in

Eminlik Müessesesi

Buz üstünde tango

Süregelen bir iç savaş

Emin olmak üzerine yazmamın nedeni, bu duyguyu deneyimlerken yaşanılan karmaşayı biraz olsun su yüzüne çıkarmaktı. Dört sıkı kaza yaptım motosikletle. Hepsi de birbirinden anlatılası. Fakat konumuz motosiklet değil, kaza anının insan varlığındaki anatomisi. O yüzden, hayali bir kaza yapıp üzerine düşünmek istiyorum. Motosiklet dinamiğini bilmeyenler için konuya kısa bir teknik giriş yapacağım.

Motosikletin mekanik bir dinamiği vardır elbet. Fakat sürücüsüz hiçbir anlam ifade etmez. Zira motosiklet insana (sürücüye) hizmet edecektir. Öyleyse binelim şu iki tekere. Bindik. Vitese taktık, debriyajı bıraktık ve gaz açtık; oh ne güzel, dümdüz ilerliyoruz. Motosikleti bilenler hemen itiraz edecekler, “sen hele bir viraja gir de görelim” diyecekler, biliyorum. Geliyoruz, viraj önümüzde.

Motosiklette ustalık, viraj almakla ölçülür neredeyse. O nedenle, viraja giriyoruz. Motosikleti döneceğimiz yöne doğru yatırıyor ve kontra vererek virajın içine doğru bakıyoruz. Teknik bazı kavramlar oluşmaya başladı: Kontra vermek, döneceğimiz yöne bakmak gibi. Viraja biraz hızlı geldik ama olsun, firenler bizi yavaşlatır. Şimdi bir anatomi hayal edin:

Virajda olan bitenler

Düşünün ki, hızımız virajı dönecek kadar yavaş değil, yani hızlı girmişiz viraja ve motosiklet diğer şeride doğru açılıyor. Bu durumda sürücü aklını da bilmemiz gerekecek. Sürücü aklını arı duru bir akıl olarak bilmeyelim ki işimize yarasın o akılda olanlar.

Sürücü düşünüyor, “hızlı girdim ve diğer şeride doğru açılıyorum”. Bu durumda olacaklar belldir. Karşı şeritten bir araç geliyorsa kafa kafaya çarpışacaklar. Şimdi sürücünün elinde iki seçenek var:

  1. Motosikletin gidonuna daha fazla kontra vererek motosikletin daha fazla yatmasını sağlamak ve diğer şeride doğru kaçan motosikleti kendi şeridinde tutmak.
  2. Frenlere asılarak mümkün olan en doğru hıza düşerek viraj heyecanını kurban etmek fakat virajı sağlıklı bir şekilde almak.

Yine de frenlere asılmak öyle “ha deyince” olacak iş olmayabilir. Çünkü yatmış bir motorda tutunma kritik seviyede azalmış olabilir. Fren virajda korkutucudur, yine de ustalığınız varsa kullanmanız elzem olabilir.

Biz gelelim sürücümüzün aklına. Şu an karar vermek zorunda, çünkü viraja hızlı girdi ve motosiklet diğer şeride doğru çıkıyor. Kendi şeridinde kalması gerekiyor, yoksa ölümcül bir sonla karşı karşıya kalabilir. O an iki türlü akıl yürütme söz konusu olabilir:

  1. Bas kontrayı, biraz daha yatır! (Bu sürücü düşünmüyor bunu, yapıyor o an, yalnızca yapıyor)
  2. Zaten yatırdım motoru, daha fazla yatırırsam ya kayarsa?! (Ne düşünceli bir arkadaş)

İkincisi kayacak. Çünkü gerçekleştirdiği düşünce bu. Bu durumda yatırırken bile “bir şekilde” kaydıracak o motosikleti. Birincisinde ise hiçbir şüphe yok. Birinci ile ikinci arasında nasıl bir fark var peki? Yalnızca şüpheye dair bir fark mı?

Devam ediyoruz, birincisi kontrayı arttırıyor, virajın içine bakıyor ve riski bir miktar arttırarak da olsa keyifli bir deneyimden çıkıyor, ayrıca virajdan tabii. İkinci akılda ise kayma riski gündemde. Kayma riski yalnızca düşmeyi değil, aynı zamanda bunu engellemek için hiçbir şey yapmayacağından dolayı olacaklara dair de bir gündem oluşuyor. İkincisinin kafası dumanlandı bile. Şimdi kontra yaparsa motor kayabilir, kayarsa diğer şeride kayarak geçecektir. Bu durumda hangi kamyonun altında kalır, ya da hangi uçurumdan uçar bilinmez. Kontrayı arttırmazsa kaymayacak fakat bu sefer de yine diğer şeride geçecek. Diğer şeride kayarak ya da bu şekilde geçecek, kaçış yok. İkinci akıl savaşı kaybetti. Açıkça kendi kendini mağlup etti. Şimdi bir sürücü yok motosiklette. Çünkü motosikleti akıl sürer, eller değil.

Buz üstünde

İnsan öğrenen bir varlık. Buz üstünde dans etmeyi de öğrendi. Oysa ki buz bize pek uygun bir zemin değildi. Fakat uyum sağladık, buza göre hareket etmeyi öğrendik. Buz üstünde ya da motosiklette durabilmeyi (ya da gidebilmeyi) düşünerek öğrenmedi insan. Bedeniyle öğrendi ve öyle uyguladı. Zihnin marifeti değildir bu başarı.

Ne zaman kaybederiz kontrolü? Bu sorunun dehşet verici bir yanıtı var. Gerçekten de öyle, hayatın tamamına yayılmış bir kural bu. Kontrolü kaybettiğimiz an, motosiklet ya da buz üstünde, düşünmeye başladığımız andır.

Düşünebiliyor musunuz?

Yazan baran

2 Yorum

Yorum Yap
  1. Hem teknik kavramların sade dillle anlatılışı hem de yazarın savını-ki bence de cok dogru- ortaya koyuşu cok güzel.Tebrik ederim.

One Ping

  1. Pingback:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Aynalara Bakamamak

Foucault Ekseninde “Cesur Yeni Dünya”