in

Orhan Pamuk'un "Yeni Hayat" Romanında Varoluşsal Sorunlar

Bireyin varoluşsal sorunları geçmişten bugüne insanlığın tartıştığı konulardan biri olmuştur. Orhan Pamuk’un 1994 yılında yazmış olduğu Yeni Hayat romanı da modern insanın varoluşsal problemlerini ele alır. Eserin başkarakteri Osman’ın yeni hayatı bulma serüveni bu sorunların yüzeye çıkmasıyla başlar.

1. Romanın Özeti

Osman bir mühendislik öğrencisidir. Bir gün okulda bir kızın elinde gördüğü kitaptan etkilenir ve kitabı okumaya karar verir. Kitabın kendisine verdiği bu duygu onu kitaba daha çok bağlamıştır. Bir zaman sonra okulda aynı kızla karşılaşan Osman kızın yanına gider ve bu vesileyle adının Canan olduğunu öğrenir. Okuduğu kitabı heyecanlı bir şekilde Canan’a anlatan Osman ona âşık olur ama Canan’ın Mehmet adında bir sevgilisi vardır. Osman Mehmet’le tanışır. Okul çıkışında Mehmet silahlı bir adam tarafından vurulduğunu gören Osman olay yerine gittiğinde Mehmet’i de silahlı adamı da göremez.  Bu olaydan sonra Osman bir daha Canan’a ve Mehmet’i göremez. Kitabı okumaya devam eden Osman onları bulmak için evini terk eder ve yolculuğa çıkar.

Daha önce hiç gitmediği şehirlere giderek otobüs terminallerinde sabahlıyor, daha sonra başka bir otobüse giderek bilediği başka bir şehre gider. Yaptığı yolculuklarda birkaç kere bulunduğu otobüs kaza geçirir fakat her defasında 37 numaralı koltuğa oturduğu için ölmez. Ölen yolcuların kimliklerini ve paralarını alarak yolculuğuna kaldığı yerden devam eder. Bir gün pencereden baktığında Canan’la karşılaşır. Canan, Mehmet’in kitabı okuyanları öldürenler bir örgütün elinde olduğunu düşünmektedir. Osman’a söyler. Farklı bir kimliğe bürünen Osman ve Canan, “kalbi kırık bayiler” toplantısına katılır ve burada kaybolan oğlu Nahit’i arayan Dr. Narin’le tanışırlar. Nahit de kitabı okumuş ve bir anda kaybolmuştur. Bu nedenle Dr. Narin kitaba karşı örgüt oluşturmuştur. Dr. Narin adına hazırlanan raporda oğlunun Osman adını kullanan Mehmet olduğu yazar. Dr. Narin aslında oğlunun Canan’ın sevgilisi olan Mehmet olduğunu anlar. Mehmet’in asıl ismi Nahit’tir ve oğlunun aynı zamanda Nahit, Mehmet ve Osman isimlerini kullandığı anlaşılır. Bir rapora göre bu kişi tarafından Yeni Hayat isimli kitap çoğaltılmaktadır. Yeni Hayat kitabının yazarı ise çizgi roman yazarı Rıfkı Bey’dir.

Aradan yıllar geçer ve Osman evlenir, çocuk sahibi olur. Buna rağmen Canan’ı ve asıl adı Nahit olan Mehmet’i unutamaz. Kendi ismini kullanan Canan’ın sevgilisi Mehmet’le bir tren garında buluşan Osman Mehmet’i öldürür. Artık gerçek Osman sahte Osman’a galip gelir. Osman, Dr. Narin’in yanına gider ve Canan’ın evlendiğini, Almanya’ya yerleştiğini öğrenir. Askere gider, annesi vefat eder. Daha sora Osman kitabı tekrar okumaya başlar ve yolculuklarına devam eder. Rıfkı Bey’in yazmış olduğu kitapları Ratibe teyzeden alan Osman Yeni Hayat’ın da onun yazmış olabileceği üzerinde durur. Çünkü bu kitaplardan alıntılar yapılmıştır.

Osman, kendi sonunun yolculuk sırasında bir kazayla olacağını okuduğu kitaptan öğrenmiştir. Bunu tekrar anımsaması Osman’ı farklı bir huzura iter. Çıktığı son yolculukta Osman 37 numaralı koltuk yerine en ön koltuğa oturur ve kaza gerçekleşir. Ölümle birlikte Osman Yeni Hayat’ın kapılarını aralar.

2. Romandaki Varoluşsal Problemler

2.1. Birbirini Tamamlayan Duygular: Merak ve Korku

Eser, “Bir gün bir kitap okudum, bütün hayatım değişti” (Pamuk, 2020: 7) cümlesiyle başlar. Kitabın hayatını değiştiren kişi Osman’dır. Bir üniversite öğrencisi olan Osman hayat gayesini hayat gayesini çizmemiş, kendi varlığının sorumluluğunun ve ölümün farkına varmamış bir gençtir. Kişiliğini oluşturan yapıların bilincinde olmayan ve buna bağlı olarak hayatın anlamını çözemeyen Osman’ın bir kızın elindeki “Yeni Hayat” isimli kitabı görür ve bir kitapçıda tekrar aynı kitabı görünce almaya karar verir. Kitabı okumaya başlamasıyla kitap ile yaşadığı dünya birbirine karışır.

Kitabın bana açtığı yeni dünya o kadar yabancı, o kadar tuhaf ve şaşırtıcıydı ki, bu âlemin içine bütünüyle gömülmemek için şimdiki zamanla ilgili bir şeyler hissetme telaşı duyuyordum. Başımı kitaptan kaldırıp odama, dolabıma, yatağıma bakarsam ve penceremden dışarıya bir göz atarsam, dünyayı bıraktığım gibi bulamayacağım korkusu var içime yerleşiyordu çünkü.

(Pamuk, 2020: 8)

Başka bir sayfada bu dünyayı Osman “Kitabın yalnızca benim için hayal edilmiş bir sır olduğunu düşünmekten bile korktum” (Pamuk, 2020: 11) der. İnsan korkularına karşı aynı zamanda derin bir ilgi duyar. Aynı zamanda korku, insanın hayatta kalmasını sağlayan temel bir duygudur. Öyle ki May, “Yolumuzu kaybettiğimizde daha hızlı koşmak eski ve ironik bir alışkanlığımızdır” (May, 2008: 11) derken aslında uzaklaşmanın korkunun bir getirisi olduğunun altını çizer. Osman’ın merakı ve korkusu yolculuklarla farklı bir hal alır. Kazalarda ölümle sınır bir çizgide buluşur fakat varlığını bulması ve ölüm korkusu aynı şekilde kalır, ilerleyemez.

2.2. Yalnızlık

Bir genç olarak Osman sessiz, sakin, neredeyse asosyal ve sorumluluklarını yerine getirmeye uğraşan bir gençtir. Kitabı yalnızca kendisinin okuyor olmasını bilmesi onu paniğe ve derin bir yalnızlığa doğru sürükler. Bu nedenle kitabı daha önce elinde gördüğü kızla tanışmayı, kitap hakkında konuşmayı arzular: “Şimdi konuşmalıydık, çünkü ben bu dünyada yapayalnız kalmıştım.” (Pamuk, 2020: 19)

Osman eğer kitabı okumasaydı yalnızlığı hissedemeyecek ve normal yaşamına devam edecektir. Yeni Hayat’ı okumasıyla başlayan serüven “her şeyi anlamak” ile paralel düşünüldüğünde Osman aslında çağımızın en büyük problemlerinden biri olan “depresyon” ile karşılaşır. Kitabı saplantılı bir şekilde tekrar ve tekrar okur. Okuyan, gezen ve her bakımdan kendini yetiştirmeye uğraşan insan her ne kadar kendisini iyi hissetse de çevresinden herhangi bir reaksiyon alamaması çoğu zaman yetersiz hissetmesine ve kaygılanmasına neden olur:

Yalnızlıktan korkuyordum. Benim gibi bir budalanın büyük bir ihtimalle gibi, kitabı yanlış anlamış olmaktan, yüzeysel olmaktan, ya da olamamaktan, yani herkes gibi olamamaktan, aşktan boğulmaktan ve her şeyin sırrını bilip bu sırrı öğrenmeyi hiç mi hiç istemeyenlere bir ömür boyu anlatıp gülünç olmaktan, hapse girmekten, kafadan çatlak gözükmekten, en sonunda dünyanın benim sandığımdan da zalim olduğunu anlamaktan ve güzel kızlara kendimi sevdirememekten korkuyordum.

(Pamuk, 2020: 15)

Osman’ı kitabın oluşturduğu sert gerçeklik hem büyülemiş hem de yalnızlığının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Aynı zamanda Osman bahsetmiş olduğu korkularla karşılaşacaktır. “Melek” olarak tanımladığı Canan’la aşktan boğulacak ve daha sonra kendisini sevdirememenin hüznünü tadacaktır. Gasset’e göre insanın gerçeğinin yalnızlığa dayanmaktadır (Gasset 1999: 60).

Yalnızlığın acı tadını bastırmak için Osman ikinci bir yalnızlıkla yolculuğuna devam etmek ister çünkü yeni hayatın kokusunu aldıktan sonra yaşadığı dünyadaki “gördüğü dokunduğu her şey acınacak kadar eski” bir hale gelmiştir. (Pamuk, 2020: 18) Kitabın içindeki hayata ulaşmanın yolu ise melek, ölümle buluşmaktır. Böylelikle Osman eski olan her şeyden sıyrılacaktır. Psikiyatrist Yalom ölümün insanın kişiliği üzerindeki etkileri konusunda şöyle der:

“Ölümün hayatla birleştirilmesi, hayatı zenginleştirir; bireylerin kendilerini önemsiz şeylerle bunaltmaktan kurtarmalarını, daha anlamlı ve daha otantik yaşamalarını sağlar. Ölümün tam farkında olmak, kökten kişisel değişimler neden olabilir” (Yalom 2001: 94)

2.3 Celladına Âşık Olmak

Osman Yeni Hayat’ı ilk kez elinde gördüğü kızla tanışır ve isminin Canan olduğunu öğrenir.  Canan Osman’a niçin bu kitaba bağlandığını sorduğunda Osman şunu demek ister lakin söyleyemez: “Kitabı senin okumuş olman.” (Pamuk, 2020: 19). Canan’ı “melek” olarak nitelendirmesi de yine bu sayfadadır.

“Bir kitap okudum, seni buldum. Ölmek buysa, ben yeniden doğdum.” (Pamuk, 2020: 42) Osman’ı yolculuğa aktif duruma getiren kitaptan ziyade Canan olduğu bu cümleden anlaşılabilir çükü Canan’ı görmeden önce Osman kendisine destek olacak ve yalnızlığına ortak olacak birini bulmadan yolculuğunu başlatacak biri değildir. Eğer Osman’ın karşısına Canan yerine X kişisi çıkmış olsaydı yine ona âşık olacaktır. Bunun tek nedeni ise kitabı Canan’ın da okumuş olduğunu bilmesidir:

Belli belirsiz gülümseyerek bana tatlı tatlı baktı. Olağanüstü güzel bir kız, hoş bir kız size öyle baktığında nasıl biri olmalı? Nasıl tutmalı kibriti, sigarayı nasıl yakmalı, pencereden nasıl bakmalı, nasıl konuşmalı onunla, nasıl onun karşısında durabilmeli, nasıl soluk almalı? Bunları bu ders[h]anelerde hiç mi hiç öğretmezler. Ve benim gibileri işte bu tür bir çaresizlikte, yüreklerinin atışlarını gizlemeye çalışarak kıvranırlar.   (Pamuk, 2020: 20)

Mehmet’in Canan’ın sevgilisi olduğunu bilse de Osman onu sevmeye devam etmiş ve daha sonra Mehmet’in yerine geçerek Canan’ı sevdiği tek kişi olmayı amaçlamıştır. Mehmet’in örgüt tarafından kaçırılması nedeniyle Canan’ın Osman’ı peşinden sürüklemesi ve Osman’ın buna ikna olması saplantılı sevginin bir örneği olarak kitapta yer alır. Aşk üçgeninin oluşması Osman’ı harekete geçiren, hayata bağlayan kitabı okumasından sonraki ikinci olay olduğu söylenebilir.

Canan’a duyulan aşk soyut ve somut olmak üzere iki türlü aşka dönüşür. Canan’ın dünya üzerindeki varlığı Osman’ı kitabın içindeki hayatla yaşadığı dünya arasında bir köprü kurmasını sağlar. Yeni hayata giden yolda karşılaştığı Canan ise bir “melek” olup somutluğunu kaybeder:

Çünkü karnımdaki demir külçenin ağrısı yüzünden, duyduğum sefil yalnızlık ve kıskançlık beni insanlardan beni öylesine koparmış ve öylesine umutsuz kılmıştı ki, yalnız gazetelerin, dergilerin burçlar, yıldızlar köşesinden değil, başka bazı işaretlerden de körelmesine medet ummaya başlamıştım: Üst kata çıkan basamakların sayısı tek ise Canan üst kattadır… Kapıdan ilk bir kadın çıkarsa bugün Canan’ı göreceğim… Yediye sayıncaya kadar tren hareket ederse beni bulup konuşacak… Vapurdan ilk atlayan ben olursam bugün gelecek. (Pamuk, 2020: 35)

Modern insan sıradanlıktan sıyrılarak farklı olmak ister. Bu nedenle giderek yalnızlaşır ve bu yalnızlaşma bireyde birtakım varoluşsal soruları kendine sormasına neden olur. Osman’ın dünya yaşamından kendini soyutlaması ve yalnızlığın getirdiği saplantı günümüz insanının en büyük sorunlarından biri haline gelmiştir. Merak ve korkunun getirmiş olduğu sorumluluktan kaçma faaliyetiyle yeni bir hayatın peşini kovalayan Osman’ın daha sonra ölümün sınırlarında gezmesinin kişiliğindeki değişime etki etmemesi ve roman boyunca başladığı yere sürekli olarak tekrar dönmesi etrafında gelişen eser yaşamın anlamlandırılması konusunda derin inceliklere sahiptir.

KAYNAKÇA

GASSET, Ortega Y (1999), İnsan ve “Herkes”, (çev. Neyire Gül Işık), Metis Yayınları: İstanbul.

MAY, Rollo (2008), Aşk ve İrade, (çev. Yudit Namer), Okuyan Us Yayınları: İstanbul.

PAMUK, Orhan (2020), Yeni Hayat, 11. Baskı, Yapı Kredi Yayınları: İstanbul.

YALOM, Irvın (2001), Varoluşçu Psikoterapi, (çev. Zeliha İyidoğan Babayiğit), Kabalcı Yayınevi: İstanbul.

Yazan Esra

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Acı Tecrübe -1

Bilirsin