in

Nöbet (Kimsin Sen!)

Burhan bilincinin açıklığına göre 23 ile 46 yaş arasında, ama çokça 20’lerinde 1997-2001 yıllarında yaşayabilen biri. 93 Model Honda’sını Atatürk Sanayi’de tamire getirdi. Ancak bir sorun vardı.

Geçmişte bir zaman, belki 2001 yılındaki ağır depresyonundan hemen sonra olabilir; 1997’ye dönüp o yılları yeniden yaşamak zorunda kalan Burhan yanlış bir kelime kullanarak birden kendini 2005’te buldu. Hafızasına aniden yüklenen binlerce kötü anıyla sinir krizi geçirerek, aklında fırtınalar koparan bu kötü anılar için sinirlenip bir dönem de olsa kendisini seven insanlardan kopmadan önce onlara oldukça kötü davranmıştı. Burhan bu dostlara ağ’za alınmayacak hakaretler etmiş, tehdit dolu mesajlar yollamış ve hayatının yıkıldığı o andan kurtulabilmek için Kolektif Evren Bilinci’ne şu an hatırlamadığı bazı kelimeler tekrarlayıp yalvararak kendisini birden 1997’ye ışınlayabilmiş biri.

Anıları çoğunlukla aldatılmış hissetmek, aşağılanmış olmak ve dostluğunun değersizleşmesi ile ilgili olmalı. Kimbilir daha neler. Yoksa neden bu kadar sinirlensin? Hoş artık kim umursardı hislerini? Bunu anlayabilmek için kişisel olgunluğu henüz yeterli evrimi kazanmamıştı.

Oto tamircisi Adnan Usta, Burhan’a ve getirdiği araca bakarken tamir edilmiş bir başka araç arkasında olmak üzere:

“-Peeh!” diyordu gözleri dolarak.

Adnan Usta’nın zamanla ilgili bazı sorunları vardı. Örneğin bir parka gitse daha bir saat geçmeden “Nasıl güzel bir parktı değil mi ya aah ulan ah” diyerek sanki yıllar önce yaşanmış gibi bir his doluyordu içine. İşte şimdi de o anlardan biriydi. Adnan Usta biraz önce balatasını tamir ettiği arkasında duran aracı özlüyor, onu şu an göremediği için üzülüyordu.

Burhan geçmişine geri döndüğünden bu yana hangi kelimelerle geleceğe sıçradığını unutmuştu ve bunun kendisini ya da bir başkasını kızdırabilecek bir şey olabilme ve yanlış bir kelimede yeniden 2005’e dönme ihtimalinden korktuğu için, tamire getirdiği otomobilin hasarını anlatmak üzere dikkatli bir dil kullanmaya çalışarak:

– Adnan Usta, biliyorum burada olmam seni belki de endişelendiriyordur, tabi elinde de iş varmış… Diyorsundur ki tam dinlenecektim bu adam da nereden çıktı, lütfen sakinleş ama ben de insanım bazı hatalarımız oluyor ve arabalarımızı yıpratabiliyoruz. Bu yüzden eğer iyi hissediyorsan sana şunu diyecektim… Yani bunu söylemekten çekinmeyeceğim ama dinle bak beni sakın yanlış anlama arka sol kapı, yani eğer sana garip gelmeyecekse…

– Poğaça istenni AdNAN…

– Oooo! Canım Poğaçacı. Nerlerdesin yauw! Özledim yemin ederim aah ulan ne günlerdi… Ver iki tane.

– Sen de istenni yienim?!.

– ???

– Müsaade varsa bir şey sorabilir miyim Adnan Usta? Şu ses… Nerden geliyor?

– Hah! Bizim Poğaçacı yauw! Ama her yerden görünmez, bak şimdi sokağa dik bak! Bakışlarını çevirme! 30 derece solda bizim poğaçacıyı göreceksin. İyi adamdır. Tam 46 senedir, karısı öldüğünden beri böyle. (Eliyle işaret ederek) Şu açıyla bakmazsan göremezsin. “-Otur çay söyleyim poğaçacı”.

Burhan denileni yaptı, gerçekten sokağa 90 dereceyle bakarken solda saat 10 yönlerinde bir adam ve poğaça arabası görülüyordu. Ancak şaşkınlıkla kafasını o yöne çevirince adam kayboldu. Dik bak! Orada! Ona doğru bak! Adam yine yok oldu.

– Gördünnü beni yienim! İstiyon mu poğaça!?. He mi?

– Merhaba poğaçacı. Bana iki tane poğaça ver.

Bu sırada bir başka ses duyuldu. Az önce tamir edilen aracın sahibinin sesi olduğu her halinden belli bir sesti; çünkü sesi hem kendinden hem de biraz ileride duran bu adamın otomobilinin derinlerinden ekolu geliyordu.

Şöyle seslendi:

– Adnan Usta..Usta..sta..ta..a. 25..5 senedir…edir..dir..ir.. otomobil sende..ende..de..e…  HEH heh heh..eh..

Adam da sanayideki herkes gibi Adnan Usta’nın bu zamanla olan problemini iyi biliyor, onu hafiften alaya alıyordu belli ki.

– Bitirebildin mi..mi..i Bari..ri..i!?

– Haay Kemal! Heh eh! Bitti bitti gel. Heey gidinin Kemal’i, taa sabah geldin, gittin özlettin be kendini. Gel otur!

– Sen de yen mi yiğenim!

– KimVarOrda..orda..rda..da..a!?.

Kemal korkup tökezleyince ayaklarından birinin diğerinden daha küçük olduğu açıkça göründü. Henüz küçük bir çocukken tek ilgi duyduğu şey kertenkelelerdi. Babasının kendisine getirdiği küçük kertenkeleden sonra sürüngenler, özellikle kertenkeleler onun tek dünyası olmuştu. Onları gözlemleyerek büyüdü.

Yıllar sonra geçirdiği bir kaza sonucu ayağı alt bacaktan itibaren koptuktan hemen bir yıl sonra nasılsa yerine yeniden kendiliğinden küçük bir bacak çıkmıştı. Kemal 35 yaşındaydı ve bu tek bacağı 7 yıl önce geçirdiği kazadan sonra bir de ayak çıkarmıştı. Bu ayak 26 numaraya kadar ulaşmış, erişkin bir ayak olmasına daha 10, 15 yıl kadar vardı. Şimdilik sakattı Kemal. Tek bacağı yeniden çıktığı için ona uygun küçük bir terlik giyiyor, büyümesini ayakkabı giyerek durdurmak istemiyordu.

– Poğaçacı yauw Kemal! o kadar gelip gidiyon tanımıyon ha!

Kemal korkusunun yersiz olduğunu anlamış kendini poğaçacıyı göreceği pozisyona göre ayarlayıp onunla sohbet ederken Burhan yeniden otomobili ile ilgili derdini Adnan Usta’ya anlatmaya girişti:

– Şimdi Usta… Eee. Adnan Usta, biliyorum sen de meşgulsün, hatta arkadaşlar da geldi eğlenceli bir ortam oluştu, yani bölmek istemiyorum bir açıdan, aslında kapı dediysem öyle matah bir şey değil. Yani bende de kabahat o kadar kullanmamışım ki o kapı şimdi nasıl desem…

– Heey Burhan bee, vallaha özledim seni. EEeh işte böyle, zaman akıp gidiyor. Kapıda mı sorun! Bakalım. Bakalım vay vay…

Bir uğultu dükkana doğru yaklaşıyordu. Bu Trafo Adam.

Adam belli belirsiz bir şeyler konuşuyor ancak yine kendisinden gelen elektrik uğultusu o kadar yüksekti ki duyulmuyordu. Trafo Adam yaklaştıkça renkler soluklaşıyor, etraftaki insanlar sanki evrimde tersine dönüp… Sanki goriller gibi bir çeşit… Kahkaha atmaya başlamışlardı.

Trafo adam sokak aralarında çantasının içindeki Stingray IMSI Catcher (ucuza bulabileceğiniz taşınabilir sahte baz istasyonu sistemi) ile dolanıyor, tabi normal olarak seyir halinde hızlı bir şekilde en yakın baz istasyonundan diğerine telefonunuzla ilerlerken her defasında kullanıcı adı ve şifre bağlantısı yapılamayacağı için mecburen bu şekilde bir teknolojiyle tasarlanan her telefonun yaptığı gibi, etraftaki cihazlar önce Trafo Adamın Stingray’ine bağlanıyor; önündeki ekranda bir listeye düşüyor, Trafo Adam da o günlerin yeni icadı bu dünya harikası aletlerin imei ve no’su göründüğü arabirimdeki listeden seçerek konuşmaları dinliyordu. Beğendiklerini veya özel dinleme kayıtlarını da güzel fiyata ilgililerine satıyordu.

Adam uzaklaşırken insanlık yeniden normale dönüyor, gittiği yöndeyse uğultular arasında kadınını diğerleriyle çiftleşmesin diye korumaya çalışan bir adam yumruklarını göğsüne vura vura ciyaklıyordu.

Burhan’ın bakışları donuklaştı. Kusacak gibi:
-…ııaaAAA! KİMMmsinnSENN! DefolGitLANnn!.. İşte o talihsiz kelimeler:
“Kimsin Sen”. Sahi kimdi o?

Burhan, geleceğe doğru bu sıçrayışta da aklına geçireceği yıllarda yaşanmış olanaksız gibi görünen anılar doluşurken, bazı tarihleri kafasında birer birer olaylarıyla birlikte hissederek kendisini tekrar anlamsız bir yerde buldu. 2005’teki bu olaylar, öncesi, sonrası kabus gibi bir gelecekle baş başaydı artık. Nasıl buraya geldiğini bilmiyor, hangi kelimeyle hangi tarihe atladığını tam olarak kestiremiyordu.
Belki 2017.

Kafasını karıştıran bazı şeyler hatırlıyordu. Aslında bir çok şeyi. Bir defasında otobüsteydi. Gözleri açıkken “Hanzel Und Gretyl – Sternkrieg”, kapalıyken “Kitaro – Caravansaray” duyuyordu. Dışarıda gördüğü tabelalara bakıp tekrar etmemeye çalıştı. Bu tabelalarda okuduklarını içinden mi okuyordu? Yoksa bağıra bağıra tekrar mı ediyordu? Koltuğun sağında mı, yoksa ters yöndekinde mi oturuyordu…
Bu sanki gerçek gibi. Evde mi? Otobüste miydi… Eğer ikincisiyse kötü bir durumdu bu.
O an otobüste tam 10 senarist aynı yöne baktı.

Birden 2013 yılında Gezi Parkı’nda ünlü biri yanına gelip kendisine bir pislik gibi baktı:

– Ne arıyo bu burda? Dedi. Ona zulmetmek üzere biraz ilerisine bir masa getirdi. Birden çoğaldı insanlar, ona burada yeri olmadığını hatırlatmak için.

Bu kadar çok insanı delirtecek, kendisinden nefret ettirecek ne yaptığını düşünürken çokça şey daha hatırladı. Üzücü. Meğer “Burhan Altıntop, Türk Malı, Yiğit Özgür’ün deli karikatürleri, BKM skeçleri”… Daha bir çok yapımda hepsi aslında Burhan’ı anlatmıştı. Örneğin bir tanesi kime oy vereceğini sorduğu sahne, iş arkadaşıyla konuşurkenki diyalogları, bir kafeye oturduğunda, sevgilisiyle ilişkisi, kısacası yaşantısındaki her şey çalınmıştı. Burhan ve hayatı üzerinden senaryolardan hayat kurmuşlardı kendilerine.

Onun karakteri, donanımsızlığı, pis borçları, kendilerine uydurulması başarısızlıkla sonuçlanmış taklit iğrenç giyimi, şu yalan hayatı, bok dolu bağırsakları…

Baktığınızda nasıl ve neden olduğu önemli değil; tüm bu yapımları kurgularken, içlerinden kendisini nefretle takip eden birinin bile bu nefreti sorgulamaması ağırdı. Artık onların gözünde bir insan değildi belli ki. Daha da dibe batmak için aklınıza bile gelmeyecek yollar denedi, elinden geleni yaptı yok olmak için. Öldüm vurmayın demedi de, şimdi hatırlarken zor geliyordu işte…

Sokakta bir uğultu yükselmeye başladı. Bu Trafo Adam. Yaklaşıyordu. Bunca yılda teknolojisi daha da gelişmiş; şimdi bir de Wireless yayın paketlerine bettercap ile saldırarak ortalama bir sürede hashcat ile şifrelerini çözüp lokal ağlara giriyor, ARP ataklarıyla onların modem router’larının yerine kendi cihazının IP’sini göstererek çevredeki bilgisayarların internete çıkışını kendisinin  üzerinden sağlıyordu. Böylece tarayıcı vb. bağlantılar içerisinden her türlü şifre ve varsa sohbet konuşmalarını rahatça alabiliyordu.

OS’lerin en zavallısı Windows’un en büyük bug’ı olan işletim sistemi şifresi ile Outlook live Login şifresini varsayılan olarak aynı yapma fikri hangi dahi yazılımcınınsa, Trafo Adam, kendi Wireshark’ında kurbanın giden TCP paketleri arasında girmiş olduğu bu aynı zamanda işletim sisteminin kullanıcı ismi ve şifresi olan veriyi öğrenerek bilgisayarlara rahatça girip dosyalarına bakabildiği için Microsoft’a teşekkür etmeliydi.

Trafo Adam gerçek bir meslek erbabıydı. O geçerken uğultular arasında hızla dört ayak üzerinde bir kaç goril uhuwahaWUHAHA diye bağırarak sağa sola koşturdu. Trafo Adam kendi gelişimiyle ters orantılı olarak yaklaşık 25 metre çevresindeki insaniyetin tamamını emiyordu.

Tüm bu talihsizlik içinde bir şey oldu. Geri dönüş yolunu hatırladı. Bir kez daha dostların tam da iyi olduğu bir zamana dönüş yolu. Her şeyi kendisi ve onlar için mahvetmeden önceki hal. Evet. Düzeltebilirdi. Tüm bu yıkıma rağmen onları yeniden sevebiliyordu ve özlüyordu. Sevgiden başka bir çözüm de yoktur bu dünyada.

Yarım saat kadar konsantre olmaya çalıştı. Başının üst kısmında çıkan beyaz bir duman ona yaklaştı, Kolektif Bilinçle böyle iletişim kuruluyordu işte. Internet’e bağlanır gibi. Bilinçaltına seslendi.

– Özür dilerim, Beni affet, Teşekkür ederim…

Duman onu kapladığında eski evindeydi. Gelecekle ilgili her şey silindi. İşte odada lacivert bir buzdolabı ve Incredible Surround bir mini müzik seti, o eski yatakta oturuyordu be resmen hahah!.. Yeniden 1997’deydi. Her şeyi düzeltmek için bir fırsat daha. Ancak bir sorun vardı. Neydi o kelime? Ya yanlış kelimeler aklına geliverir de… O kelime neydi… Neydi o kelime?..Yine unutmuştu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Wright Mills’e Göre Sosyolojik İmgelem

Zaman O Zaman Değil