in ,

Ordo Ab Chao -I/ III-

Ordo Ab Chao – yani “Kaostan Gelen Düzen”

Evrende her şey dengelenmek zorundadır. Sürekli pozitif düşünce ve eylemler bile beraberinde negatif sonuçları getirir. Güzel hayaller kurarak ve herşeyin düzeleceğini düşünerek yaşamaya çalışmak da, ya da aksine pozitif düşüncelerin neden işe yaramadığına sinirlenip isyan etmek de büyük talihsizliklere yol açabilir. En doğrusu “olaylar düşündüğüm şekilde olmasa da sorun değil” gibi bir hal içinde kendi yaşadıklarınızla uyumlu miktarda bir pozitiflik olmalıdır.

Bir kişiye veya bir olaya sinirlenmeniz, bir şey için çok üzülüp vah etmeniz veya tam tersi o durumla, şeyle ya da kişiyle alay etmeniz arasında, dengelenme hareketini yerine getiren Karma için herhangi bir fark yoktur. Hepsi, Karma için karşıdakini anlayamadığınızı bildirdiğiniz birer çağrıdır ve bu çağrıya cevaben sizi tam da aynı konuma getirip o duyguyu yaşatarak öğretecektir. Onunla bağınız, siz o tortuyu yeterince anlayıp nötrleştirene kadar sürecektir. Vahşileşip isyan içinde oradan oraya koşturmanız, üzülmeniz ya da korku ve bunun neticesindeki kızgınlıkla insanlara sövüp saldırmanız Karma’nın tesirini hafifletmez, aksine bu türden davranışlar ve zihnin yaratma enerjisi bu tesirleri güçlendirecek, üzerinize benzer tesirleri çekerek daha kötü şeyler yaşamanıza yol açacaktır. (Dion Fortune)

Ne zaman ki bu “Karma Terazisi”nin negatif ve pozitif kefelerinden birinde olmaktan vazgeçmeye karar verip, onun tam da tepesinde durup bacaklarınızı bu terazinin iki koluna basarak ağırlık dengesini sağlarsınız, yani dengeniz her kaybolduğunda düşüncelerinizde bu simülasyondaki diğer aktörlerin size hangi eyleminiz sonucu bunları getirdiğini anlayıp, kendinize ve onlara bunu size fark ettirdiği için minnet duyarak ağırlığınızı diğer bacağınıza verebilirseniz ve bu duygu durum salınımı her bozulduğunda daha hızlı hareket ederek her defasında daha kolay affedip bir nevi daha küçük hareketlerle terazinin üzerinde dengenizi sağlarsanız; işte o zaman (sadece o konudaki) nötrleşme ve denge sağlanmış olur. (Bilyay)

Maymun Adamın Öyküsü

Maymun Adam, henüz kişisel evrimini tamamlayamamış, maddeye, güzelliğe bağlı isteklerinin peşinden koşan, orta yaşın sonlarında biri. Bitmek bilmeyen iştahı ve başına gelen her türden olaya durup düşünmeden süregelen kızgınlığı, baş edilemez hüzün ve depresyonu için ona Maymun Adam diyoruz.

Maymun Adam, büyük bir haksızlığın kıyısında ve her defasında isyan ederek yaşam örgüsündeki sayısız spiral’den sadece birinde yer alan ve sonraki sarmalda katlanıp çoğalarak önüne geçilemeyecek şiddette sonuçlar getiren bu olaylar zincirini düşünüp kendi kendine hayıflandığı, birbirini bu kadar seven insanların kendisine olan acımasızlığı karşısında şaşkınlık ve hüzün nöbetleri geçirdiği günlerden birine daha uyanmıştı.

Her eylem yaşamınıza dengelemeniz gereken yeni bir spiral ekler. Güzel bir davranış kendi yaşam döngünüz kaç yılda bir tekrar ediyorsa size o kadar sürede bir kez daha geri döner. Başlattığınız etki, sizin beslemeniz sonucu artarak yeniden başka bir zaman ve mekanda farklı insanlarda vuku bulabileceği gibi, spiralin zaman içinde ilerleyen sonundaki ucu eylem unutuldukça bazen hiç bir şey olmaksızın silikleşip yok olabilir.

Dengelemeniz gereken Karma, düşünce pilinizin artı ve eksi kutuplarını önemsemez. Böylece aslında verdiğinizi geri alırsınız. Sokakta sıska birine öfkelenip yenebileceğinizden emin şekilde ona bağırıp çağırmanızla, günün birinde patronunuzun sizi aşağılaması arasında bağ kuramazsınız. Bir kaç kişiyle oturup ortak tanıdığınız birini çekiştirdikten sonra, sizin için önemli biriyle aranızda sorun yaşamanız arasında bir bağlantı kuramazsınız. Uğruna yanıp bittiğiniz birinin gün gelip de telefonlarına bile çıkmayacağınızı, her fazla sevginin tersiyle dengelenmek zorunda olduğunu da aşıklar bilemez.

Hayalini kurduğunuz son model arabayı her düşlediğinizde içinize düşen “kaza yapar mıyım” korkusu ile, bu niyeti gerçekleştirdiğinizde ve hayalinizdeki araç bir gün sizin olduğunda; zaman mekan gözetmeksizin park yerinizden her çıktığınızda sokaktan peş peşe geçen araçları beklemeniz gerekmesi sizde kızgınlık mı yaratıyor? Boşuna isyan ediyorsunuz. Bunu siz çağırdınız.

Dengelenmesi gereken bir çok şeyi siz oluşturuyorsunuz… Birinden nefret ediyorsanız o konuda bir çağrı yaparsınız ve kendinizi en çok korktuğunuz bir durumla eleştirilirken bulursunuz. Birine tüh vah ediyorsanız yaşam size o varoluş şeklini getirecektir. Bu çoğunlukla sizinle uyumlu duygu durumda var olacak, arada bağlantı kuramayacaksınız. Eğer tam karşılığını alıyorsanız tebrikler. Simülasyonun size bir şeyler anlatabileceği bir frekanstasınız. Doğrusu herkes çağrısını yaptığı şekilde var olur. Ve hayır, ölüm ve doğum bunu durduramaz.

Maymun Adam henüz bu yaşanın farkında değil. Hüzünle geçirdiği bir gecenin sabahında saat 9:13. 50’lik şişenin yarısı içilmiş, önünde psikotik ilaçları duruyor… Normalde iki ayda bitirmesi gereken 120 Rexapin ve bir o kadar Misol, 30 kadar Insidon ve Vermidon’u bir kaseye atıyor. Bardağı sonuna kadar rakıyla doldurup ilaçları şeker gibi yavaş yavaş yutmaya başlıyor. Acısı dinmiş, zihni durmuş. Artık ölünce bedeninin çürüme sahnelerini düşünmek gibi yersiz korkuları, yerini donuk bir sessizliğe bırakmış durumda.

Ama çok geçmeden bu sessizliği şiddetli bir kırılma sesi bozuyor. Herhalde odadaki klimanın arka odanın balkonunda bulunan dış ünitesi yerinden düşmüş olmalı. Bir anlık tereddütten sonra yangın çıkıp baygın haldeyken yanarak ölmekten korkuyor ve balkona geçiyor. Neyse ki klima yerinde… Ses dışarıdan gelmiş olmalı. Dönüp odaya gidecekken havanın karanlığı gözüne çarpıyor. Oysa az önce sabah değil miydi? Herhalde bunca ilaç bile ölümü için yeterli olmamış…

Çıt çıt çıt çıt…

O anın sessizliğini, asfaltın üstünde köpeklerin yürürken çıkardığı pençe sesleri bozuyor. Bu sese oldukça alışık. Çünkü bulunduğu sokakta alt verandaya indiğinde, çoğu akşam bu sesi duyunca koşup marketten aldığı mamadan dağıtır köpeklere. Onları doyurmak garip bir şekilde kendisinin de tok hissetmesini sağlıyor. Ancak şimdi canı onları doyuramayacak kadar sıkkın. Çünkü başarısız bir intihar deneyiminden daha kötüsü…

Karanlığın içinde bir şey hızla yandaki villadan çıkıp arkadaki ağaçlık arasında kayboluyor!!!

Aynı anda sokağın başka bir yerinde korkunç bir ses, köpek ulumasıyla insan inlemesi arasında bir konuşma gibi…

– OL SONF VORSG GOHO IAD BALT !

Bu garip hayvandan sanki ağlarmış gibi çıkan boğuk kelimeleri nasılsa kendisi de anlarmış gibi, böyle anlamsız bir dili nereden hatırlayabiliyor olabilir?

Sesin geldiği yöne bakınca gözleri sonuna kadar açılıyor. Tek düşündüğü oradan kaçmak ve saklanmak. Bu var olması olanaksız yaratığın bir köpekle ortak tek yanı koşarken dört ayak üzerine inmesi olmalı. O an adeta aklı gidiyor. Yaklaşık bir insan boyunda ve şimdi iki ayağı üzerinde duran saydam siyah insansı yaratığı gördüğünde dilini yutacak gibi oluyor. Ve ardından koşarak ilerleyen başka pençe sesleri yaklaşırken bulunduğu balkon katında korku içinde titrerken tek yapabildiği yere boylu boyunca uzanıp öylece saklanmak oluyor.

Sesler… Bir çok insansı sağa sola atlıyor, rögar kapaklarının içinden fırlıyor. Evlerin bahçelerinde dolanıyor. Onlar her yerde!

– LANS CALZ VONPHO.

Ne konuştuğunu anlayabildiğini görerek şaşkınlık içinde fısıldayarak tekrar ediyor duyduklarını.

– Senin üzerinde hüküm sürüyorum! diyor adalet tanrısı… “Gazabın gök kubbelerinin üzerinde yüce bir güce sahiptir.”

Bu ne demek? Bir ayinin sözleriydi sanki. Ama nasıl hatırlayabiliyor? Kendisi kanlı canlı burada olduğuna göre farklı bir boyuta geçiş yapmış olmalı.

– …… KTARNNNNnnnnhhggnnn!

Büyük bir kırılma sesi ve etraf bir an için aydınlanıyor. Bu bir fırtınanın tam da başlamak üzere olduğu anlamına geliyor. Gökyüzü aydınlanması ve bu ses insansıları huzursuz etmiş olmalı, inleme ve ulumayla karışık korkunç sesler çıkararak bağrınıyorlar. Etrafa dağılıp panikle kaçıştıklarını düşündürecek şekilde asfalttaki pençe seslerinin zayıflayıp yok olmasını bekliyor.

Çömelerek yavaşça kalktığında bedeninin tam ortasından bir kordonun aşağı katın önündeki bahçede bulunan daha önce fark etmediği bir dehlize indiğini görüyor. Kordon koyu sarıya çalan gri bir yapıda sanki bağırsak gibi hareket ediyor, içinde az önce duyduğu kelimeler yankılanarak bir nevi bedenine akıyor gibiler. Panikle kordonu koparmaya çalışıyor. Ama her deneyişinde sanki normal bir uzvuymuş gibi canı yanıyor. Bu her neyse o dehlize inmesi gerektiğini anlıyor. Hızlı hareketlerle balkondan aşağı kata iniyor.

Dehlize yaklaştığında birinin hırsla fısıldadığını duyuyor. “CD’lerim, tişörtlerim hepsi benim, uyumayacağım kimse alamaz onları.” Bu fısıldar gibi konuşma çok tanıdık. Arkadaşı Tuncay olmalı. Tuncay’ın tek kuralı vardı. Yani henüz yaşıyorkenki kuralı. Her şey onun olmalıydı. Arkadaşlarının olan her şeyi ister, aylarca geri vermez, üzerine yatardı mesela. Sonunda bu hevesi onu eroinle tanıştırmış ve sonunda fazla dozdan uyuşturucu komasına girmiş ve 2015’te ölmüştü. Maymun Adam kendini düşündü hemen. Neler olduğunu anlayıncaya kadar bu kanlı canlı halinin bir ölü bedeni olamayacağını düşünmeye odaklanmak istedi.

Tuncay. Zavallı arkadaşı sonunda delirmiş bir şekilde dolanıyordu. Peki bunca yıldır buralardaydı ve onu bir şekilde görememişlerdi öyle mi?

– Tuncay? Diye seslendi.

O an bedeninin orta yerinde bir kordon çıkıp Tuncay’ınkine bağlandı. İçine sanki korku akıtıyordu bu kordon. Ani bir parlamayla birlikte kendisini Tuncay’ın kız arkadaşıyla kendi evinde buldu. Tuncay’ın bu bencilliği yüzünden kıza zor zamanlar geçirtmesi, Maymun Adamın kıza ilgi duymasını ve bir şekilde kendi evinde yaşamaya ikna etmesini sağlamıştı. Üstelik Tuncay onun büyük bir iyilik yaptığını düşünüyordu. Her şey yolundaydı. Kendi kız arkadaşı da bunun çok erdemli bir davranış olduğunu düşünürken kendisinin kıza duyduğu bu ilgi…. Bu ilgi…

Buraya nasıl gelmişti? Özür dilerim. Lütfen beni affet. Bunu kimse birbirine yapmamalı. Beni istiyorsa ondan ayrılmış olurdu. Saçmalıyorum. Bedeninde Tuncay’la kurulan kordon bağı giderek inceldi ve kıza duyduğu istek, o an duyduğu korkular, tüm duygular nötrleşti. Aralarındaki bağ yok oldu.

– HAYIR! Alamayacaksınız. Giiiit! KIH! KIHHGGGHH!

Tuncay kendisini tanımadığı gibi çıkardığı bu garip seslerle karşısındaki adamı bir şekilde korkutabildiğini düşünüyordu. Aklının yerinde olmadığı besbelli.

Homurtular, inleme sesleri… Yalnız değildiler…

– Tuncay! (Fısıltıyla) Hşşşş! Sus lann! Saklan oraya…

Yanılmıştı. Sesler başka yaratıklardan değil, Tuncay’ın kendisinden çıkıyordu. İnler gibi;

– ZOL ROR I TA NAZPSAD OD GRAA TA MALPRG DS HOLQ QAA NOTHOA ZIMZ OD COMMAH TA NOBLOH ZIEN

Eller güneş ateşinden bir kılıç gibidir ve ay, bedenlerimden biriyle karşılaşan bedenlerinizi ölçen ve bizi avuç içi gibi birbirine bağlayan bir ateştir.

Maymun Adam bir anda kendisinin bir çok versiyonunu hatırladı. Bu mısraları 1745’te Flemenk bir okültistken ve şu anki Tuncay aslında Ulrich Van Döetken adında zeki bir gençken kendisi ona öğretmişti. Adam öldükten sonra yaşça daha küçük olan Ulrich bu vedikleri negatif bir takım bağlantılar için kullanmış ve bugünkünden beter hale gelmişti. Demek Tuncay, Ulrich’ti. Neden başka bir yaşam daha yaşamışlardı? Ve şimdi kolayca anlaşılan bu durumu nasıl olup da yıllar yılı fark edememişlerdi? Bu şimdi çok garip geliyordu.

Ama şimdi daha önemlisi Tuncay artık bir insan değildi o az önceki hali gibi bile değildi. Yarı saydam siyah dumana benzer bir şeye dönüşmüş, yerde örümcek gibi bacaklarını ve kollarını toprağa dayamış vaziyette aşağı yukarı salınan vücudunda, etrafındakileri tatmak üzere duyargalar geliştirmiş bir çeşit eklem bacaklıya dönüşmüştü. Daha fazla orada duramayacağını bilen Maymun Adam bu geçmişten gelen eski dostuyla olan tüm bağlarını koparması gerektiğini bir şekilde anladı. Yaşadıkları kendi geçmişinden getirdiği tortuların yakılması ile ilgiliydi.

Hızlı bir hamleyle şimdi daha iyi anladığı gövdesine bağlı bu kordonun ailesiyle bir alakası olduğu hissi içini kapladı. Aşağıda belki yaklaşık olarak İstanbul’un bir ilçesi büyüklüğünde aydınlık bir mağara görünüyordu. Aşağı inerken patika yanındaki yirmi metre kadar genişlikteki akarsuya adeta çekiliyordu. Bu temiz su onu tamamen susatmışken patikanın sağında ve solunda çeşitli objelere çekildiğini hissetti. Güzel bir kadının altından el salladığı bir ulu ağaç. Bedeni adeta bir elektrikli süpürge tarafından çekiliyor gibi derisi esneyip ona doğru çekiliyordu. Solda bir Audi benliğini ele geçirmişti. Gitmek istediği istikamete dönük olmasına rağmen tıpkı kesik kesik atlayarak izlediğiniz bir video gibi anlık hareketlerle bu çekim gücü hissedilen tarafa kendisini yönelmiş buluyordu sık sık. Yemekler, altın, para, bir piyano ve sonunda patikanın tam da bittiği yerde bir at büyüklüğünde üç başlı Cerberus kendisini karşıladı.

– Bu bölgeden sonrasında geri dönmen imkansız. Beni geçtikten sonra çıkmana izin vermeyeceğim. Akarsu’dan içersen şu anki yaşamını unutup bir sonraki yaşama gideceksin. Akarsu’yu geçmek içinse ilerideki kayıkçıya değerli bir şey vermelisin ki yaşam-ölüm döngüsünden kurtulmak için gereken farkındalık bedeninde açılsın ve kayığa bindiğinde akarsuyun içerisindeki korkunç potansiyellere takılmadan orayı geçebilesin. Az önce geçmiş olduğun maddesel güzellikler ise seni onlarla geçireceğin hayatlara götürecek. Öyle zor şeyler yaşayacaksın ki o madde seni kurtaramayacak.

Ardımdaki kapıya gelince. Beni geçip hayatta yaptığın hatalarla yüzleşeceğin bölgeye giriş yap; ki bu bölgede zamanında yaptığın her kötü eleştiri bir iğneye dönüşecek, her kötü konuşman için kendin yaralanacaksın, yolda selam vermediklerin bile hesap soruyor olacak, aşağıladığın gibi aşağılanacaksın, yücelttiklerini de aşağı çekene kadar nefret edeceksin. Öyle ki Dünyada her sevdiğin mekan için kötü bir senaryo bulacaksın. Ta ki bağlılığını tüketene dek. Sevdiğin, örnek aldığın her şeyle birlikte uzak kalmaya çalıştığın, korkuların  karşına dikilecek. Tüm terk edişlerinde ardından ağlayan yine sen olacaksın. Tesirler çok güçlü gelecek. Dünya’da yapmadığın dengeyi burada bulman belki yüzyıllarını alacak. Ama bu kapıdan girersen geri dönemezsin. Cennet geçidine giden yol cehennem taşlarından geçerken tortularını yakarak, geriye yanında götürebileceğin hiç bir şey kalmadığında açılabilir.

(Devami var).

Okült Bilgiler: Dion Fortune, Bilyay.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

İktisadi Çözümler ve Gelenekler

Tebrikler Sevgilim!