in

Hüznün, Kaderin ve Umudun Müziği Fadoda Yeni Arayışlar

Fado kökler ve yeni arayışlar

Fadoyu “Onunla başbaşa olacak kadar derin dinlemelisiniz ya da bırakmalısınız. İçinizde sakinlik, sessizlik varsa. Ancak o zaman Fado’nun ruhunu duyabilirsiniz’” şeklinde tanımlıyor, Almanya’nın tek erkek Fadista’sı olan Telmo Pires. Fado kesinlikle unutulmuş bir kültür değildir, tam tersi aktüeldir. Hep kendini yeniler ve değişir.

Bu yazıdaki yönelimimiz; fadonun bugünlerde nasıl tanımlandığı ve yorumlandığı. Ve işte karşınızda sözünü edeceğimiz bir dizi fadista, size seslerini duyurmak için bekleşmekte… Bu müziğin kendisi için ne anlama geldiğini ünlü şair Rainho, “Fado sadece melankoli değildir. Dünya acısı ya da kalp acısı değildir, sevginin hasreti değildir, onun anlamı aynı zamanda mutluluk, hüzün, eğlence ve tabi ki aşk ve acıdır’’ diyerek şairane bir şekilde kelimeye döker.

‘’Fadista’nın anlamı ay olmak ve güneşi görmek anlamına geliyorsa

kendini yorumlayan heykel anlamına geliyorsa

Öyleyse ben fadista değilim

Ama fadista bilinmeyen dizeleri keşfetmek için

Yollara düşmek anlamına geliyorsa

Yine Fadista değilim/ Fado’nun kendisiyim’’

der Mariza, şarkısında. Parçanın adı ‘Recusa’ yani Reddetmek. Bu fadonun sözleri, Portekiz’in büyük şairlerinden, otuz yıldan beri Fado yazmakta olan, Mario Rainho’ya ait.

Ana Moura’da öyle; beşinci albümünün baş parçası kabul edilen ‘Saudade’ yani ‘hasret’in’ sadece melankolik bir hasret olmadığını bize gösterir. Sözler Pedro da Silva Martins tarafından yazılmıştır. İçeriğinde fadonun özgürce yorumlanabilmesine dair kelime oyunları göze çarpar. Şöyle der Ana Moura;

‘’Hasretim, hasretlik hissetmeye

Burada olup da burada olmayan birinedir hasretliğim

Hüzünlü olmak, kendimi iyi hissettiğim için

sevinçli ve iyi hissetmek, hüzünlü olduğum için’’

Hareketli ve hafif olan parçası ‘desfado’ ile yani fadolaştırmanın tersi olan fadolaştırmamak ile ise;

“Kısmetin kendisi istiyor, kısmete inanmamamı

Hiçbir fadoya sahip olamamaktır benim fadom’’

der Ana Moura şarkısında

‘’Onu hissetmeden iyi söyleyebilmek

Başka kimse hissetmediği gibi, anlamı olmadan onu hissedebilmek’

diyerek devam eder.

Faşizmle birlikte ve faşizme rağmen

Fado, Portekiz’de, 1933 ve 1974 yılları arasında devam eden ve Novo Estado olarak adlandırılan faşist diktatörlük döneminde, diktatör Salazar  tarafından da kullanılmıştır. Öyle ki bir dönem ‘Portekiz faşizminin’ müziği olarak bile görülmüştür fado. Tabi geçmişteki bu kötücül bağımlılıktan bugünün fadocuları sıyrıldılar. Onlar artık yenileşmeye çabası içindeler.

Bugün birçok genç sanatçı fadoyu kendi tarzları ile söylemekte. Grand Dame Misia örneğin. Yirmi yıl kadar önce fadonun geleneksel anlayışını yenileyen ilk sanatçı olarak fadonun Portekiz dışında tanınmasına yol açtı.

O aynı zamanda Berlin Philharmoni’de sahne alan ilk sanatçı. Ama bir röportajında; ben yeni fado üretmedim diyor kendisi. Misia’nın fado yapmaya başladığı zamanlarda askeri cuntanın müziği olarak bakılıyordu fadoya, diyerek bir not düşelim dilerseniz.

Misia; Fado kentseldir, esasen değişmemesi bir yeniliktir. Fado her zaman değişir ve ilk söylenildiği andan itibaren değişmeye başladı diyerek bakışını özetlemekte. O kendisine keyif verdiği ölçüde ve kendi sesine uyarak yazılan sözleri söylemek istemekte. İlk başlarda alışılagelmiş olanın dışına çıktı ve sadece Amelia Rodrigues’in repertuarlarına bağlı kalmadı. Kendi repertuarıyla, kendi giysileriyle, kendi oldu ve fadoyu seven şehirli bir kitle oluşturdu. ‘‘Misia; fadonun büyük kadını ve işte bunu Ulissipo albümü ile sergiledi’’ Bu sözler 2010 yılında ölen yazar Rosa Lobota’ya ait. Şarkısında Lizbon’u gemiciyi bekleyen bir kadına benzetir, örneğin.

Misia en başından beri değişik ve ilgi çeken biri. Göz alıcı kıyafetler, kısacık kahkülü, simsiyah saçları, beyaza boyadığı yüzü ve kıpkırmızı dudaklar. En dikkatsiz olanımız dahi kolayca hatırlayabilir.

İspanyol bir annenin çocuğu olarak, 1955 yılında Porta’da doğan Misia, çocukluğundan söz ederken ‘Sen bizim gibi değilsin derlerdi bana’’ diyerek anlatıyor o dönemlerini. Kim bilir belki de bu nedenledir Misia’nın hiçbir yere ait hissetmemesi kendini. Şöyle ki;

Henüz 20 yaşında olan Misia, İspanya’da Barselona kentine göçer, Franco sonrası normalleşme sancıları yaşayan İspanya’ya şahit olur ve bir süre sonra Portekiz’e geri döner ve bir yıl sonra ‘Liberdades Poeticas’ yani ‘Şairsel Özgürlük’ adlı ilk albümünü çıkarır. Sözler Sergio Godinho’ya aittir.

‘’Şairane bir özgürlükte yazıldığı için bu Fado özür dilerim

Kelimelerin kafiyesi ön planda değildir

Fado da her zaman konu olan kıskançlık, burada bir ışıktır

boğazımızı kadifeyle usulcacık örtecek bu ışık ile

Gitarcı bana ilk tınıyı ver

Fadom da haykırmayacağım.”

Diye başlar sözleri. Ve sonra her şey birdebire değişir Fado için. O günden sonra Fado, Avrupa’da ve dünyada artık başka görülmeye başlandı. Faşizmden kurtulmak kolay değil, ama işte Misia bunu başardı.

Misia yeni Fado arayışında değildir. “Yenilik kendiliğinden oluşuyor” der her anlatısında. Buna rağmen sözünü ettiğimiz aktüel albümü bir yeniliktir işte. ‘Senhora da Noite’ albümünün özelliği. Sadece kadınlar tarafından yazılmış olan şarkı sözleri ve fado melodilerinden oluşmasıdır. “Fado’nun her zaman feminen bir yönü vardı ama bu şarkının kadınlar tarafından söylenmesi olarak anlaşılıyordu. Özellikle Portekiz’in dışında bu böyleydi. Biraz da içeriğinin kadınlara ait olmasını istedim.” Sözleri ile tanıtır albümünü.

Fado’nun ilk kez Lizbon’un sahil barları ve tavernalarında, 19. Yüzyılda ortaya çıktığı iddia edilmekte.  İşte o zamanlar, fadistalar yaşama dair ve o an kendilerini ilgilendiren konuları dile dökerlerdi. Sevgi ve hasret konu ediliyordu ve tabi sosyal durumlar da. En başta ise düşkünlerin ve denizcilerin müziği denirdi fadoaya. Sonuçta işte görüldüğü gibi toplumun en üst sınıfındakilere de ulaştı. Tabi onların da bir kalbi olduğu için ve kendilerini fadoya verdikleri için.

 Ruhun bir sesi olsaydı…

‘’Eski dönemlerde Fado ağızdan ağıza iletilen gazete gibiydi. Bu gelenek artık yok oldu’’ demekte Almanya’nın tek fadistası olan olan Telmo Pires. ‘’Oysa yaşamın sorunları halen devam ediyor ve Fado ile anlatılacak çok şey var. İnsanlar zorluk çekmekte ve bir şiirde, bir yazıda ve bir fadoda konu edilecek çok şey var’’ diye sözlerini sürdürür. Telmo’nun ‘Fado Promessa’ yani ‘Fado’nun sözü’ albümünden ‘Si esta alma tivesse voz’ adlı şarkısı ‘Ruh’un bir sesi olsaydı’ anlamına geliyor. Bu albümü Telmo Pires Almanya’da yaşamış olmasına rağmen Portekiz’de yapmış. Tabi profesyonel müzisyenlerin eşliğinde. Yapımcı Davide Zaccaria’nın desteğiyle. Zaccaria aynı zamanda Mariza, Dulce Pontes ve Ana Moura ile çalışmış özel biri.

Kimler gelmiş kimler geçmiş diyebileceğimiz kadar çok kadın ve erkek fado söylemiş ve söylemekte, ama ortada bir gerçek var ki fado sürekli değişiyor. Hatta gözlerimizin önünde, kolayca görebileceğimiz mesafede değişiyor ve hem kendi dünyasını hem de söyleyenin dünyasını değiştiriyor. Bu değişime katkı sağlayanlardan biri de Deolinda ve ilk fırsatta dinlemelisiniz derim.

Not: Bu yazı burada bitmiyor, bir ara devamı gelecek.

Yorumlar

Cevap Yazın
  1. Ben metni bazı açılardan eksik buldum. Fadoya herkes cunta müziği diye de bakmıyordu Karanfil Devrimi sonrasında. Mesela Carlos do Carmo gibi halkın sahiplendiği antifaşist olarak gördüğü fadocular vardı. Carlos do Carmo 1976da Portekiz’in Eurovision’a katılan sanatçısıydı.Ayrıca diktatörlük döneminde az da olsa siyasi ve/veya eleştirel fadolar vardı. Öncesinde zaten çok vardı. Bir örnek bırakayım 🙂 . https://www.youtube.com/watch?v=FsUWNbMHijo
    https://www.youtube.com/watch?v=yJ5bxWI2puw&fbclid=IwAR3MZsgwgVwJ6VEygwwHgNY9W1A7bhy-aWnmWR5_VXGrIGOJ4Qau6zbGknA

    • Evet Salazar diktatörlüğünde azda olsa eleştirel fadolar vardı ‘’Ne yazık ki’ bu çok azdı ve diktatörün ölümünden sonra çoğaldı. Carlos do Carmo’nun eurovizyona katılması için 6 yıl daha geçmesi gerekiyordu aradan.
      ‘Estado novo’ rejimi 74 yılına kadar sürdü, bir kırıntı haline dönüşmüştü artık. Lanetli rejimin kurucusu Faşist diktatör Salazar ise 68’de çekilmişti ve 70’de öldü.
      Şarkı’nın ve o günlerin hakkını yemek istemem ama o güne gelen bir süreci görmemiz gerekir.
      76 yılı eurovizyonu her yönüyle bir sıçrama adımıdır. Ama tek başına olmamıştır, onlarca yıl boyunca o güne gelinebilinmesi için yaşanan/yazılan/söylenen ve ölünen, o kadar çok şey vardır ki: Bırakın 76’ya gelinmesini, 70’ yılında Salazar’ın ölmesi bile bir rahatlama sağlamış ve süreci hızlandırmıştır. Yani Fado direnmiştir. Aksi halde yeni dönemine gelemezdi bile.
      Yazı’nın yayınlanan bu ilk bölümü, Fado’nun yeni dönemine işaret etmekte, bir başka bakış ile; Diktatörlüğün müziği gibi görülen yönünden sıyrılanları anlatmakta.
      Salazar’ın ikinci dünya savaşı öncesi ve sonrası militarist boyunduruğu süslemesi için fadoyu kullandığını yazı akışında bir paragrafta olsa söylemekte. Muhteşem kitle konuşmalarında ‘Amelia Rodrueges’in acılı, kederli sesi, en az Salazar kadar duyulurdu. Öfke ve keder bir arada. ‘Ah kitleler nasıl da coşardı’ değil mi? Kim etkilenmez ki bu şatafattan…
      Bu durum yani ‘Grand dame’ Amelia’nın Salazar ile ışıltılı protokol davetlerinde görülmesi, fadoyu faşist yapmaz tabi ki. Ama faşizmin fadoyu kullanma çabasını gösterir. Bunu futbol ya da başka toplumsal ilgi duyulan ‘bir şey’ ile de örnekleyebiliriz. Her gelen dönem kendi oluşumunu cilalar ve bu baskı dönemlerinde dünyada hep görülür. Ama işte bu yazımızın konusu değil.
      Bu nedenle yazı daha çok yukarı da ve yazının hem başlığında hem de ilk paragrafında söz ettiği gibi; Fado’nun yeni dönemine işaret etmekte ve daha çok fadistaların kendi tarzlarını anlatılarını. Fado şairlerinin sözlerini, duygularını anlatmakta. Bilerek ya da bilmeyerek Fado’nun değişimine yaptıkları katkıları incelemekte, söz etmekte.
      Teşekkür ederim.

One Ping

  1. Pingback:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Loading…

0

Alkolik Kererular Yeni Zelanda’da Yılın Kuşu Seçildi

Ünlü Biri Öldüğünde Yaşanan Panik ve Heyecan Dalgası Üzerine