in

Less is more: Minimalizm Yanılgıları

Minimalizmin odak noktasından herkese merhaba.

Son dönemlerde “minimalizm”, “minimal”, “minimalist” kavramları ile fazlasıyla karşılaşır olduk. Peki minimalizm ile ilgili neler biliyoruz ve hayatımıza minimalist felsefenin ne kadarını uyarlıyoruz?

Minimalizm’in kökleri esasen Uzak Doğu kültürüne uzanmaktadır. Fakat Avrupa, Doğu kültürü ile yoğun etkileşime girdiğinde, minimalizm felsefesi Batıya taşınmış ve görsel sanatlar, resim, mimari, edebiyat, müzik ve moda başta olmak üzere birçok alanda etkisini göstermiştir. Minimalizm başlarda, kapitalizm, endüstrileşme ve İkinci Dünya Savaşı’nın yoğun dayatmalarından sonra bir takım sadeleşme, soyutlama ve indirgeme çabaları olarak karşımıza çıkan bir sanat akımı olsa da daha sonra hayatlarımıza felsefesini de dâhil etmeyi başarmıştır. (!)

Ünlü mimar Ludwig Mies’ın “less is more” yani “az çoktur ” önermesi ve Japonların “sadelik, kanaat” olarak çevirebileceğimiz “Şibumi” kavramı, minimalizmin anlamını karşılayacak niteliktedir.

Minimalizmde esas olan estetik ve biçim kaygısıdır. Anlam, sadeliğin kendisidir. Minimalistin aktardığı sadeliği tanımlamaya çalışırsak, tanımı kendisinden daha uzun olacaktır muhtemelen. Minimalist, tesadüflere mahal vermez; bilinç bütüne hâkimdir. Minimalizmde asıl amaç; sapmamış, dağıtılmamış odak noktasına ulaşabilmektir.

Peki odak noktasına kaçımız ulaşabiliyoruz veya kaçımız odak noktası yanılgısı yaşıyoruz?

Karar vermeden önce minimalist felsefeyi hayatımıza uyarlarken hangi yanılgılara kapıldığımıza bir bakalım.

1) Gardırobumuzdaki fazla kıyafet ve eşyalarla derdimiz

Sadeliğin özünü bulana kadar hayatımızdaki her alandan fazlalıkları çıkarmamız gerektiği bir gerçektir. Fakat “fazla eşyan varsa minimalist olamazsın” algısı tamamen yanlıştır. Minimalizm, nesnelerin nesne olma özelliğini vurgular, sayılara bağlı değildir. Eşyalarınızı azaltmak, size sadece düzen ve pratiklik kazandıracaktır. Alışverişlerinizde gereksiz tüketimlerinizi ve harcamaları kısmak size minimalizmi değil, tasarruflu bir yaşamı bahşeder. Burada temel amacınız tüketim harcamalarını kısıp tasarruf etmek mi yoksa sadeliğin özünü bulmak mı?

100 eşya ile “artık minimal yaşıyorum abi yeaa” demek isteyenleriniz varsa kaçırmasın: http://www.radikal.com.tr/hayat/iste-yuzde-100-mutluluk-listesi-1014858/

2) Soğuk renkler ve geometrik desenler

Minimalist stilin genellikle soğuk (gri,siyah,beyaz,lacivert) ve nude renklerle mümkün olacağı algısına kapılırız. Sadeliğin kesin renkleri ve biçimleri yoktur. Yani İKEA’dan İskandinav stili mobilya almak sizi minimalist yapmaz. İnegöl mobilyacılar sanayisinden de kendi renk ve estetik zevkinize göre en minimal mobilyayı alabilirsiniz. Kendinizi sınırlandırmayın, önemli olan sadeliği kendi yaşam biçiminize göre estetize etmektir.

3) Midede minimalizm

Minimal beslenme biçimi belki de en fazla göz ardı edilen noktalardan biri. Sade beslenmek, vücudun ihtiyacı kadar tüketmek öncelikle sağlıklı bir bedene daha sonra sağlıklı ve arınmış bir düşünce sisteminin gelişmesine katkı sağlar.

“Ne yersen o’sun” mottosu minimal beslenme biçimini tek başına açıklamaya yetiyor.

Not: Minimalistler her zaman vegan/vejetaryen değillerdir. Yine yanlış bir algı da büyük,geometrik tabaklarda mikro boyutlarda yiyecekler yenmesi gerektiğidir.

4) Düşünce ve söylemde sadelik ve hatta sessizlik?!

Öncelikle sessizlik yanılgısına değinmek istiyorum. “Susmak erdemliktir” diyorsanız doğru diyorsunuz ama minimalist olmuyorsunuz. Suskun olmak, az konuşmak minimalizmin bir kuralı değildir. Minimal düşünce sistemi, hayatınızın her alanında minimal felsefenin uygulanması ile zamana bağlı olarak gelişir. Bu gelişimin sonunda beyin otomatik olarak asıl anlamı ve asıl düşünceyi diğerlerinden ayıklamaya başlayacaktır. Böylece söylemlerimiz de asıl düşüncenin sonucu olarak yalın ve net olmaya başlayacaktır.

5) Minimalizm zenginler ve beyaz yakalılar içindir

Hemen bir gülme efekti alalım buraya. Bu algı ancak ve ancak minimalizmin özü kavrandıktan sonra aşılabilir. Minimalizm gelir ve statü farkı gözetmez. Yani önce zengin olalım, çok tüketip çok biriktirelim daha sonra eksilte eksilte minimalist mi olalım? Bu algının, minimalizmde “kaliteli görünme” çabalarının bir sonucu olabileceğini de göz ardı etmemek gerek tabii ki. Sade ve kullanışlı eşyalar, kıyafetler elbette kaliteli olmalıdır fakat minimal yaşamak için marka fetişini yüceltmek gerekmiyor. Kullandığımız parçaları daha kullanışlı, daha estetik bir hale dönüştürmek ve hatta ihtiyacımız kadar yeni eşya üretmek neden elimizde olmasın?

6) Endüstriyel minimalizm sömürüsü ve popülist minimalizm

Minimalizm son zamanların en popüler akımlarından biri olmaya başladı. Öyle ki bir anda İskandinav minimal stilini birçok markada görmeye başladık. Cafe ve restoranların tasarımlarında daha sade, geometrik ve soğuk renklerin hâkimiyetini fark etmemiş olmak zor.

Hatta popülerlik instagram endüstriciliği sayesinde öyle aldı başını gitti ki kaktüs, doğada çözünebilir bardaklarda kahve, bol ve nude renklerde kıyafetler, Apple telefonlar, sivri kısa topuklu ayakkabılar, vintage gözlükler, planlayıcı defterler, büyük tabaklarda sunulan aşırı pahalı yemekler, minimal figürlü dövmeler vs. ile birden minimal yaşam illüzyonunun içinde bulduk kendimizi.

Peki, biz kaktüse veya vintage gözlüklere karşı mıyız? Tabii ki değiliz. Neye karşıyız açıklayayım: Kapitalizmin sinsiliğini yeterince kavrayamıyorsunuz. Kendisine karşıt her eylemi ve fikri kendi fırınında pişiren ve popülarizm ile soslayıp karşıt fikre sahip olanların önüne sunan, yetenekli bir aşçı olduğunu unutuyorsunuz. Tabi burada instagram illüzyonunun kapitalizmle iş birliğini de unutmamak lazım.

Son zamanlarda birçok teknoloji firmasının ara yüzlerinde ve tasarımlarında minimal esintileri görmek mümkün. Örneğin Apple ve Microsoft en bilinen ve en çok kullandığımız markalardan ikisi. Peki piyasada minimal tasarım patlaması yaşanmasının temel sebebi nedir? Buradaki temel sebep yine kapitalizm olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle teknolojideki minimal tasarımlar, çalışanların zihinlerini daha hazır konumda bulmak istemekteler çünkü fazlalıklardan arınmış berrak ve hazır bir zihinden, genişletilmiş düşünce ve fayda sağlamak mümkündür. Buna artı değer oluşturmanın üstü kapalı bir versiyonudur da diyebiliriz.

7) Minimalizm pasifizmin öteki yüzüdür

Listenin son yanılgısına, yazının başında belirttiğimiz Trevanian’ın ünlü romanı Şibumi’nin açıklaması ile cevap vermeyi uygun görüyorum.

“Sıradanın altında yatan gizli üstünlükler. Şöyle düşünün, o kadar doğru bir söz ki cesaretle söylenmesine gerek yok. O kadar dokunaklı bir olay ki güzel olmasına gerek yok. O kadar gerçek ki sahici olmasına gerek yok. Şibumi, bilgiden çok anlayış demektir; ifade dolu sessizlik, basit bir zariflik… Sanatta şibumiye “sabi”, felsefede “wabi” denir: Kendini kanıtlama gereği duymayan alçakgönüllülüktür. Büyük bir ruhsal rahatlıktır fakat pasiflik değildir. Bilgilerden geçip basitliğe ulaşmaktır.”

Yorumlar

Cevap Yazın
  1. Merhabalar 😊 Yazınızda verdiğiniz faydalı bilgiler için teşekkür ederim. Günümüzde sade yaşam ve minimalizm popülerleşmeye başladı. İnsanlar her türlü fazlalıktan haklı olarak arınmak ve daha ferah bir yaşam sürmek istiyorlar. Bunun için önce istiflemekten vazgeçmeli, istek değil ihtiyaç alışverişi yapmaya özen göstermeliyiz. 🙏 İstifçilik üzerine yazmış olduğum yazıyı ben de sizlerle paylaşmak isterim: https://www.tarz2.com/cagimizin-hastaligi-Istifci-olmak 💛
    Yazılarınızın devamının gelmesi dileğimle, keyifli okumalar dilerim. 🌸

    instagram.com/tarz2com
    twitter.com/tarz2com
    facebook.com/tarz2com

  2. “Eşyalarınızı azaltmak, size sadece düzen ve pratiklik kazandıracaktır. Alışverişlerinizde gereksiz tüketimlerinizi ve harcamaları kısmak size minimalizmi değil, tasarruflu bir yaşamı bahşeder.” Karşıt olmak için karşıt olmayın. Bu davranışlar basbayağı minimalizm hareketleridir.

2 Pings & Trackbacks

  1. Pingback:

  2. Pingback:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Loading…

0

Müziğin Bipoları: Klezmer

Biz Duyduk, Atalarımız Gördü: Mitolojinin Ölü Yüzleri