in

“Çürümelisin Ingrid Çünkü Dönem Çürümüş” Carl Drayer, ORDET

Şimdiye kadar izlediğim filmler arasında tiyatral gerginliği en üst düzeyde oluşturmuş filmlerden biri oluşu ve ezber bozması nedeniyle, Ordet hep yeniden yeniden hatırlayacağım bir film.

Doğumun, deliliğin, dinin, ölümün, aşkın, çocukluğun, varoluşun bir evin salonunda üstelik de didaktik birer kavram olarak değil, güçlü bir aksiyon ekseninde güçlü bir biçimde sorgulandığı nadir bulunan türde bir film Ordet. O salon tam bir tiyatro sahnesinin aksiyonuna sahip. İçerde doğurmakta olan bir kadın, dışarıda dualarıyla inancını sınayan bir kayınpeder, başka bir odadan doğuran kadının geleceği ile ilgili kehanetlerde bulunan kendini Hz. İsa zanneden başka bir oğul, deli, doğuran kadının odasına girip çıkan aşık koca, içeride haberleri beklenilen doktor, ara ara salona gelip, amcasına annesi ile ilgili sorular soran (amcasının peygamber olduğuna ve ölse bile annesini yeniden diriltebileceğine inanan tek kişi) annesinin durumunu merak eden bir çocuk, evin işlerini gören bir hizmetçi… Az sonra rahibin de gelişiyle tam bir hayat yani…

Ingrid (gelin) inançlı. Eşi Mikkel (büyük oğul) inançsız ancak iyi bir insan. Ingrid, iyi bir insan olmanın inançlı olmaktan çok daha değerli olduğuna, kocasının da bir gün mutlaka inanacağına inanıyor. Kayınpeder Peter, yaşamdan mutluluktan umuttan yana olan bir dünya dinine, yaşam dinine inanıyor. Doğum, kutlama, bayram olduğu… Dinin teşekkür, şükür tarafında. Küçük oğul Anders’in  aşık olduğu Anne adlı kızın ailesi ise günahtan, tövbeden yalvar yakarı ve göz yaşından oluşan bir ölüm dinine inanıyor. Dinin yas, ayin, tören öbür dünya ve cenazeden oluşan yanına… Aynı dinin kolları. Bu ötekilik yüzünden kızını Anders’e vermiyor baba ve eve gelen Anders’in babasına inancını değiştirmesi, gerçeği görmesi konusunda baskı yapıyor. Filmin kilit sahnesi burası. İki yaşlı adamın bir kız isteme sahnesi atmosferinde dinin ne olduğunu tartışmaları sonucu, çıkan kavga ile birbirlerini bir daha görmemek üzere ayaklandıkları sırada gelen, gelinin riskli doğumunu haber veren telefon… Doğum, aşk ve ölüm odağında dinin ne olduğu üzerine epey bir düşünmemizi istiyor yönetmen…

İçerdeki doğum-ölüm yaşam kavgası son bulmuş, cenaze salonda tabutun içindedir artık, merkezdedir. Haberleri duyulan bir yaşam değil birebir yaşanılan bir yaşamla yüz yüzedir ev halkı. Huzurlu bir sessizlik vardır. Kaybolan Johannes geri gelir. “Tanrı’ya dua etseydiniz o sizi dinlerdi. İçinizden hiç kimsenin aklından Tanrı’dan İnger’i geri istemek geçmedi.” Der.  Peter de “Johannes şimdi de Tanrı’ya küfrediyorsun” der. Johannes, “Hayır, asıl siz ilgisiz inancınızla Tanrı’ya küfrediyorsunuz. İlgisiz inancınız yüzünden o öldü. Hiçbiriniz onun geri dönmesini istediniz mi? Ama sen bunu başarabilirsin küçük kız…”

Çocuk, bozulmamış saf sevgi ve inanç, imkânsızı öğrenmemiş hayal gücüdür. Yetişkinler gibi “Hayır, hayır olmaz, bu mümkün değil” i, çaresizliği öğrenmemiş bu yüzden de umut etmeyi istemeyi unutmamış kişidir çocuk. Yaşam önünde istekler, arzular, hayaller güzelliklerle dolu, sınırlandırılmamış bir sonsuzluktur… Film çocukluk ve inanç ilişkisi konusunda da çok önemli şeyler söylüyor. Çocuk amcasına inanan ve onu seven tek kişi. Korkmadan sarılan, öpen, acımadan, üzülmeden, dolaysız seven tek kişi. Bu sevgi Johannesi’i iyileştiriyor. Bilim ve din otoritelerinin yapamadığı şeyi yapıyor; ölüyü diriltiyor. Bu filmin günümüzde hala sarsıcı olmasının nedeni bu. Sevgi insanı, insanlığı kurtaracak olan. Tek başına bilim değil. Din değil. Sevgisiz inancın, sevgisiz bilimin işe yaramadığını gösteriyor tekrar tekrar ölüp dirilen (sanki lütfen inancınızı tekrar gözden geçirin der gibi) kadın imgesi ile. Yeniden dirilmesinin de Anne ve Anders’in kavuşmalarından sonra olması da pekiştirici. Hiç kimseyi inancından dolayı ötekileştirmediğimiz zaman yaşamı kazanacağız der gibi.

İçerde bir öldü, bir dirildi diye haberleri gelen doğum sahnesi, yaşlı adamın neredeyse elle tutulur bir hale gelen inanç sınavı gibi güçlü işlenmiş… Sonunda seyirciyi sarsan da artık gerçekten iyice ölmüş olduğuna iyice inandığımız bir sırada (dinin ve bilimin dışında) kadının yeniden dirilmesi. Elbette ki bu dirilme metoforik, imgesel. Ancak mümkün değil diyemeyiz. İşte mümküne inanma noktasını bize bir yaşam alanı olarak bırakmış yönetmen. Umut alanı olarak. umudu, hayal kurmayı gönülden istemeyi, seni bir şekle kalıba sokmak isteyen her şeye rağmen hiç unutma.üzerine kilitler de vursalar ruh zengin ve özgürdür. Tıpkı çocuklar ve delilerde olduğu gibi.

Tam da bilimin, dinin yerlerini yeniden gözden geçirmeleri gereğini duyduğumuz şu günlerde yeniden hatırlanması gereken bir film Ordet.

Anne ve Anders’in sonunda kavuşması, bir ölünün başında yaşanan mutluluk. Biten bir mutluluğun yanı başında başlayan mutluluğa seyirci olarak pek de yeterince sevinemeyişimiz… Burukluk…

Mikkel ağladığı zaman babanın yaşadığı sevinç; çok şükür gözyaşları geldi. Maddesel bir dünyanın, görülebilir nenliği bilinen bir dünyanın daha az ürkütücü oluşu… Acının somutlanışının aynı zamanda iyileşme oluşu…

Johannes: Duyun beni ölüler

Rahip: Delilik bu

Johannes: Hayat kurtarmayı istemek delilik mi?”

Sık sık artık mucizelerin olmadığı bir çağ olduğu söyleniyor. Mucize Johannes’in iyileşmesi oluyor. Ingrid’in dirilmesi. Varlığımızın kendisi bir mucize vurgusu… Doktor rahip çatışması bilim din çatışması.

Niçin Söz?

Ingrid canlanır canlanmaz soruyor: “Çocuk yaşıyor mu?”

“Evet evde Tanrı ile yaşıyor.”

İngrid doğuracağı erkek çocuk ölmüş olsa bile, dirilerek, kayınpederine karısının yasına dayanamayacak gibi görünen kendi oğlunu bağışlamış olur.  Böylece kayınpederine verdiği (eğer o söz bizim Türkçe’de kullandığımız aynı zamanda “söz vermek” anlamındaki söz ise) sözü yine de tutmuş olur. (Anders ile Anne’nin evliliğine izin verirse erkek çocuk doğuracağına söz vermişti) Yönetmenin filmine ad olarak seçtiği Söz’ü aynı zamanda dua olarak da algılayabiliriz.

Sadece “kelime” anlamındaki söz ise, Johannes’in bana ölüyü diriltebileceğim kelimeleri söyle…” cümlesi ile ilişkilidir ki burada da sözün gücüne, belki dolaylı olarak duyuşun, sanatın gücüne, vurgu yapılmış olabilir…

Yazan Tersla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Varoluş Sancısına Bir Doz Kuantum Fiziği

Felaket