in

Müziğin Bipoları: Klezmer

Neden bir müzik türüne ‘bipolar’ dedim? Bunda hem izlediğim bir film sahnesi ( Gadjo Dilo- Cenaze Töreni ) hem de dinlerken gözünüzü yaşartıp ardından sizi güldürebilecek bir potansiyeli olması etkili. Sizi neşeden uçurabilir ya da kederden ölebilirsiniz! 🙂 Şimdi biraz aslında hepimizin kulağında yeri olan  Klezmer’in tarihinden bahsetmek istiyorum. Üstünde yaşanan topraklar şekillendirmiş Klezmer’i. Kendine has tarzı Rus, Romen, Türk, Grek ve Balkan ezgilerinden etkilenmiş. Aynı zamanda müziğinin zenginliği alt yapısından da geliyor; orkestrasında üflemeliler, piyano, keman, klarnet, akerdeon ve nadiren solist te bulunan Klezmer,  bir Yahudi müziği. Zamanla keman ve klarnet öne çıkmış. Neden diyeceksiniz. Ne yazık ki tarih boyunca hep kaçmak ya da göç etmek zorunda kalan yahudilerin müzik aletleri arasında keman ve klarneti seçmeleri tesadüf değil. Bunları taşımak hem kolaydı hem de nereye giderlerse götürebiliyorlardı.. Öte yandan biliniyor ki keman ve klarnet, geniş oktav aralıkları ile sevinci ve üzüntüyü yeterince iyi karşılıyorlar.

Türün ilk oluşum aşamasına gidecek olursak karşımıza 15. yüzyıl yahudi müziği çıkıyor. 15. yüzyılda dini temalar içermeyen ilk yahudi müziği olarak boy gösteren Klezmer, 19. yüzyılda Doğu Avrupa yerel halkının da ezgieriyle yoğrularak İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kendisini yeniden var etti diyebiliriz.

Yidiş müziği olarak ta bilinen klezmer’in temeli tiyatro aracılığı ile oluştu. Abraham Goldfaden’in 1800’lü yıllarda Romanya’da kurduğu tiyatrodan sonra Amerika’da da yidiş tiyatrosu büyük ilgiyle karşılandı ve müzik tiyatro ile filizlenmiş oldu.

yidiş tiyatrosunun günümüz örneklerinden
http://Yidiş%20tiyatrosunun%20günümüz%20örneklerinden

Burada ilgi çekici bir ayrıntı karşımıza çıkıyor. 15. ve 19. yüzyıllar arasında dönemin güçlüsü Osmanlı İmparatorluğu geniş bir coğrafyada etkili ve bu coğrafyadaki müzik hayatını doğrudan etkiliyor. Bu dönemde klezmer müziği için iki şehir öne çıkıyor: ODESA ve İSTANBUL. İkisi de dönemin ticaret ve kültür merkezleri. Bugün olduğu gibi o zaman da kültür merkezi olan şehirler sanatçıların bir araya geldiği yerler.  Odesa’da bir çok türk müzisyen eserlerini icra ediyor. Aynı durum İstanbul için de söz konusu tabi ki. Şehrin çok kültürlü yapısı sanatçılar arası etkileşime çok daha elverişli bir zemin hazırlıyor. Profesyonel müzisyen ihtiyacı doğduğunda doğrudan yahudi müzisyenlerle iletişime geçiliyor. Yahudi müzisyenleri Osmanlı saray müziğinde de görüyoruz. Osmanlı müziği ve Klezmer müziği oldukça iç içe ve etkileşim halinde imiş o dönemde. hadi içimden geldi bir tane de Osmanlı dönem müziği dinleyelim. Eser Dimitri Cantemir. Beste inanılmaz.

Burada minik bir etimolojik bakış atalım; İbranice kle ve zemer kelimeleri müzik enstrumanı demek iken zamanla klezmer, müziğin kendisine ad olmuş. Bu müziğin çalgıcılarına da ‘klezmerim’ deniliyor. Aynı zamanda bu, yahudi çingenelerine de verilen isim. Zaten müziğe kulak kesildiğinizde ruhunuz heyecanlanmaya başlıyor. İçinizdeki çingeneler bayram ediyor. Tutku, isyan, neşe, hüzün, aşk; bu müzik türünün çehresinde öyle görünür ki duygu dışavurumunda zorlanan insan kardeşlerimizin bile kalplerine  arsızlık tohumları eker.  Klezmer kesinlikle bir salon müziği değil, eee çingene kökenli olmak ta bunu gerektirir. Nerede bir bayram, tören, düğün var klezmersiz düşünülemezmiş.  Bir orkestra düzeni yapılır – gerekirse cenaze törenlerin de bile – en gür seda ile, rakslar eşliğinde, bir ince tını olarak yaşam neşvesinin de eksik olmadığı ağıtlar yakılır… Bunu hayal edebiliyorum. Ölüme en çok yakışacak olan da bu belki de: mezar başında raks eylemek.

Klezmerin tarihi seyrine geri dönelim. Zamanla taş plaklara kaydedilen müzik tüm Amerika’yı sarmış ve jaz müziğinin de hafiften bir yanağını sıkmış.. Tesadüf o ki, taş plak kaydı da yine bir yahudi olan Emile Berliner tarafından geliştirilmiş. 1920’lere gelince bu kez de caz klezmerden bir yanak almış. Müzik 1940’larda altın çağını yaşamış ve soğumaya başlamış derken bu koca volkanik tür, ikinci dünya savaşından sonra hayatta kalan Doğu Avrupa yahudileri tarafından yeniden keşfedilmiş v o günden bu zamana kadar  yanan  Klezmer ateşini söndürmemişler. 80’lerden sonra üçüncü kuşak yahudiler klezmeri canlandırmışlar . Amerika’da ve Avrupa’da Klezmer Band’lar kurulmuş.  Hafiften bir masal havasına girmişken buraya da bir Klezmer Band videosu yakışacaktır :

Klezmer bugünün dünyasında hemen her ülkede büyük bir ilgiyle dinleniyor. Klarnet ustası Giora Fiedman, keman sanatçısı İzhak Pearlman, norveçli Bente Kahan gibi isimlerle turnelerde anılıyor ve uluslarası büyük müzik marketlerin world music raflarında bizleri selamlamaya devam ediyor.

Son olarak eklemek isterim ki üzülmeyin a dostlar; bizim de bir klezmer grubumuz var. Aralarında Sumru Ağıryürüyen’in de bulunduğu dört kişilik müzik grubunun adı KLEZ-MEZ. Bir tane de albümleri mevcut.

http://www.salom.com.tr/haber-78674-yuregimizi_titreten_muzik_klezmer.html

Yazan Gülsüm Güller

Müteharrik ve tıraşsız.

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Loading…

0

Köpekler Bize Ne Anlatıyor

Less is more: Minimalizm Yanılgıları