in ,

Pis Okurun Notları (1-14)

1.) Charles Bukowski, 1967 ile 1969 yılları arasında dönemin yer altı edebiyatına dâhil edebileceğimiz ürünlerin yayımlandığı bir gazete olan Open City’de düzenli olarak yazmaya başlar. Köşesinin adı, ‘Notes of a Dirty Old Man’dir. Bu köşede, kısa öyküler, kimi konulara dair düşünceler ve çeşitli anekdotlar yer alır.

Notes of a Dirty Old Man’de yayımlanan yazılar, 1969’da kitaplaşır. Bukowski, 1970 ile 1975 yılları arasında da “Candid Press” ya da “L. A. Free Press” gibi çeşitli mecralarda Notes of a Dirty Old Man başlığı altında değerlendirebileceğimiz yazılarını yayımlatmayı sürdürür.

Günümüzde, bu seri altında toparlanan yazıları, dört kitap halinde okurlarla buluşmuştur.

Notes of a Dirty Old Man, ilk olarak 2002 yılında Avi Pardo’nun çevirisi ile Parantez Yayıncılık tarafından dilimize kazandırılır.

Bukowski’nin neredeyse tüm kitaplarının çevirmeni olan Avi Pardo, Notes of a Dirty Old Man için hakkını veren bir çeviri yapar:

“Pis Moruğun Notları”

 2.) Thomas Bernhard, Beton, Çeviren: Sezer Duru, YKY, Roman

Herhangi bir Bernhard kitabını okumaya başladığınızda üç aşağı beş yukarı şöyle bir anlatı evreninin içine gireceğinizi bilirsiniz:

Saplantılı bir anlatıcı, kısmen başladığı ya da henüz tasarı aşamasındaki bir projesi üzerinde düşünmektedir. Koşullar bu projesine başlamayı çeşitli nedenlerle geciktirir. Anlatıcı, bir yerden anlatmaya başlar ve yazarın çoğu kitabında tek paragraf halinde bitmek bilmez bir monolog okuruz. Bu monolog, mızmızlanma ile sövgü arasında gider gelir. Metin, sürekli tekrarlanan çeşitli düşünce kalıpları halinde ve zaman zaman bir sayfayı bulan kesintisiz cümlelerle adeta okurunu test eder. Bernhard, okurla bir çeşit bilek güreşine tutuşmuş gibidir.

Bu açıdan baktığımızda herhangi bir Thomas Bernhard kitabını okuduğunuzda aslında tüm kitaplarını okumuş gibi olursunuz. Buna rağmen, Bernhard’ı seven okurlar, tıpkı kitaplarındaki anlatıcılar gibi, saplantılı bir şekilde yazarın tüm kitaplarını okumadan edemezler. Çoğu okur da yazarın herhangi bir kitabına başlayıp daha ilk sayfalarda bu bilek güreşinden galip ayrılamayacağını anlayıp kitabı bir kenara kaldırır.


Thomas Bernhard

Yanlış hatırlamıyorsam, Şubat 2019 itibarıyla, Thomas Bernhard’ın Türkçeye çevrilen yirmi iki kitabı var. Okuyabildiklerimden yola çıkarak, Bernhard kitaplarının nitelikli çevirmenlerin elinden, yazarın üslubunun hakkını vererek dilimize kazandırıldığını söyleyebilirim.

Beton, Sezer Duru tarafından çevrilip, YKY tarafından ilk baskısı 2007 yılında yapılmış 98 sayfalık bir demir leblebi.

Beton’da, Rudolf isimli anlatıcının, hazırlıklarını on yıldan fazla zamandır sürdürdüğü, müzisyen Felix Mendelssohn Bartholdy hakkındaki yazısına başlayamamasının hikâyesini okuruz.

Rudolf, tam yazısına başlayacakken ablası onu ziyarete gelmiştir ve bu durum onun çalışmaya başlamasına engel olmuştur. Nihayet, ablası gider ve Rudolf, yirmi yedi Ocak sabahı saat dörtte yazısına başlamaya karar verir. Tahmin edebileceğiniz gibi ablası gittiği halde Rudolf yazmaya başlayamaz.

Kitabın olay (ya da olaysızlık) örgüsüyle ilgili anlatabileceğim temel bilgiler bunlar.

Yazmaya başlayamayan Rudolf, aile bağlarından başlar, devletlere, dinlere, burjuva ahlakına, yazarlara ve yazmaya kadar aklına gelen hemen her şeyi sayıp döktüğü bir monolog halinde anlatısını sürdürür.

Bu kitabı, kendine güvenen okurlar için bir çeşit sınama, olarak adlandırabilirim.

3.) Thomas Bernhard, Milan Kundera’nın yaptığı benzetmeyle ifade edecek olursam, “büyük” ölümsüzlüğe ulaşmış yazarlardan. Zorlu bir yazar olduğuna ve dilimize kazandırılmış epeyce kitabı olduğuna yukarıda değinmiştim.

Varsayımsal bir okurun Bernhard okumaya karar verdiğini düşünelim. Bu okur, öncelikle Thomas Bernhard’ın kendisi için uygun olup olmadığını düşünmeli.

Bu konuda karar vermek için, yazarın “Hakikatin İzinde” isimli kitabını; Kitap-lık dergisinin 47. sayısını; Kurt Hofmann tarafından gerçekleştirilen bir dizi söyleşiden oluşan “Thomas Bernhard’la Konuşmalar” kitabını ya da Hans Höller’in yazdığı Thomas Bernhard monografisini edinebilirsiniz.

Kişisel tarihinde Elif Şafak’tan öteye geçmemiş bir okur, hiç kuşku yok ki Bernhard okumaktan zevk almayacaktır. Daha rafine zevklere sahip ancak zorlu metinlerle ilgili sınırlı tecrübesi olan okurlar, yazarın Sel Yayıncılık tarafından yayımlanan otobiyografik beşlemesi ile işe başlayabilirler. Beşleme, “Neden-Kiler-Nefes-Soğuk ve Çocuk” isimli kitaplardan oluşur.

Zorlu metinlerle az buçuk tanışıklığı olan okurlara ise, Yok Etme’yi veya Ucuzayiyenleri tavsiye edebilirim.

Odun Kesmek, Bitik Adam, Düzelti, Beton gibi kitapları ise yazarın en zorlayıcı eserleri arasında sayılabilir.

4.) Richard Brautigan, Yani Rüzgâr Her Şeyi Alıp Götürmeyecek, Çeviren: Bülent Doğan, Sel Yayıncılık, Roman

Yani Rüzgâr Her Şeyi Alıp Götürmeyecek, ilk olarak 1998 yılında Canan Çakırlar’ın çevirisi ile Altıkırkbeş Yayıncılık tarafından yayımlanmıştı. İlk okuduğum Brautigan kitabı buydu. Kitabı okur okumaz çarpılmıştım.

Kitabın Altıkırkbeş baskısı çoktan tükenmişti ve yıllardır yeni bir basımı yapılmamıştı. Sel Yayıncılık Kasım 2018’de yeni bir çeviriyle birlikte kitabı tekrar basınca vakit kaybetmeden alıp yeniden okudum. İlk okuduğum zamanki kadar keyif aldığımı söyleyebilirim.

(Yeri gelmişken, bu kitabın Altıkırkbeş baskısını benden ödünç alıp iade etmeyen arkadaşım, bu satırları okuyorsan sana laflar hazırladım, haberin olsun.)

Yani Rüzgâr Her Şeyi Alıp Götürmeyecek’i ilk okumamın ardından, bulabildiğim tüm Brautigan kitaplarını arka arkaya okudum.

Richard Gary Brautigan (1935-1984), ABD’li şair ve romancı. Brautigan, en kaba sınıflamayla “beat kuşağı” yazarları arasında sayılmaktadır. Bununla beraber, benim nezdimde,  kuşağın diğer yazarlarından ayrıksı bir yerde durur. Yaşamında da kuşağın diğer yazarlarından uzak durmayı tercih etmiştir.

Brautigan’ın kaleme aldığı tüm eserler, içinde garip bir melankoli barındırır. Brautigan, kırılgan kişilerin öykülerini anlatır ve bu kişiler hayatın koşturmacası içinde oldukça zorlanırlar.

Bu kırılganlık Brautigan için de geçerlidir. Yazar, 1984 yılında inzivaya çekildiği evinde bir av tüfeğiyle kendini öldürür. Yani Rüzgâr Her Şeyi Alıp Götürmeyecek, yazarın intiharından önce kaleme aldığı son romanıdır.

5.) Yukarıda, Bernhard için yarattığımız varsayımsal okur için en sevdiğim üç Brautigan kitabını yazmak isterim:

-Yani Rüzgâr Her Şeyi Alıp Götürmeyecek

– Kürtaj

– Talihsiz Kadın

6.) İlk romanım Günce / Bir Yenilgi’nin melankolik, tedirgin ve öfkeli kahramanı İstanbul cangılında oradan oraya savrulurken, başucunda Thomas Benhard’ın Odun Kesmek’ini ve Richard Brautigan’ın, Yani Rüzgâr Her Şeyi Alıp Götürmeyecek’ini bulunduruyor ve bu kitaplar sayesinde teselli buluyordu.

7.) John Banville, Deniz, Çeviren: Suat Ertüzün, Kırmızı Kedi Yayıncılık, Roman

İrlandalı yazar John Banville 1945 doğumlu. 2005 Man Booker ödülü kazanmış romanı Deniz, yazarın okuduğum ilk kitabı.

İyi edebiyatın, insana dair ince detayları içinde barındıran eserlerde bulunabileceği söylenir. Bu sav doğruysa Deniz, tam da böyle bir yapıt.

Kitapta, karısının ölümünün ardından içine düştüğü yalnızlığın etkisiyle geçmişi hatırlayan ve anlatan Max Morden’ın hikâyesini okuruz. Morden’ın anlatısı farklı zaman dilimlerinde geçen birkaç farklı kanalda paralel kurguyla ilerler.

Bu kurgulardan ilki, anlatıcının çocukluğunda; ikincisi karısının ölüme yaklaştığı dönemde; üçüncüsü karısının ölümünün ardından kızı ile yaşadıklarında; dördüncüsü ise evini terk edip yerleştiği deniz kenarındaki bir pansiyonda geçmektedir.

Bu dört kurgu, kitabın başında ayrı ayrı anlatılırken kitap ilerledikçe dört kanal git gide birbirinin içine geçmeye başlar ve kitabın sonunda birleşir.

John Banville

Banville’in okuduğum tek kitabına bakarak yapabileceğim ilk tespit, yazarın kılı kırk yaran bir üslupla ele aldığı detaycılığı olabilir. Zaman zaman hatırlanan tek bir olay üzerinden sayfalar boyu süren hesaplaşmalar ve tespitler okuru kendine hayran bırakıyor. Bu durum aynı zamanda okurdan sabır da talep ediyor.

İyi okur, göstereceği sabrın karşılığını damağında kalan edebi lezzetle alıyor.

8.) Canan Akyüz, Elemge, Dedalus Kitap, Roman

Yazarların “ilk” kitaplarını bitirdikten sonra kendime sorduğum temel soru, bu yazarın sonraki kitabını merakla bekleyecek miyim, olur. Bu soruya en son evet cevabını, Ebru Ojen’in Aşı’sından sonra vermiştim ve sonraki kitabı “Et Yiyenler Birbirini Öldürsün” isimli romanını koşarak aldım.

Elemge de yukarıdaki soruya “evet” cevabı verdiren kitaplardan.

9.) Hüseyin Kıyar, Hisar’dan Ahmet, İletişim Yayınları, Roman

Bu kitabı, Mahir Ünsal Eriş, söz söyleme fırsatı bulduğu hemen tüm mecralarda ısrarla öneriyordu. Ben de merak ettim ve aldım. Belli bir çıtanın üstünde elbette ancak gönül rahatlığıyla beğendiğim kitaplar sınıfına sokamayacağım bir kitap.

Aile içinde ya da arkadaşlar arasında herkesin tanıdığı, sempati beslediği ve iyi kötü ortak hatıraları olan kimseler vardır. Söz dönüp dolaşıp o kişinin yaşadıklarına veya o kişiyle yaşanılanlara gelir. Bu sırada anlatılanlar, o kişiyi tanıyanlar için özeldir, komiktir ya da hüzünlüdür ancak ortama yabancı olanlar için pek de tatmin edici değildir. Meclisin enerjisini bozmamak adına gülerler eğlenirler ancak bu hikâyelerden en büyük keyfi, sohbetin öznesini oluşturan kişiyi tanıyanlar alırlar.

Hisar’dan Ahmet’i okurken ben de kendimi meclisin enerjisini bozmamak adına sessiz kalan konuklar gibi hissettim.

10.) (Bir) Döküm:

2018 yılında toplam 102 kitap okumuşum. Bu 102 kitabın 68’i kurmaca, 34’ü kurgu dışı eserlerden oluşmuş. 47’si Türkçe yazılmış, 55’i ise çeviri eser. Kurmaca yapıtlardan 61’i roman, 7’si ise öykü türünde. Bu kitaplardan 24’ünün ilk baskısı 2018’de; 78’i ise 2017 ve öncesinde yapılmış.

11.) 2018’de okuduğum kurmaca kitapların içinden en beğendiğim on tanesi şöyle:

  • Paul Auster, 4 3 2 1, Can Yayınları, Roman
  • İsmail Güzelsoy, Hatırla, Doğan Kitap, Roman
  • Ayfer Tunç, Aşıklar Delidir ya da Yazı Tura, Can Yayınları, Roman
  • Milan Kundera, Gülünesi Aşklar, Can Yayınları, Öykü
  • Fikret Ürgüp, Çivili Sandıklar, Öykü, Şiir
  • Stanislaw Lem, Küvette Bulunan Günce, İletişim Yayınları, Roman
  • Derleyen: Orson Scott Card, Yüzyılın En İyi Bilimkurgu Öyküleri, İthaki Yayınları, Öykü
  • Georges Simenon, Kirliydi Kar, Everest Yayınları, Roman
  • Margaret Atwood, Damızlık Kızın Öyküsü, Doğan Kitap, Roman
  • Milan Kundera, Gülüşün ve Unutuşun Kitabı, Can Yayınları, Roman

12.) 2018’de okuduğum kurgu dışı kitapların içinden en beğendiğim on tanesi ise şöyle:

W.G. Sebald, Hava Savaşı ve Edebiyat, Can Yayınları

Gordon H. Orians, Yılanlar, Gündoğumları ve Shakespeare, Metis Kitap

– Söyleşi: Mirgün Cabas – Can Kozanoğlu, Bıçkın ve Ağlak, Can Yayınları

– Söyleşi: Asu Maro, Tuğrul Eryılmaz / 68’li ve Gazeteci, İletişim Yayınları

– Editör: Şenol Erdoğan, Bir Richard Brautigan Kitabı-Toz Amerikalı Toz, Sub Yayın

Anthony Bourdain, Mutfak Sırları, Domingo Kitap

Feyza Perinçek – Nursel Duruel, Cemal Süreya “Şairin Hayatı Şiire Dâhil” Can Yayınları

Murat Belge, Şairaneden Şiirsele, İletişim Yayınları

Handan İnci, Ayfer Tunç’la Karanlıkta Kelimeler, Can Yayınları

– Editör: Willis Barnstone,  Borges Sekseninde, Can Yayınları

13.) Dostoyevski, hiç kuşkusuz insan ruhunun derinliklerini en iyi anlatan yazarlardan. Aradan yüzyıllar geçmiş olmasına rağmen okuyan herkesi derinden etkileyebilmesinin en önemli nedeni bu olsa gerek.

Tam da bu nedenle büyük ustanın eserlerinin sinemaya aktarılması imkânsıza yakındır. Dostoyevski’nin adeta otopsi masasına yatırdığı insanlık hallerini, diyaloglarla desteklense de görsel bir sanat olan sinema diliyle anlatmak büyük beceri ister.

Zeki Demirkubuz, Yeraltı ile bu zorlu işin altından başarıyla kalkmıştı. Yeraltı adamının ruhunu koruyarak hikâyeyi günümüze taşıyabilmişti. Hâlâ izlemeyen varsa önce Yeraltından Notlar’ı okumalı sonra da bu filmi izlemeli.

Notlarımın bu maddesinde, oldukça zorlu bir işi başarmış olan bir başka yönetmenin yapmış olduğu daha az bilinen bir başka uyarlamayı hatırlatmak isterim:

Karamazov Kardeşler, Dostoyevski’nin iki yıla yakın bir zamanda yazdığı ve 1880 yılında tamamladığı son romanıdır. Kanımca, Ecinniler ve Yeraltından Notlar ile birlikte dünya edebiyatının zirve noktalarındandır.

Çek yönetmen Petr Zelenka, 2008 yılında Karamazov Kardeşler’in bir uyarlamasını yapar. Bu uyarlamada, bir grup Praglı tiyatro oyuncusu, Karamazov Kardeşler’i sahnelemek için Krakov’a gelirler. Filmde, oyuncuların provaları ekseninde yaşadıkları anlatılır. Film devam ederken, oyuncuların içine düştükleri durumlar Dostoyevski’nin Karamazov Kardeşler kitabında öne çıkarmaya çalıştığı psikolojik unsurlar ile paralel bir şekilde yaşanmaya başlanır.

Zelenka, Dostoyevski’nin dört yüz bin kelime ile anlattığı insanlık halini yaklaşık iki saat süren bir filmle anlatmayı başarır.

Kitabı okumamış olanlar için film pek bir şey ifade etmeyecektir ancak kitabı bilen okurlar/seyirciler bu filmden eminim çok keyif alacaklardır.

Filmin Künyesi:

Karamazovi

Yönetmen: Petr Zelenka

Senaryo: Evald Schorm, Petr Zelenka

Yapım Yılı: 2008

Ülke: Çek Cumhuriyeti, Polonya

Süre: 110’

14.) ALIŞVERİŞ SEPETİ:

Dünya edebiyatından az bilinen fakat nitelikli eserler okumak isteyenler, Jaguar, Dedalus, Aylak Adam, Siren, Alef, Helikopter, Monokl ve Notos yayınevlerini yakın takibe alabilirler.

Jaguar Kitap, adını, Shakespeare’in Fırtına isimli eserindeki büyücü Prospero’dan alan bir seri yayımlamaya başladı. Bu seri kapsamında, distopya, bilimkurgu, fantastik edebiyat kapsamına giren kitaplar yayımlayacaklarmış.

Şubat 2019 itibarıyla, seri kapsamında, alıp okumayı sabırsızlıkla beklediğim üç kitap yayımlandı:

  • Albert Sanchez Piñol, Soğuk Deri
  • Max Blecher, Acil Gerçekdışılıkta Maceralar
  • Ernst Jünger, Cam Arılar

 

 

 

Yazan Onur Uludoğan

1978 yılının sıcak bir yaz gününde dalga seslerinin duyulabildiği bir hastanede dünyaya geldiği rivayet olunur.

Bir türlü ehliyet sınavını geçemediği için korsan taksi şoförlüğü, değişen telif yasaları sayesinde korsan CD satıcılığı, Allah vergisi sesi nedeniyle pavyon şarkıcılığı, pasifist düşünce yapısını bahane ederek bar fedailiği, pimpirikli kişiliği yüzünden de torbacılık gibi alanlardaki kariyer fırsatlarını yeterince değerlendiremedi.

İki yıl okurum diyerek başladığı üniversite yaşamını on üç yıl sonra bitirebilmesi belki de kayda değer tek başarısıdır.

onuruludogan@mynet.com

Yorumlar

Cevap Yazın
  1. Gecenin 04.35 inden yazıyorum.Kuru kuruya ‘ ağğ ne kadar da güzel bir yazı’ dememi beklemeyin 😀 .Dahası beni yazınızın içeriğinden çok biyografiniz keyiflendirdi.Keşke hayatımda gerçekten sizin gibi bir arkadaşım olsaydı.Elinize , yüreğinize sağlık.

One Ping

  1. Pingback:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Loading…

0

Comments

comments

Şubat Ayı Kültür Sanat Ajandası

Yakup Kadri’nin “Hüküm Gecesi” Romanı ve Bir Hatıra