in ,

Ordo Ab Chao -II/ III-

Kollektif bilinç tıpkı bir network’e bağlanabilecek sonsuz sayıdaki bilgisayarlar gibi ruhları birbirine bağlar. Buradan ne çekeceğinize duygularınız karar verir. Bazen bir ilham, bazen derin bir hüzün, korku, toplu histeriler ve bazen de mucizeler.

Yüz Maymun deneyi
Kollektif bilinçte kritik kütleye ulaşmak değişim anlamına gelir.
Yüzüncü Maymun Deneyi Ken Keyes Jr. tarafından kaleme alınmış bir deneyin öyküsü. Bu deney pasifik okyanusunda yer alan Japonya’nın Koshima adasında Macaca Fuscata türü maymunlar üzerinde otuz yılı aşkın süre boyunca bilim insanları tarafından gözlemi kapsıyor. Yüzüncü Maymun deneyi, bilim insanlarının 1952 yılında adadaki maymunların beslenmesi için kumların içerisine patates bırakılması eylemiyle başlıyor. Patatesin tatlı tadı Macaca Fuscata maymunlarının hoşuna gitmesine karşın patatesin kumlu olması hoşlarına gitmiyor. Fakat bir gün genç bi maymun kumlu patatesi derede yıkayıp öyle yemeyi akıl ediyor ve bunu annesine gösteriyor. Sonra adadaki diğer maymunlara öğretiyorlar bunu ve yüzüncü maymun patatesi yıkamayı öğrendiğinde, farklı adalardaki bilim insanlarından haber geliyor: aralarında hiç bir bağ olmayan diğer adalardaki maymunların hepsi şaşırtıcı şekilde patatesi yıkayarak yemeyi öğreniyor.

Maddeleşmeyi başarmadan önce ether oluşumlardık. Ondan önceyse tek bir ruh… Bu ruh, yaratım gücüyle sınırsız şekilde ve çeşitlilikte dalgalanarak çoğalır. Her an, kollektif bilincin bu ruhla bağlantısının toplu illüzyonuyla yeni bir yaratım oluşur.

Öte aleme geçtiğinizde anlamanız gereken ilk şey, artık olaylar zihin akışınızla işlenmediği için en küçük bir hüznün bile içinizde fırtınalar koparacak kadar ağır geleceği, korktuğunuz her bir şeyin kendi yaratım gücünüzle karşınızda belireceğidir. Zaman ve mekan madde ortamındaki gibi değildir, burada geçireceğiniz bir ömür oradaki aynı an içerisinde yaşanır ve bitip bitmeyeceği tamamen sizin o durumla olan duygusal bağlantılarınızın gücüne bağlıdır.

Henüz Dünya’da yaşayanlara ait varlıkların bilinçsiz gölgeleri, öte alemde siyah zift gibi akışkan ve sise benzer oluşumlara dönüşmüş haldedir. Bu, yakın zamana kadar herkes için böyle değildi, ancak şimdi dünyevi açlığımız, korkularımız, seyrettiklerimiz, birine duyduğumuz aşırı sevgi veya cinsel açlık, çoğumuzun öte alemdeki varlığını hızla çıldırmış aç gölge yaratıklara dönüştürmüş durumda.

Kollektif bilinç orada da hüküm sürer,  birimiz burada bir arzumuza ulaştığımızda oradaki varlığımızın aurasında bazı renk farklılıkları ve beş duyu ile çözemeyeceğimiz tatlar gelişir. Diğer varlıklar bunu fark ederek benzer bir istek duymaya başladığında, buradaki “walk-in” denilen olayın o düzlemdeki hali gerçekleşir ve bu diğer gölge varlıklar sizdeki o duygudan beslenmek üzere varlığınıza yapışarak sizden bu duyguyu emmeye çalışır…

Çoğunlukla bir şeye duyduğumuz ihtiyacın, ona sahip olduğumuzda bir anda değer kaybetmesi ve bizim için ifadesizce yok oluşu, onu sadece kendimiz için yaşamadığımızdan ve varlığımızın öte alemdeki bir sokak köşesinde afiyetle tüketiliyor oluşundan kaynaklanır. Bu her zaman böyle işlemeyebilir. Bağımlılık duyduğunuz her şeyi daha da fazla istemeniz ve tükettiklerinizin size bir türlü yetmemesi sonucuyla da karşılaşabilirsiniz.

Varlığınızı öte alemde köşe bucak takip edip size ilk yapışan ve yaşamınızı tüketenlerin, öncelikle ailenizden kimselerin ve çevrenizdeki eşiniz dostunuzun olması herhalde şaşırtıcı olmasa gerek. Benzer şekilde kullandığımız epigenetik eski bir deyimde söylendiği gibi: “Dedesi erik yemiş torunun dişi kamaşmış”. Yapılan her eylem, bizden sonraki yedi kuşaktan fazla yaşayabilir ve yakmamız gereken tortulara ait heliseller (sarmallar) oluşturur. Bazen yaşadığımız Karma’nın gelişi, bizden önceki kuşakların bu temel arzularının bize kadar ulaşması sebebiyle veya bir olayın sonuçlarının, tortularının yakılmak zorunda olmasından kaynaklanır.

Maymun Adam ve Gölgeler
Cerberus ona kapıdan girince, belki yüz yıllarını burada geçirip tortularından arınması gerektiğini ve bir daha bu bölgeden çıkmasının mümkün olmadığını söylemişti.

Ancak şimdi ilgilenmesi gereken başka bir şey vardı. Kendisi giderek vücut görünümünü kaybediyor, aklını yitirmiş gibi bazı arzu, korku ve üzüntülerin pencesine anlık olarak düşüyordu.

Önce geçmişten bir sahne göründü, eski bir sevgilisinin ayakkabılarıydı gördüğü… Önleri birbirine bakacak şekilde masumane çıkarılmışlardı. Bunu düşünmesiyle ayakkabılar önünde var oldu. Kendi halinde ayakkabılar, ne küçük ayaklar, sevgisi de ne saf… Kızı defalarca terk edişlerinde buldu bir anda kendini. Kızın acısı; kendisi evden kapıyı çarpıp her gidişinde içinde ağlama krizlerine dönüşüyor, aura rengi koyu kahverengi bir hal alıyor… Tüm varlığıyla bunu hissederken, çevresindeki diğer varlıklar kendisindeki bu duygunun tadını merak edip ondan beslenmek üzere inanılmaz vahşi bir hızla gelerek bedeninin tam da ortasından emiyorlardı.

Maymun adam, bazıları kendi karmik soyundan olan bu varlıkların saldırısından tükenmiş şekilde yere yığıldı. Artık hem varlığını paramparça eden terk edişlerini defalarca, her anını tekrar tekrar hatırlıyor, bu kaybediş korku ve hüznünü kızın kollektif bilinçteki yansımasından çekip yaşadıkça kendini affedemeyip yeniden, yeniden o ana geri dönüyor ve ürettiği bu duyguyla diğerlerini sonsuza yakın bir uzunlukta besliyordu.

Oysa anlaması gereken tek şey, aslında bu simülasyonda ihtiyacı olacak çeşitli duyguları yaşamak için gereken insan ve olayları Kollektif Bilinçten kendisinin çektiği ve yaşamında oluşturduğu tortuyu daha en baştan kendisinin yarattığıydı.

Kızın Maymun adamı affedip bunları unutması şöyle dursun, bu yaşadıklarının artık kızla uzaktan yakından ilgisi yoktu. Vicdanı, onun bu tortuyu kendi kendine sürekli yaratarak sonsuz bir hüzün içinde kalmasını sağlıyordu. Vücudunun -artık koyulaşmış bir karaltıdan ibaret bu varlığına bir beden denilirse- her küçük parçası dağılmış, her düşüncesi kendisini iğneliyordu.

Çevredeki varlıklar bu durumun devamı için durmadan kendisinden aldıkları tüm bu hüzünle etrafta yeni illüzyon sahneler yaratıyordu. Kimi sahnelerde, kardeşinin başı bedenden ayrılmış şekilde bir masanın üzerinde eğer uyanırsa öleceği şekilde uyuyor ve uyandığı anda zayıf bir ah sesiyle ölüyordu, ‘ahhhh benim canım kardeşim….’ Bu nasıl oluyor? Etrafta bu enerji durmadan yeni illüzyonlar yaratıyor; kimi zaman kıtlık içinde sıtma krizi geçiren çocuklar, can çekişen bir kedi, kiminde daha önce aşağıladığı birine bağırıp çağırdıkça kendisi o utancı diplerine kadar yalnız hissederek yaşıyordu. Bu ne kadar sürecekti?

Yaklaşık olarak dört yıl, beş, yedi veya bir süre geçti. Tamamen normalleşip o duyguların frekansını üretmeyi bıraktığı zaman çevredeki gölgelerin ilgisi yok oldu, kendisi de giderek sakinleşti. Cerberus ise yanıbaşında bunların olmasına tepkisiz şekilde üç kafasıyla birden gururlu bir edayla uzaktaki bir noktaya bakıyordu.

Başını Cerberus’un baktığı yöne döndürdüğünde, ileride bir yerde sönük beyaz bir çukur göründüğünü gördü. Bunu bir şekilde anlıyordu. O zayıf beyaz ışık, öncesinde aralarına doğduğu soya yeniden katılmak için girdiği tüneldi. İçerisindeki arzulara bedeninden bağlı olduğu bu kordon, aslında kendisinin değil, o varlık topluluğunun ortak yaşamının istekleriydi. Onların oluşturduğu bu ağır karmalar bir bakıma o kadar çekiciydi ki, tüm varlığı ile o yuvaya çekiliyordu. Hatta neredeyse bu istek, kendisine yeni bir aura rengine neden olacak ve kendini diğerlerinin yeni bir saldırısına açık kılabilecek bir açlık hissine dönüşecekti…

Bu istek kendisine bir şarkıyı anımsattı. Hayır, bu şarkı akan nehrin yanında ayaklarından yerlere prangalarla kendisini bağlamış bir varlıktan geliyordu.

– Hani büklüm büklüm, ruhumda…

Çevresindeki bir çok gölge varlık kendisinden besleniyordu, bu şarkı çaldıkça varlıklarının Dünyadaki madde ortamında yaşadığı belli olan daha zayıf oluşumlu olanları önlerde olmak üzere ona doğru akın akın koşuyorlardı. Ölümden sonra her an yeni bir arzunun peşinde koşan ve bu boyuttan ayrılamayan daha koyu renkli diğerleri de bu varlığa yapışıyordu, varlığın aura rengi neredeyse dünyada bu şarkı her çaldığında renkleniyor ve buradaki prangalarına bir yenisi ekleniyordu.

Bir bakıma dünyada bu şarkıdan üzülüp etkilenen her insan gölgesi onun buradaki varlığına yapışıyor, üstüne bir de ölü bedenlerin gölgeleri de ilgi duyup gelince varlık olduğu yere çakılıp hiç bir yere kıpırdayamıyordu.

(Devam edecek).

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Dépaysement

Ordo Ab Chao -III/ III-