in

İki Bin Yirmi Üç

Ne anlatayım Sayın Savcı’m, anlat dediğinizde elim ayağım karıştı. Nereden başlasam bilemedim. Birkaç yıldır kâğıt toplayıcılığı yapıyorum. İşsiz kaldım, aradım ama iş bulmak zor. Hele ki benim yaşımda. Bir gün, yolda gülüp şakalaşan kağıt toplayıcılarını gördüm, yolları ve kapıları aşındırmaktan yorgun otelime dönerken. Otelde mi kalıyorsun? İşsiz adam, nasıl oluyor da ödeyebiliyor otel ücretini. Benim gücüm yetmez be adam, diye kükredi genç Savcı. Ha, o konu, dedi gülümseyerek. Umut otel var Sayın Savcı’m, Kasımpaşa’da. 2023 numaralı odasında kalıyorum ben. Bilmezsiniz siz, o oteli, polis arkadaşlar bilir. Sık sık ahlak polisi gelir ziyaretimize. Çevrede adı çıkmış bir yerdir. Saatlik ya da geceliktir müşterileri, birkaç saatlik rüyalar satın alabilenler, o kıymetli saatlerini başka yerde geçiremeyeceklerinden. Mecburen yani, müşterileri bile mecburi.

2023 numaralı odanın, adı çıkmıştır müşterilerin arasında Sayın Savcı’m. Otelin sahibi, Kayserili bir işadamı. İstanbul’a göçtüğünden beri onunmuş. Yanında işe almayı düşündüğü, yönetici yapacağı kişileri koyarmış başına önceleri. Daha sonra, oğullarının ilk iş yeri deneyimi olmuş. Bunun, bir oğlu varmış, yıllarca haytalık yapmış, evlenip, boşanmış. Hayta oğulun, ilk deneyimi de burada olmuş diğer adaylar gibi. O sırada, Kayseri’de ne uzar ne kısalırız diyen karısının sözüyle yola düşen, zengin olma rüyaları kuran bir hemşerisi çalmış kapısını, büyük patronun. Adam, fabrikalarının birinde, gece bekçiliği vermiş, kalacak bir yeri de yokmuş ailenin. 2023 numaralı odaya yolu böyle düşmüş Kayserilinin. Hayta oğul, göz koymuş karısına. Adam, geceleri yok, kadın genç, güzel. Evinde temizlikçilik falan derken, hayta oğulun. Anlarsın işte Sayın Savcı’m. Neyse, dillere düşmüş bu durum ama gece bekçisi habersiz bir tek.

Bir gece fabrikada yangın çıkmış, korkmuş bizim bekçi, benden hesap sorarlar diye. Karısının hamile olduğunu da, yeni öğrenmiş. Mahpusa düşerim korkusuyla, uçmuş otele. Karısını alıp, memlekete dönecek, aklınca. 2023 numaralı odanın kapısını açmış, hayta oğul ve karısı yatakta, yanlarında boş içki şişeleri. Çıplak bedenler, yorgunluk uykusunda. Karısına kıyamamış, sabi karnında. Seviyormuş ta kadını zahir, yoksa neden memleketinden kalkıp gelsin İstanbullara, kadın lafıyla. Adam, karnını doyuranın oğlu, ona da eli gitmemiş. Tek çare, asmış kendini oda kapısına. Dilden dile anlatılınca bu olay, otelin müşterileri de bu çevreden. Kalmazlar yani, bu odada.  O nedenle ucuzdur, 2023 numaralı odanın ücreti.

Tamam, be adam, bu virüs nedeniyle işler kesat diye susuyorum, ama kendi hikayene gel artık. Sordun diye anlattım Sayın Savcı’m, kızma ne olur. Benim adım, Barış. Yetmiş dört yılının Eylül ayında doğmuşum. Adım, o yüzden Barış. Egeliyim, küçüktü köyümüz. İmam hatip lisesinde okudum, ilçemizde. Sonra turizm okulu kazandım, iki yıllık. Çeşme’de okudum, turizm okulunu. Turistik yer Çeşme, hurilerle dolu bir cennet, ama gönlüm bizim köyden, kara gözlü bir kızda. Neyse, Sayın Savcı’m, uzatmayayım, döndüm köye. Kara gözlüme kavuştum, evlendik. Oğlum doğduktan bir ay sonra, önce annemi, sonra babamı kaybettim. Musibet, arka arkaya gelirmiş derler. Hastalık vurdu tarlaları, para işlerinden de pek anlamam açıkçası. Diyeceğim, tefecilerin eline düştüm. Ne tarla kaldı, ne başımızı sokacak ev. Karım mutsuz, çocuk perişan. Eee, turizm de okumuşuz. Ver elini Çeşme, dedik, karı koca.

Bir iş buldum hemen, bir otelde. Liseden çat pat Arapça, iki yıllıktan biraz İngilizce kalmış aklımızda. Otelin sahibi, aynı zamanda müteahhit. Yazın otelde, kışın inşaatlarda işim var. Hanımda, temizlik işleri buldu evlerde. İşler tıkırında yani. Şirkette bir kız var, felaket bir hatun Sayın Savcı’m, patronun akrabası, tuttuğunu koparan cinsten. Ben de tutuldum kıza. Eskiler doğruyu söyler Sayın Savcı’m, bizim köyde de yaşlı biri ağzından düşürmezdi, paraya sahip olmak kolay değildir, sen sahip olamazsan, para sana sahip olur, derdi. Dinlemek lazımmış zamanında, toyduk işte, şimdiki Barış olsa.

Kışları küçük yer Çeşme, o zamanlar. Üstüne, bir de kriz vurdu memleketi. Hani şu anayasa fırlatma muhabbeti, hatırlarsın Sayın Savcı’m. İşten çıkardılar beni, üç beş kuruş tutuşturup elime. Eve vardım. Hanım, meğer duymuş patronun akrabasını, ama ağzına koymuyor o kadını, herhalde gururundan başka şeylerden sızlanıyor. İşsizlik bir tarafta, karımın kazık gibi lafları bir tarafta, ufak ufak içkiye düştüm. İki ay falan geçti sanırım böyle. Eve geç vardım, iş aramaktan bir akşam. Arkadaşlar ile birkaç kadeh de parlatmışız hani, öyleyim yani, kafam güzel. Kimse yok evde, masanın üzerinde bir mektup, peşimden gelme yazıyor. Oğlumu alıp, çekip gitmiş karım. Nereye gider kadın, ufacık oğlanla? Memleketi aradım, gittiğinizden beri,görmedik dediler. Polise gittim, güldüler, kadın terk etmiş kardeşim dediler. Sor bakalım etrafa, sevgilisi falan var mıymış? Çalmadık kapı bırakmadım, aramadığım yer de. İyice içkiye düştüm bu arada tabii, çaresizim Sayın Savcı’m, şişenin içinde unutuyor bir süreliğine insan.

Oğlumuza bakan yaşlı komşumuz, dayanamadı sanırım üç ay sonra. Mercedes bir araba bırakıyormuş bazen, karımı eve. Doğulu bir müteahhitmiş, Mercedes’in sahibi,    sahildeki inşaatı yarım bırakıp kaçan hani. Akıl vereyim dedim, çektim bir gün konuştum karınla. Sen, patronunun akrabası kızla kırıştırıyormuşsun, öyle dedi karın. Adamın karısı ölmüş, imam nikahı kıyarım sana demiş, oğlunun da geleceği olur. Oğlumu yanımda götüreceğim ana dedi, aramasın beni, sana gelirse söyle. Bir umut araştırdım adamı, Sayın Savcı’m. İstanbul’dadır dediler, büyük şehir orası, yeniden başlamıştır, milletten çarptığı paralarla. İçkiyi bıraktım, umudun peşine düşünce, içki zararlı olur Sayın Savcı’m. İki uyuşturucuyu beraber kullanmamak lazım, maazallah yıkar adamı.

Eski içki arkadaşım vardı, yolda karşılaştık, Karadenizli. İstanbul’da birini duymuş, Karadenizliymiş o da. Babasından ayırmış işleri, büyüyormuş, İsrailli bir ortak edinmiş kendine. Senin gibi, imam hatipten mezunmuş adam dedi, namazında niyazında, bıçkın biriymiş. Ben gideceğim dedi yanına, istersen sen de gel. Öyle başladı, İstanbul maceram, Sayın Savcı’m. Cebimizde üç beş kuruş, yeni bin yıla giriyor dünya, bizim de hayallerimiz var. İki bin yedide hapse düşmüşsün ama, cinayet görünüyor sicilinde, sen de yaralanmışsın. Meşru müdafaa denmiş, kısa süre yatıp çıkmışsın.Dur Sayın Savcı’m, bölme Allah’ını seversen. Oraya da geleceğim, anlat dedin anlatıyorum işte. Dilim damağım kurudu hem, çay var mıdır burada? Bir de sigara olsa.

Sağ olasın Sayın Savcım, iyi adamsın, iyi geldi vallahi. Ne diyordum, sahi bizim bıçkın, Karadenizli büyük adam, yanına çıkmak kolay değil. Arkadaş, akrabalarının yanında yer buldu, ben de 2023 numaralı odada. Hatırladın değil mi? Kayserili aileyi, kader işte. Otelci çok ucuza verdi odayı, bedava gibi, o kadar yani. Gündüzleri iş arıyorum ben, gelecekteki umudumun yanına ulaşıncaya kadar, oda boş kalıyor. Hayta oğlanın yerine bakan müdür uyanık. Bilmeyenlere saatlik veriyor odayı, bir sürü birkaç saatlik rüya birikmiştir o odada. Bende de para yok, rüyaları karıştırıyoruz yani tüm çaresizler.

Neyse, bir gün Karadenizli arkadaşım gelip, buldu beni. Haydi dedi, birlikte çıktık yanına patronun. Dinledi bir süre, vallahi dedi bir sürü insanın umuduyuz, ama iş kolay değil. Ağzın sıkı olmalı, dediklerimi yapmalısın, karını ve oğlunu da buluruz sonunda. Elini öptüm, Sayın Savcı’m. Allah razı olsun diyerek çıktım yanından, ertesi sabah işe başladım. Kılık kıyafet verdiler bana, güzel bir takım elbise, jilet gibi. Siyah ayakkabı, birkaç çift. Haftalarca, hiçbir şey yapmadan bekledim odada, ortalıkta pek dolaşma diye tembihliyim. Maaşımı veriyorlar, fena para değil hani. Kiralık bir eve geçtim, otelden ayrılıp. Keyfim gıcırında yani, birde umut var.

Haydi dediler bir gün, arabalara doluştuk. Vur dediler vurdum, kır dediler kırdım. Rizeli patron ile İsrailli ortağın rakipleriymiş adamlar, ilk öyle oldu vukuatım. Ne şikayet, ne polis. Patronun yüksek yerde tanıdıkları var deniyordu. Yanımıza kar kaldı, senin anlayacağın. Böyle devam ettik uzun süre, sonra o olay oldu işte. Bizim patron ve ortağı, güvenlik işine el atmaya karar vermişler. Amerikan malı yeni bir sistemmiş. Ülkede yeni o zamanlar bu işler, gelecek var yani. Ama bir firma yapıyormuş bu işleri, bir süredir. Bizim patronların yoluna çıkmışlar, anlayacağın. Eski askerlerin sahip olduğu bir firma. Çok uğraştık Sayın Savcı’m, bizden ölenler oldu. Benim vurduğum adam ile düştü süngüleri ama. İçeri attılar, biraz hırpaladılar, bıçak yaram da içeride oldu. Polis komiseri, soktu bacağıma bıçağı, Savcının karşısına çıkmadan önce. Meğer, bizim patronun avukatları yap demişler, patronun adamıymış yani komiser. Meşru müdafaa dedi, altıncı duruşmada hakim, iki yılla kurtarmış oldum. Çıktığımda, patronun yanına çıkardılar beni doğrudan. Öyle bir sarıldı ki sorma, bir daha ayıramazlar sanırsın. Dışarı çıkardılar, altıma arabama verdiler, şoförlü, üstüne müdür yaptılar güvenlik şirketinde.

İşler tıkırında ama ben huzursuzum, Doğulu dolandırıcıdan haber yok bir türlü. Yer yarılmış, içine girmiş sanki. Evim, arabam, dolu cüzdanım var, geleceğim yok yani. Müdürlük de öylesine bir iş, hiçbir şeye karıştırmıyorlar, vaktim çok, canım sıkılıyor. Kendim aranmaya başladım sonunda. Kulağıma bir şeyler geldi ama konduramıyorum. Güya bizim patron ile iş yapıyorlarmış, patronunda haberi varmış o adam olduğundan, ama işler daha önemliymiş falan.. Nasıl inanırsın? Sayın Savcı’m. Patronun bana sarılışı aklımdan çıkmıyor, ağabey gibi sarıldı adam. Hiç kardeşim olmadı benim.

Doğruymuş ama. Sarılmamızdan tam üç yıl sonra, çağrılmadan çıktım karşısına. Nasıl yaparsın diye hesap sordum, masaya vurdum yumruğumu. Kapıyı çarpıp dışarı fırladım, geçmişim ve geleceğim bekliyordu beni, kimse durduramazdı yani. Dolandırıcının kapısına vardım. Zamanında, beraber kurşun sıktığımız adamlar derdest ettiler, kapının önüne koyup, her şeyi elimden aldılar.Her şey patronundu zaten.  Ne şoför kaldı, ne de koltuk. Kısa sürede, elimde olanlar da tükendi. Değil müdürlük, kapıcılık bulamadım. Öyle döndüm 2023 numaralı odaya.

Bir gece, yarı aç yarı tok, yorgun yatıyorum yatakta, ışıkları da söndürmüşüm ki, Çeşme günlerimi hatırlamamı engelleyemesin duvarlar. Kapı açıldı, biri girdi içeri, hayal meyal görüyorum, koridordan gelen ışıkta. Kadın, karıma benziyor, sandalye var odada, onu çekti çıkışa yakın. Kesin rüya diyorum içimden, bir taraftan korkuyorum delirdim mi diye. Ne rüyaymış ne delirmişim Sayın Savcı’m, daha beteri çıktı. Gerçekten karımmış gelen. Bir süre bekledi öylece, konuşunca anladım. Saç baş yapılı, kıyafetler falan gıcır ama ses aynı ses. Oğlum, evleniyor dedi. Sanki benim tohumumdan değil çocuk. Bir yerlerden duymuş seni, düğüne davet edelim diye tutturdu, kıramadım oğlumu, o nedenle geldim. Yirmi bir Martta Çırağan’da olacak düğün, gelmek zorunda hissetme kendini deyip, karanlığa gömdü beni yeniden. Yirmi gündür çalmadığım kapı kalmadı, Sayın Savcı’m. Çaresiz kaldım, çaresizlikten karşındayım işte.

Bu sabah, bu üzerimdeki çaldığım kıyafetleri denerken geldi, polis arkadaşlar. Ayakkabı olmadı ama odadadır, üzerimde değil yani. Yarın akşam düğün, Sayın Savcı’m. Söyleyiverin de pazartesi alsınlar beni, ya da kendim gelirim. Ha, Sayın Savcı’m, hadi bir he deyiver de salsınlar beni, iyi bir adamsın sen, belli, halden anlarsın. Söz kendim gelirim, uğraştırmam polis arkadaşları da.

Yalan söyleyeni gördüm, ama senin gibi yalancıyla ilk karşılaşıyorum be adam. Çırağan’da düğünmüş, pes artık. Bunu alın, on dört gün karantinada kalacak. Sonra çıkacak mahkemeye. Otel odasına bakın, ayakkabıları bulun. Recep gelsin, öksürüyor bu, maske taksınlar şuna. Odamı da iyice silsin Recep, her yere dokundu bu. Haydi arkadaşlar, sallanmayın bakayım, sıradakini alsınlar odaya, bakalım daha ne saçmalıklar dinlemem lazım bugün, deyip ayağa kalktı. Düğün mü kalmış memlekette, diye söyleniyordu kendi kendine. Barış, polislerin kollarından sıyrılıp, ellerine sarıldı genç Savcının. Ne olur Sayın Savcı’m, uğraştırmam polis arkadaşları gelirim ben. Virüs dediğin nedir ki, giremez Çırağan’a, bırak bir günlüğüne beni. Düşmez kalkmaz bir Allah, ne olur derken yakaladı tekrar, genç polis kollarını.

2 Yorum

Cevap Yazın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Bir Damla İnsanlık Başkaldırısı

Eros’un Oklarından Kaçamayanlar ve Ruhun Sarsıcı Serüveni: Aşık Olmak