in , ,

‘Düşmek’le Korkutulmak

– Büşra düşersin!

– Düşmem anne..

– Düşersin kızım, kızım düşeceksin. (el eledirler)

(Büşra eli bırakır ve yürüme cesareti gösterir.)

-Düşmüyorum anne bak! (anne hiddetlenir)

-Sen hele bi düş Büşra, hele bi düş!!

Sahne kapanır.

Belki hergün bir yerlerde şahit olduğumuz diyaloglar bunlar. Düşmekle korkutulmak, düşerse üstüne bir de dayak yemekle tehdit edilmek. Görünen o ki toplumumuzda yetişen çocukların çoğu aynı kaderi paylaşıyor. Bizden önceki neslin imtihanı da pek farklı olmasa gerek. Bu toprakların damarlarında hep canlı tutulmuş korku tohumları. Kendi anne babası, olmazsa fatma teyze, abdurrahman bey, durakta otobüs bekleyen adam, hastane koridorundaki müstahdem… Elbirliğiyle bir karabasan gibi çöküyorlar çocukluğun üzerine. Bir gün “büyüdün artık tut bakıyım şunun ucunu”, öteki gün “sen sus sen karışma büyüklerin işine”. Birine kırk gün deli dersen deli olurmuş. Misal; “oğlum senden varya, bi halt olmaz senden” ile “bizim oğlan okumadı sanayiye verdik” arasındaki mesafe. Bir yandan dört gözle büyümesi gelişmesi beklenen çocuk, halk, medeniyet; yine aynı  etkenler tarafından göz hapsine alınıyor, elleri sıkı sıkı tutuluyor, sonra da “haydi uç bakalım!” Haydi uç deyip kanat kesmek. Ah ne büyük trajedi.

Hem şeye benzemiyor mu bu; “XYZ iktidardayken sokaklar hep çöp kokuyordu, ekmek karneyle satılıyordu, musluklardan sular akmıyordu”. Ufacık bir iktidar eleştirisi duyunca gözleri dehşetle açılıp, acıklı sahneleri bugün tekrardan yaşıyormuşcasına anlatanları görüyorum bazen. Ne korkmuşsunuz be çocuklar. Ne korkutulmuşsunuz. Ne korkmuşuz. Rüyalarla amel edilmez derler, ben yine de bir rüyamdan bahsedeyim. Amel etmek şöyle dursun herkes kendi pişmanlıklarına, korktuklarına ve korkularının gerçekliğine şöyle bir baksın, kafi.

Çocukken, köyde çok mutlu zamanlar geçirdiğim, içinde dede babaanne, amca yenge anne hep beraber – geniş aile- piknik yaptığımız, bir kısmı patates ekili, köstebek yuvalı, bir kısmı dereye bakan bol elma-armut ağaçlı bostanımızı gördüm rüyamda. Fakat yıllardır atıl bu bostan, içinde vakit geçiren, gülüp oynayan, yere yatıp gökyüzüne bakan bir çocuk yok, babaanne dede göçmüş, terkedilmiş. Rüya buya, eski başbakanlardan Abdullah Gül arıyor beni devlet adına, “bostanınıza el koyduk, orayı bir gül bahçesi haline getireceğiz” diyor gülerek, iyi bir haber vermiş gibi üstelik. Gül dikeceklermiş yerle bir edip bütün ağaçları.Telefon kapandıktan sonra, aslında şimdi hayatta olmayan muhtar Kadir  amcaya “gördünüz değil mi hep sahipsizlikten bu, gidip gelmemekten, vazgeçmekten” diyerek yakınıyorum. Bostana gidip elimde bir testereyle bütün ağaçları bir çocuk boyu kadar kesiyorum ve öyle bir pişmanlık ve üzüntü kaplıyorki içimi.(kaygı) Kendime çok kızıyorum.(kaygı)” Ben neden hemen itaat ettim, neden hiç düşünmedim.(kaygı) Direnmeliydim ama ben ne yaptım, mecbur hissettim  ve bu ağaçları kestim.!(suçluluk) Buraya gelmelilerdi ve ben izin vermemeliydim! (suçluluk) Neden bu kabullenilmiş çaresizlik”. Bu cümleler uçuşuyor zihnimde ve uyandığımda kan ter içinde buluyorum kendimi. Konuşan rüyalar bunlar.

Tarla benim tarlam, kalp benim kalbim, hayat benim hayatım, seçim benim seçimim. “Ben bunu istedim” ve “ben buna itiraz ediyorum” ya da “hayır, buna hakkın yok” bunları söyleyebilmek benim için ve birçoğumuz için hala zor olabilir fakat  öğreneceğiz. 6580 yaşımıza gelsek de öğreneceğiz bunu. Şunu biliyorum ki dünyaya sürekli travmalar yaşayıp ömür boyu oluşan hasarı onarmaya gelmedik. Rahat bırakalım çocukları. Kendilerini onarmak için sarfedecekleri zamanı ve enerjiyi güzelleşmek ve güzelleştirmek için kullansınlar. Bırakalım bize öfkelenebilsinler. Bunu açığa vursunlar, içe doğru patlayan bir volkana yol açmasın görünmezlik. “buna hakkın yoktu anne, bunu söylememeliydin baba, bana sesini yükseltemezsin sokaktaki her kimse” diyebilsinler. Toprağın bağrına saplanmış korku tohumlarını söküp atalım, yoksa büyüyemeyeceğiz.

Yazan Sana Kuzgun

Müteharrik ve tıraşsız.

Yorumlar

Cevap Yazın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Loading…

0

Comments

comments

İlik Nakli Bekleyen Minik Öykü Arin İçin Animasyon Film Yayınlandı

Şule Çet Davasında Adli Tıptan Rezil Rapor: “Bir Kadın Bir Erkekle Tenhada İçmeyi Kabul Etmişse Cinsel İlişkiye Rıza Göstermiştir”