Osmanlı’nın Akdeniz’in güneyinde ve Kuzey Afrika topraklarında egemenliğini kurduğu bu dönemde, o coğrafyadan getirilen envai çeşit malın yanı sıra her türden irili ufaklı maymun da bulunuyordu. İstanbul’da yeni bir kültürel toplumsal ortama giren maymunlar, kıvrak zekaları ve kurnazlıklarıyla alışma sürecini kolay atlatarak halkın sevgilisi oldu. Zenginler evlerinde süs niyetine maymun besliyor, halk arasında maymunlara dönük ilgi ve sevgi artıyor ve bu maymunlar terzilik, kasaplık, kuyumculuk gibi çeşitli işlerde de çalıştırılabiliyorlardı.
İbrahim Hakkı Konyalı ise konuyla ilgili şunları yazıyor:
“Kuzey Afrika tamamen Türk sınırları içine alındıktan sonra İstanbul’a çok sayıda maymun getirilmişti, üçüncü Sultan Murat devrinin refahlı ve zengin halk tabakaları arasında maymun bir süs ve oyuncak olmuştu.”
Maymunların toplumla böyle hemhal yaşaması halkın hoşuna gitse de, Sultan’ın imamı olan ve daha sonra da Rumeli Kazaskerliğine atanan, dini konularda taassubu zirveye çıkarmış, gayrimüslim düşmanlığıyla nam salmış tutucu mu tutucu bir din adamı olan Molla Abdülkerim Efendi’yi delirtiyordu.
Maymunların Müslüman halkı yoldan çıkardığını, oyuna ve eğlenceye düşkünlüğü artırdığını düşünüyor ve maymunlardan nefret ediyordu. Maymunlara rastladığı hemen her yerde, idam emri veriyor, çoğu zaman maymunları kendi elleriyle asıyordu. Bu yüzden halk arasında adı “maymunkeş imam”a çıkıyordu.
Dursun Gürlek, 1590-1591’li yıllara denk gelen olayları şöyle anlatıyor:
“Bilhassa Hicri 999 yılında istanbul meydanlarındaki bütün büyük ağaçlar, sanki maymundan meyve vermiş ağaçlara benzemişti. İri maymunlar için özel idam sehpaları bile kurularak cesetleri halka teşhir ediliyordu. Abdulkerim atına atlar, semt semt dolaşır, idam edilecek maymunların iplerini kendi eliyle çekerdi.”
Abdülkerim Efendi’nin bu hayvan düşmanlığı ise maymunların felaketine yol açacaktı. Toplu katliamın başlangıcı ise imamın bir Cuma namazında, maymunların Müslüman kadınları fuhuşa sürüklediğini, kadınların maymunlardan cinsel ihtiyaçlarını gidermek için yararlandığını söylemesi ve arkasına taktığı binlerce gözü dönmüş müridiyle birlikte maymun pazarlarını basmasıyla gerçekleşiyor.
Dursun Gürlek, Kültür Tarihimizden Manzaralar isimli kitabında bu olayı şöyle aktarıyor:
“Tüm hikaye bu dini bütün mollanın Fatih Camii’nde verdiği bir Cuma vaazıyla başlıyor, molla, ateşli bir konuşmayla ‘kadınların bu maymunları fena işlerde kullandığını’ anlatıyor. Cuma çıkışı kızgın kalabalık önde bizim molla, Azapkapı ve Galata’daki maymun satıcılarını basıyor. Tarihçiler o günü ‘İstanbul’da dalında maymun sallanmayan tek bir ağaç kalmadı’ diye anlatır’”
Osmanlı’nın Akdeniz’de kurduğu egemenlikte azımsanamayacak payı bulunan bu fedakar ve neşeli maymunlar, uğradıkları bu toplu katliamdan sonra toplumsal kültürel hayatımızdan çıkıyordu. Fevkalede asabi ve merhametsiz bir adam olan “maymunkeş Abdülkerim Efendi”nin ölümü ise halk tarafından şenliklerle kutlanıyor, belki de bu vesileyle her dinden ve milliyetten İstanbul halkı maymunlara vefa borcunu böyle ödüyordu.