in , ,

Koronavirüs Günlerinde Bir Salgın Hikayesi: Fareli Köyün Kavalcısı

Corona Feleketi Gelecekte Nasıl Anlatılacak?

Grimm Kardeşler, Çocuk ve Aile Masalları’yla dünya kültürüne büyük katkı sağlayarak Alman ve Avrupa kültür tarihinin en önemli şahsiyetleri arasında saygın yerlerini aldılar. Hem yazılı, hem de sözlü kaynaklardan yararlanmak suretiyle toplam 200’ün üzerinde masal derlediler.

Bu edebi macera onlar için başta bir oyun, bir heves gibi başlasa da sonrasında bir göreve dönüşür ve ağızdan ağıza dolaşan masalları yazılı olarak dünya kültürüne kazandırırlar.

Peki farklı toplumlarda masalların yüzlerce yıl boyunca dilden dile aktarılarak günümüze kadar ulaşması için ne olmuş olabilir? Acaba tüm bu süreçlerin altında yaşanmış gerçek bir felaket aramamız gerekiyor olabilir mi? Yoksa bu eski anlatıları; gerçeklikten kopuk mitolojik veya masalsı öyküler olarak mı kabul edeceğiz? Ya da şöyle soralım: Günümüzde yaşanmakta olan ‘Koronavirüsün yol açtığı felaket’ gelecekte varoluşunu hazırlayan koşullardan bağımsız olarak mı anlatılacak?

Peki hiç düşündünüz mü? Ünlü ‘Fareli Köyün Kavalcısı’ masalının arkasındaki esas neden farelerden insanlara geçen veba hastalığı ve bu hastalıktan etkilenen çocuklar olabilir mi?

Gelin bu yazımızda, hem felaketlerin yaşandığı ‘fareli köy Hameln’i anlamaya çalışalım hem de bu masalın hikâyesine biraz daha yakından bakalım. 

Yıl 1284… Günümüz Almanyası’nda bulunan Hameln şehrindeyiz, Ortaçağ’da… O zamanlar her şehir ya da bölge başındaki bir kral tarafından yönetiliyor.

İşte böyle bir dönemde oldukça fazla sorunla boğuşan Hameln’in başı, aynı zamanda farelerle de dertte. Açlık ve salgın hastalık tehlikesi Hamelnliler için büyük bir sorun. Böyle bir zamanda çaresiz Hameln’e serin bir gece yarısı, renkli giysiler içerisinde, elinde kavalı ile ilginç biri gelmiş. Zor bir görevi yerine getirmek için yola çıkmış bu yabancı; şehri jardon da denilen büyük farelerin istilasından kurtarmak istiyormuş, kurtarmış da…

Hamelnliler, başlangıçta kaval çalan bu tuhaf yabancıya soğuk davranmışlar. Hatta ondan korkmuş ve çekinmişler. O zamanlar mesleği fare avcılığı olan birinin statüsünü hayal etmeye çalışın, kuşkusuz bu yabancı, halk arasında küçümsenmiş. Sırları hiçbir zaman tam olarak çözülemeyen bu hikayeye göre; halkı ürperten şeyler anlatan bu garip adam elindeki gizemli kavalıyla kenti farelerden kurtarmış ancak bunun bir kasabaya bir bedeli varmış: Farelerle birlikte çocuklar da ortadan kaybolmuş.

Düşünelim, oldukça tuhaf görünümlü biri ansızın kente çıkageliyor. Tabi o zamanlar ne televizyon var ne de bilgisayar. Herkesin birbirini tanıdığı küçük bir şehre, kırk yılın başında çıkıp gelen yabancılardan biri herkesin dikkatini üzerine topluyor. Bu adam sadece kavalıyla değil, rengârenk kıyafetleriyle de halkı şaşırtıyor ve dikkatleri üzerine çekiyor. Araştırmacılar bunun özel hazırlanmış bir elbise olduğunu belirtiyorlar. Neticede ünlü Kavalcı’nın giydiği kıyafet çok ilgi çekici ve o dönemlerde pek de eşine rastlanılmayan bir elbise. Belki de sadece bu nedenle, küçük şehrin insanlarının çok dikkatini çekiyor ve insanlar onun özel bir gücünün olduğuna inanıp, ondan ürküyorlar.

Günümüzde bile fare ile kötülüğün ilintisine inanan insanlar vardır Hameln’de.

Hameln Yıl 2020, yaklaşık 700 yıl sonra bile bilim insanları gizemli kavalcının izlerini sürmekteler. Geçmişte yarattığı karmaşalar ile Fareli Köyün Kavalcısı kentte derin izler bırakmış, Hatta Hameln’in tüm dünya tarafından tanınmasına yol açmış.

Öğrendiğim kadarıyla bütün dünyada şimdiye dek bu kadar ilgi gören, yüzyıllar sonra bile bir daha ve bir daha yorumlanan, farklı şekillerde devamlı gündeme gelen başka bir masal ya da hikâye yok. Birçok uzman, bu konuda ortak düşünüyor.

 

Masalımızın geçtiği Hameln, Weser Nehri’nin kıyısında küçük bir yerleşim yeridir. İlk bakışta sıradan bir yer izlenimi verebilir ama biraz daha derine inildiğinde dünyaca ünlü onlarca masalın köy ile ilişkilendiğini hemen anlayabiliriz. Oysa çok masumca başlamıştır bu hikâye, fare avcısı, şehir yöneticilerinin önüne çıkar ve şehri farelerden kurtarabileceğini iddia eder. Üstelik sadece kavalının sesiyle fareleri peşine takarak bunu yapabileceğini söyler.

Şehrin ileri gelenleri fareleri yok etmeyi başarırsa ona iyi bir ücret ödeyecekleri sözünü verirler. Ancak Kavalcı ona vadedilen parayı alamaz. Parasını alamayan Kavalcı bari intikamımı alayım diyerek sinsi bir planla Hameln sokaklarına geri döner. Hüneriyle sihirli kavalını çalarak kentin çocuklarını dönüşü olmayan bir geziye götürür. O günden sonra çocuklardan ve kavalcıdan kimse haber alamaz.

O zamana kadar hep yükselişe geçen ve zengin bir kent olan Hameln, çocukların gidişiyle birlikte geleceğini kaybeder.

Hameln halkı çocukların kayboluşundan bir sihirbazı ya da şeytanı sorumlu tutmaya başlar. Günümüzde bile fare ile kötülüğün ilintisine inanan insanlar vardır Hameln’de. Hikayenin enteresan boyutlarından biri ise, Kavalcı çocukları peşine takıp Calvarien Dağı’na doğru götürdüğünde, onların ebeveynlerinin hepsinin kilisede bir ayinde oluşu ve olup bitenden hiç haberdar olmayışlarıdır! Bu belki de yetişkinlerin veba hastalığı bulaşmış çocuklarından kurtulmalarına dini bir anlam kılıf uydurmaları anlamına geliyor olabilir. O çocuklardan kasaba halkının nasıl “kurtulduğu” hala tartışmalıdır.

Grimm Kardeşler‘in yazıya döktüğü bu halk masalına göre; Calvarien Dağı’ndan geçen çocuklar, önlerinde sihirli kavalıyla onları bilinmezliğe taşıyan Fareli Köyün Kavalcısı ile kocaman ve karanlık bir ormana dalarak, ağaçlarının altından geçerek kaybolup gitmişler ve o günden sonra onlardan bir daha haber alınamamıştır.

Grimm Kardeşler‘in yazdığı Fareli Köyün Kavalcısı masalının sonu böyle. Gelin birlikte masala ev sahipliği yapan Hameln şehrine ve bu masalın gerçeklikle ne derece örtüştüğüne biraz daha yakından bakalım.

Acaba Hameln’deki çocuklar veba salgını nedeniyle kaybolmuş olabilirler mi?

Aradan tam 300 yıl geçtikten sonra, 1622’de Frankfurt’ta bir gazete bu olayı haberleştirir. Gazetenin yazarları haberi tabii ki ellerinden geldiğince süsleyerek anlatır. Farelerin istila ettiği Hameln ve kaybolan çocuklar bir giz perdesi arkasında mistik bir şekilde anlatılır. Bir süre sonra bütün bu olup bitenleri bilim insanları araştırmaya başlar. Araştırmacılar Ortaçağ Avrupası’nı kasıp kavuran, ve neredeyse kıtadaki insan nüfusunun yarısını öldüren, farelerden insanlara geçen veba ile ilişkilendirmeye başlarlar masalı.

Acaba bu masalın arkasındaki esas neden farelerden insanlara geçen veba hastalığı ve hastalanan çocuklar olabilir mi? Öyleyse hem fareli köy Hameln’i anlamaya çalışalım hem de bu masalın hikâyesini biraz daha araştıralım.

Yüzlerce yıl önce, yaşanan bu veba salgını zamanında insanlar birden artık görülmez olurlar, ölüm gelip çatmıştır ve hayatta kalanlar veba üzerine konuşmazlarmış. Çünkü o dönemin batıl inançlarına göre veba üzerinde konuşursan veba gelir seni bulurmuş. Asla ve asla ne kelimenin kendisinden ne de veba hastalığından, bilhassa ölenlerden hiç bahsedilmezmiş.

Kışkırtıcı sorularımızı burada sormamız gerekiyor artık. Acaba Hameln’deki çocuklar veba salgını nedeniyle kaybolmuş olabilirler mi? Bu bakış açısına göre acaba gizemli kavalcı, kenti istila eden veba hastalığının bir simgesi olabilir mi? Önce çocukları hasta eden ve aileleri korku içinde bırakan bir salgının masalsı anlatımı olabilir mi tüm bunlar?

Belki de şehrin ileri gelenleri bu kötü salgın hastalık haberinin etrafa yayılmasını istemediler. Kimbilir, belki de bu onların ticari hayatlarının sonu anlamına gelebilirdi. Tabi bunun hiçbir ispatı yok.

Kent sosyolojisi açısından bakıldığında; şehirlerin hızla büyümesi fareler açısından hastalığı yaymak anlamında verimli bir ortam oluşturmaktaydı ve hızla üremelerini sağlayan bu kaotik dönemler, neden sonuç açısından olayları ilişkilendirmekte zorluk yaşayan kent ahalisinin aleyhine bir durum oluşturmaktaydı.

Şehir duvarlarının içerisindeki evler bitişik olarak yan yana dururlardı. Buna rağmen ev biçimleri tahmin edildiği kadar ilkel değildi. Ortaçağ Avrupası yapıları sanıldığı gibi basit değildir. Evler çok katlı, düzenli ve iyi işlenmiş evlerdi. İyi yaşam kalitesi sunan yapılardı bunlar. Evlerin içi temizdi ancak sokaklar için aynı şeyi söyleyemeyiz.

Gerçek şu ki; Weser Nehri’nin kıyısında bulunan Hameln Şehri farelerle dolmuştu. Ortaçağ doktorlarının bilmediği şey farelerin tehlikeli veba hastalığının taşıyıcısı olmalarıydı. Sokaklarda artan çöpler farelerin daha hızlı üremelerien olanak sağlıyor ve hastalık böylece çok hızlı ve kolay bir biçimde yayılıyordu.

Gözünüzün görebildiği her yerde farelerin olduğunu, korkusuzca etrafta gezinmekte olduklarını düşünmek yaklaşan felaketi anlamamıza yardımcı olabilir.

Tarih korkunç olaylarla doludur. Kocaman fareler hiç duraksamadan insanların yemeklerini yemişler, hastalık getirmişler ve işler çığrından çıktığında insanlar için tek bir çözüm yolu kalmış: Fareleri yok etmek.

Bütün çabalarına rağmen araştırmacılar şehrin arşivinde Kavallı fare avcısının şehre geldiğine dair herhangi bir ispat bulamamıştır. Fareli köy Hameln’i önemli bir değirmen şehri olarak nitelendiren belgeler bulunmuştur. Bu belgelere göre Hameln’de yapılan ana iş ‘değirmen taşı’ üretimiymiş. Bunlar Weser Nehri üzerinden kayıklarla uzak yerlere taşınırmış. Yanı sıra tahılların ezilerek un haline getirilmesiyle de şehir iyi paralar kazanıyormuş.

Düşünsenize dolu dolu tahıl ambarlarını! Masallara, hikâyelere ne kadar uygun bir dekor olurlar, değil mi?

Ve işte Kuzey Almanya’da bulunan Hameln Kasabası farelerin yok edilmesi ve çocukların kaybolması ile ünlü masal yazarları Grimm Kardeşler’in anlatımlarıyla tek bir hikâye halini alır.

Kimbilir ya da kimse bilemez; Koronavirüsü gelecekte nasıl anlatılır, nasıl anlaşılır…

5 Yorum

Cevap Yazın
    • Döneminde Grimmler, büyüklere masallar olarak çıkarırlar kitaplarını. Doğruluğunu bilemeyiz ama anlatıları yorumlayabiliriz. Bir çok sebep var böyle düşünmek için.

  1. İster Yurtdışı, isterse ülkemizde insanlar yine hırslarına büründükleri için. Tüm felaketler yaşanmıyormu..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

140journos’tan Koronavirüs Videosu: Bildiğimiz Dünyanın Sonu

Balkon: Kapısı Evrene Açılan Odalar