo paylaşacağım ve Türkiye’deki maliyet kaynaklı enflasyonda faizin genel kalemlerdeki pozisyonu finansman başlığı üzerinden görülmüş olacak. Çünkü ekonomimizdeki maliyet enflasyonu sorunu faizin azaltılmasıyla kesinlikle giderilemez, öyle bir çözüm olsa zaten TCMB de iktidar baskısından kaynaklı olarak faizleri çoktan azaltmıştı. Bu; ‘‘faiz sebep enflasyon neticedir.” sloganları işin popülist politik tarafı aslına bakılırsa, iktisadi olarak hiçbir karşılığı yok.

Cumhurbaşkanı neden haksız?

Öncelikle ülkemiz dış finansman açığı olan; enerji ve ham madde olarak dışarı bağımlı ve ihracatı ithalatını karşılayamadığı için yüksek cari açığa sahip bir ülke ve ekonomimiz dış kaynaklı sıcak döviz ile mali yapısını ikâme ettirebiliyor. Çünkü dış borçları döviz üzerine endeksli. Döviz de sürekli yükseliş halinde. Dolar Neden Yükseliyor? Üstelik FED de artık havadan para yağdırmazken bu döviz finansmanı nasıl sağlanacak? Tabii ki faizi yükseltip ülkeyi yatırım açısından tercih edilebilir duruma getirerek. Yani dış güçlerden borç para alarak. Peki bu yeterli mi? Değil. Neden? Çünkü yatırım bir risk işidir, başında da söylemiştik; faiz, o risk için yatırımcının aldığı değere tekabûl ediyor.

Mali istikrarın olmadığı, jeopolitik güvensizliğin arttığı, hukuk devletinden gittikçe uzaklaşılan, yeterli ve katma değerli üretimin yapılmadığı, tarımda ve hayvancılıkta bile ithalata endekslenmiş, demokratik bütün kazanımların neredeyse tüketilme noktasına gelindiği, küresel rekabete katılamayan ve kafayı inşaat projeleriyle bozmuş bir anlayış hangi girişimci için uygun yatırım imkânlarına sahiptir? Risklerin bu düzeyde fazla olduğu bir ülkede bu risklerin primleri(faiz) de yükselmek durumundadır. Bu denklemde yükselen bir faizin enflasyonla ne ilgisi vardır? Maliyetler faiz yüzünden mi artıyor; yoksa yukarıda sıraladığımız sebepler yüzünden mi? Enflasyonu artıran şey talep ve maliyetlerin gösterdiği düzenli artışlardır, faiz ise bu artışları dengelemek için kullanılan bir enstrüman..

Eğer ki yine de tezinizde ısrarcıysanız, faizleri 0’a ya da negatife çekin, denemesi bedava. Görelim bakalım 1 hafta sonra ekmek bulabiliyor muyuz? 1994’te Ne Oldu?

Firma Maliyet Yapısı ve Maliyet Kaynaklı Enflasyon Baskıları

Aşağıdaki tablolar Yüncüler ve Öğünç’ün, Firma Maliyet Yapısı ve Maliyet Kaynaklı Enflasyon Baskıları, TCMB Çalışma Tebliği No: 15/3 adlı çalışmalarından alınmıştır. Bu tablonun hazırlanmasında yazarlar, 20’den fazla işçi çalıştıran firmaları hesaba katmıştır. Hesaba aldıkları firma sayısı 38.997’dir. Hesaplamayı, 2006 – 2011 yılları ortalamasını esas alarak yapmışlardır.

Tablolar da incelendiğinde maliyet artışına dayalı enflasyonda finansman(faiz ve diğer finans kalemleri) giderlerinin yaklaşık %3’lük bir paya sahip olduğu görülmekte. Burada da faizin bir sonuç olduğu açıkça ortaya çıkmaktadır.

Kaynaklar: 12

Yazan Adnan Schwarzenegger

bira içer, bazen de miyavlar.

1 Yorum

Yorum Yap

One Ping

  1. Pingback:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Film Ekimi’nde Kaçırmamanız Gereken 10 Film

Son Dönem Türkiye Sinemasından Unutulmaz Sahneler