in

Dilimize Yerleşmiş 10 İstanbul Deyimi

istanbul meyhaneleri

Her biri tarihi olayların ya da halk arasında geçen rivayetlere dayalı bir kısmı İstanbul’u konu alan ve günümüzde pek çok kere kullanılan bu deyimlerin anlamlarını açıklıyoruz.**

1. ÜSKÜDAR’DA SABAH OLDU

Üsküdar’da deniz kıyısındaki Valide Sultan ve Mihrimah Sultan camilerinin müezzinleri, karşı tarafta yaşayan padişaha seslerini duyurabilmek ve ondan ihsan alabilmek, belki saray müezzinliğine yükselebilmek ümidiyle sabah ezanlarını mutlaka Beşiktaş’taki cami müezzinlerinden önce okurlarmış. Bir şeyin zamanını geçirmek, geç kalmak anlamında bugün dahi kullanılmakta olan “Üsküdar’da sabah oldu” deyimi vaktiyle aynı hat üzerinde olmalarına rağmen Üsküdar’ın Beşikta’tan önce okunan sabah ezanlarından kaynaklanmıştır.

 2. MARMARA ÇIRASI GİBİ TUTUŞMAK

Eskiden ocak, soba veya mangalda ateş yakabilmek için çıralar kullanılır, bu çıralar ise çarşılarda tutam halinde satılırdı. Aniden parlayanlar, öfkelenenler için kullanılan bu deyim, sakızlı çam ağaçlarıyla meşhur olan Marmara Adası’ndan toplanan, reçinesi bol olduğu için kolay yanan çıralardan doğmuştur.

3. KABAK BAŞINDA PATLAMAK

Su kabaklarının içleri oyularak şişe gibi kullanıldığı yıllarda, Galata meyhanelerinde içleri şarap dolu kabaklar sıra sıra vitrine dizilir; isteyen külhanbeyi hangi kabağın ipini keserse onu alır ve bitirmeden yerinden kalkmazmış. Meyhaneye yapılan baskınlarda zabıtalar ve bekçiler tarafından mekandaki küpler ve fıçılar devrilir, sıra sıra asılmış şarap kabakları da meyhaneci ve araya giren müşterilerin başında patlatılırmış.

4. DİNGONUN AHIRI

İstanbul’da ulaşım için atlı tramvayların kullanıldığı yıllarda, iki at ile çekilen tramvaylara, dik Şişhane yokuşunu çıkabilmesi için fazladan atlar koşturulurdu. Azapkapı’da tramvaya eklenen takviye atlar, Taksim’de Dingo isimli bir Rum vatandaş tarafından işletilen ahırda dinlendirilir, sonra tekrar Azapkapı’ya götürülürlerdi. Gün içinde sürekli atların girip çıktığı ahırın bu durumu dolayısıyla, girenin çıkanın belli olmadığı yahut her önüne gelenin girip çıkabildiği yerler için bu deyim kullanılmıştır.

5. GOYGOYCULUK YAPMAK

Vaktiyle Muharrem ayında ilahiler okuyarak kapı kapı dolaşıp dilenen tarikat mensubu dilencilere goygoycu adı verilirdi. Bu kişiler, Muharrem ayından iki gün önce Üsküdar’daki tekkelerine giderek şeyhlerinin yanında toplanır ve buradan dörder beşer kişilik gruplar halinde semtlere dağılırlardı. Muharrem’in birinci gününden onuncu gününe kadar sokaklarda ilahiler okuyarak dolaşan goygoycular, gülbank çekerler ve durdukları kapının önünde dua ederlerdi. Günümüde bu deyim gevezelik, boşboğazlık yapmak anlamında kullanılmaktadır.

6. ÇAPULCU

Vaktiyle tulumbacı takımlarına sızmış işsiz güçsüz adamlara çapulcu adı verilirdi. Bunlar zaman içinde birtakım sınavlardan ve denemelerden geçerek takıma alınmlarına rağmen, bazıları ahlak düşkünlüğü sebebiyle yine ilk fırsatta yangın yerinden hırsızlığa kalkışırlar, durum fark edilirse polise teslim edilirler ve o semte bir daha adım atamazlardı.1910’lu yıllarda İstanbul şehreminliği görevini sürdüren Cemil Topuzlu, hatıralarında itfaiye teşkilatındaki aksaklıkları dile getirirken “çapulculuktan” bahsetmektedir.

7. BULGURLU’YA GELİN GİTMEK

Bir işte gereğinden fazla telaş gösterenlere söylene bu deyimin hikayesi şudur; Bulgurlu Köyü, suyu ve havası nedeniyle güzel bir köydür, eskiden beri de pehlivan çıkaran bu köyün delikanlıları güzelliği ile meşhur olmuştur. Bu delikanlılarla evlenmek için civardaki köylerin genç kızları can atarlardı. Dokuz gün festival havasında geçen Bulgurlu’nun düğünleri de pek meşhurdu. Eğer Bulgurlu’dan bir görücü gelip kızı beğenerek nişan taktı mı, kız nişan bozulur korkusuyla çeyizini noksanlarını tamamlaması, bir an evvel nikah kıyılıp Bulgurlu’ya gelin gitmek için annesini, babasını gece gündüz sıkıştırırmış.

8. PÜSKÜLLÜ BELA

II. Mahmud devrinde önce askerler, ardından memurlar için resmi başlık olarak kabul edilen fes, kısa sürede halk arasında da kullanılmaya başlanır. Fesin yaygınlaşmasıyla beraber değişik renk ve biçimlerde, püsküllü ve püskülsüz biçimde modeller ortaya çıkmıştır. Yağmur ve kardan kalıbı bozulan, rüzgarda püskülleri sürekli karışan fesin kullanımı zahmetli ve masraflı bir iştir. Püsküllü bela deyimi bu durumdan esinlenerek ortaya çıkmıştır.

9. BALIK KAVAĞA ÇIKINCA

Karşılıklı noktalarda bulunan Rumeli ve Anadolu Kavağı, çok rüzgarlı ve akıntının kuvvetli olduğu yerlerdir. Buralarda bu yüzden balık tutmak neredeyse imkansızdır. İstanbul’da balığın bol bulunduğu ve dolayısıyla fiyatının düştüğü zamanlarda şehirde tutulan balıkların, Kavaklar’a kadar götürülüp satıldığı görülür. Diğer zamanlarda düşük ücretle balık almak isteyen müşterilere balıkçılar tarafından verilen cevap ise “O sizin dediğiniz ücret balık kavağa çıkınca olur” şeklindedir.

10. İKİ DİRHEM BİR ÇEKİRDEK

Kılık kıyafetleriyle dikkat çeken İstanbul hanımefendileri ve beyefendileri için kullanılan bu tabir, aynı zamanda gösterişten uzak ve giydiğini kendisine yakıştıran anlamlarını da taşır. Deyimde geçen “dirhem” ve “çekirdek” tabirleri kuyumculukta hassas tartılar için kullanılan ağırlık ölçüleridir. O dönemde piyasada en değerli para olan Osmanlı altını, tartıda iki dirhem bir çekirdek gelmektedir. Kılık kıyafet konusunda titiz olan kimselerin piyasada en yüksek değere ve hassas ölçülere sahip altın sikkeyle beraber değerlendirilen bir deyim olmuştur.

**Tercüman, Çile. İstanbul’un 100 deyimi. 2010.

Yorumlar

Cevap Yazın
  1. Bu deyimleri büyüklerimızden çok duymuştum.Yerinde kullanıldığında güzel oluyor..Selamlar ve sevgiler……

  2. Çekirdeğin keçiboynuzu çekirdeği diye duymuştum. Çünkü tüm keçiboynuzu çekirdekleri aynı ağırlıktaymış. Demekki 1 keçiboynuzu çekirdeği 2 dirhem geliyormuş.

    • Normal şartlarda 1 harnup çekirdeği 0.20 santim yani gramın beşte biri ağırlığa sahiptir. Dirhem ise 3.5 gram. Bu haliyle 3.5 + 3.5 + 0.20 = 7.20 gram. Bu da 1 osmanlı altını yapar. Bu 7.20 gram standartı halen cumhurriyet lirasında geçerlidir. ( harnup ibranice olup keçi boynuzu olarak da bilinir. Ve çekirdeği elmas ölçüsü olan KARAT ‘a esas olmuştur)

    • Normal şartlarda 1 harnup çekirdeği 0.20 santim yani gramın beşte biri ağırlığa sahiptir. Dirhem ise 3.5 gram. Bu haliyle 3.5 + 3.5 + 0.20 = 7.20 gram. Bu da 1 osmanlı altını yapar. Bu 7.20 gram standartı halen cumhurriyet lirasında geçerlidir. ( harnup ibranice olup keçi boynuzu olarak da bilinir. Ve çekirdeği elmas ölçüsü olan KARAT ‘a esas olmuştur)

  3. Pek çoğunu bilip yerinde kullanmakla birlikte, bilmediğim veya da kaynağını bilmediğim deyimler de varmış, öğrenmiş oldum. Çok teşekkür ederim.

  4. Keçiboynuzunun kuru çekirdeklerinin ağırlıkları birbirine eşit olduğunu, bu özelliğinden dolayı kuyumculukta tartı birimi olarak kullanıldıpını, kuyumcuya gelen eli yüzü düzgün, iyi giyimli ve saygıdeğer kişiler alışveriş yaparken terazinin kefesine, iki dirhemin yanına bir de çekirdek konduğunu, çekirdeğin ağırlığınca altının armağan sayıldığını okumuştum bir kaynakta.

  5. Teşekkürler çok dullandigim deyimler sır manasında bilerek kullanırım ama bu deyimlerin nasıl oluştuğunu bilmiyordum teşekkürler canım oğlum cem sevgililer

  6. Bu deyimler günümüzde de hala kullanılıyor. Bir, iki tanesinin anlamını bilmiyordum, öğrendim.

  7. Çok sık kullandığımız ve anlamını bilmediğimiz bu deyimlerin açıklamalarını bir kaç kez okuyarak iyice öğrendim.Çok hoşuma gitti..İnsanın geçmiş kültürünü bilmesi çok önemli.Teşekkürler.Devamını da bekleriz🌺

  8. Bu gibi bizlere mal olmuş Deyimlere yer verilmesinden dolayı kutlarım devamı dileklerimle saygılar sunarım

  9. Altı kaval üstü şeşhane
    İki ayrı tüfek tipinin alt ve üst kısımları toplanarak yeniden imal edilmiş şekli. Detayları unuttum.

  10. Tebrik etmek yetmez. Can’ı gönülden teşekkür ederim. Bilgilendim , öğrenince keyiflendim , beğendim ve sizleri alkışladım. Harikasınız.

  11. Enteresan, birçok deyimleri Daha önce de duymuştum ama ( o fiyatlar baliklar kavaga çiktiginda olur) bu deyimi ilkdefa duyuyorum. Güzel sohbet konulari. Kolay gelsin.

  12. Gerçekten bayıldım hala kullandığımız bu deyimlerin doğru kaynağını öğrendim çook sevindim etrafıma da öğreteceğim

  13. İstanbul’un yerlisi olarak hepsini biliyordum. Ama tekrar hikayelerini okumak beni o günlere kadar götürdü. Bu güzel paylaşım için teşekkürler.

  14. Hepside birbirinden guzel,bazilarini duymustum fakat nereden ve nasil meydana geldigini hic bilmiyordum.Cok tesekkur ederim.

  15. Günümüzde hemen hepsini kullaniyoruz aslinda..ve anlamlarını da bildiğimi öğrenmiş oldum..sadece iki dirhem bir çekirdek deyimini yanlış biliyormuşum sayenizde öğrenmiş oldum..teşekkürler..ah güzel Istanbul ( du) bir zamanlar..

  16. Günümüzde hemen hepsini kullaniyoruz aslinda..ve anlamlarını da bildiğimi öğrenmiş oldum..sadece iki dirhem bir çekirdek deyimini yanlış biliyormuşum sayenizde öğrenmiş oldum..teşekkürler..ah güzel Istanbul ( du) bir zamanlar..

  17. Vaktiyle tulumbacı takımlarına sızmış işsiz güçsüz adamlara çapulcu adı verilirdi. Bunlar zaman içinde birtakım sınavlardan ve denemelerden geçerek takıma alınmlarına rağmen, bazıları ahlak düşkünlüğü sebebiyle yine ilk fırsatta yangın yerinden hırsızlığa kalkışırlar, durum fark edilirse polise teslim edilirler ve o semte bir daha adım atamazlardı.
    AHLAK DUSKUNLUGU MU AHLAK DUSUKLUGU MU?

  18. Cok guzel hep kullandiğimiz bu deyimlerin anlamini ögrenmek,cok aydinlatici yine yeni yazilarinizi bekliyoruz sevgiler.

  19. Geçmişte yaşanarak oluşmuş bu deyimleri bilerek
    Kullanmak bazen sayfalarla anlatılmayacak
    görgü ve bilgileri taşıyor. Sağolun, teşekkürler..

One Ping

  1. Pingback:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Loading…

0

Comments

comments

Ne düşünüyorsun?

1 puan
Upvote Downvote

Yetişkin Hastalıklarına Yakalanan Çocuklar

Fransa Milli Takımı’nın Horozu