in

“Bir Novella”: Yaşamak- Bir Çaba, Hüseyin Kıran

         Yeryüzünün yüzüne karşı, bir şarjör mermi boşaltmıyorsa bir yazar, hiçbir iş yapmıyor demektir.

Önceleri okumuş olduğum “Resul” ve “Dağ Yolunda Karanlık Birikiyor” adlı romanlarının yanında, şimdi de yeni yayımlanan kısa hikayesi “Yaşamak-Bir Çaba” adlı anlatısıyla okurlarının karşısına çıktı Hüseyin Kıran. Hemen alıp okumak da farz oldu haliyle. Kendisi romancı olmadığını iddia etse de, haddime mi bilemiyorum ama  yazımda farklı üslupla kaleme aldığı, son derece güçlü hikayeleriyle bu yazarımızdan bahsedeyim istedim.

Öncelikle, hemen hemen tüm söyleşilerinde ısrarla modernist olduğunun altını çizer Hüseyin Kıran. Alegorik düzlemde Hüseyin Kıran’ın kitapları, insana yönelik bir müdahaledir, insanı sarsar. Zaten bu amacını kendisi de gizlemez, birçok yerde ifade eder. Düşünce dünyamızda var olan genele dair düşünceleri ters yüz eder. Metinlerinde hep bir farkındalık vardır. Resul’de işkence gören birinin dünyası üzerinden iktidarın dilini anlatır, Dağ Yolunda Karanlık Birikiyor’da insanın gücü ele geçirdiğinde, nasıl adım adım muktedirleşebileceğini anlatır. İnsanın en büyük trajedisini gözler önüne serer: dünyada olmak. Ve bunun farkında olmak. Sıkışmışlık ve bu durumdan kurtulamamak. İnsanın en derinlerindeki yüzleşmesini anlatır.

Yaşamak-Bir Çaba / Anlatı

Bu anlatısında, “kendine ait bir ada” arayışında olan birini anlatıyor Hüseyin Kıran. İsimsiz anlatıcısının gözünden anlattığı bu kısa hikâyesinde; ıssız ve yabanıl doğada ilerleyen, ilerlerken de temel ihtiyaçları olarak beslenme ve sonunda yaşamak için bir yer bulma çabası peşinde koşan, hiçbir zaman da ulaşılamayacak olan ama bu arayışın da hiç tükenmeyeceği bir yaşamın peşindedir yarattığı karakterle Hüseyin Kıran. Yürümek, bir amaç diyor. Çünkü yaşamın kendisi adım adım alınan bir yoldan başka bir şey değildir. Yürümek, bir yere varmak, o yerle tamamlanıp bir bütünün içinde var olmak- ya da yok olmak- mümkün mü, diye de düşünmeye sevk ediyor bizi aynı zamanda.

“Yeryüzünde hiçbir şeyin yeri yok. Oradan oraya yürümelerim, gezinmeler, bir yerde ayakta dikilerek sonsuza kadar durma kalma, kendini sabitleme ve artık oraya ait olma, oranın olma, oranın ayrılmaz parçası olma denemelerimin hepsi boşa çıktı. Yürümek sanıldığı gibi bir hedefe ulaşmaya yaramıyor. Nitekim bunun için bir hedefinin olması, senin kendine bir hedef oluşturman ve artık orayı varılacak bir hedef haline getirmen değil, bu hedefin, hedef olarak adlandırılan yerin seni çağırması, istemesi, kendine çekmesi ve eğer ulaşılabilirse artık bir hedef olmaktan çıkması ve seni kendi parçası kılarak yerleşeceğin yer olması, yerin olması, senin yerinin orası olması gerekiyor.” (s,7)

Yalın ve vurucu bir anlatı olmasının dışında, aynı zamanda okurunu düşünmeye de zorlayan bir metin. Yürümeye başlayarak yabanın içinde ilerleyen karakterinin temelde aradığı şey nedir?

“Kendimi ait ve parçası hissedeceğim yeri bulamadım. Ama nedir ki burası? Neden arıyorum burayı? Bu müşkül anda, en çok da bu müşkül anda biliyorum. Bir beden nerede kendini bütünüyle iyi ve uyumlu hissederse orada yanıltılamaz hisseder.”(s,17)

Kitapta roman boyunca yabanıl doğada ilerleyen karakter,  hareketli ve hareketsiz besinleri takip eder, su ve et arayışında olur, koyaklarda yol alır, orada-burada uyur, uyanır, doğayla sürekli bir mücadele içinde olur, kafatası parçalar,  bir hayvan tarafından ısırılır, güvenlik gerekçesiyle kimi zaman ağaç üzerinde, kimi zaman bir nehirde saatlerce kalır, dayanamaz, beceremez, düşünür ve sonunda da bir barınağa sığınmak zorunda kalır. Ama bu yürümekten vazgeçmek ya da yenilmek anlamına da gelmez.

“Uzun ve zorlu yürümelerimin sonunda ait olduğumu hissedeceğim herhangi bir kutlu yerle karşılaşmadığım gibi, buna yaklaştığıma dair herhangi bir emare de görmemiştim… Peki, yürümekten vaz mı geçiyordum? Öyle olsa bile yürümenin amacından vazgeçmiş değildim.”(s,36)

“Yaşamak- Bir Çaba, sonra yaşamak, adım, adım… Ve devamında yürümek, bir amaç… Yaşamak bir çaba…“ gibi net olan keskin ifadeler aracılığıyla bu döngüselliğe bir süreklilik katıyor yazar, bu durum metne bir canlılık da kazandırıyor.  Yürümek, çaba, amaç, yaşamak…

Romanda karakterin yaraladığı çocuk üzerinden, ölüme dair beğendiğim cümlesini de buraya eklemeden geçmeyeyim.

“Ölmüş olmasını tercih ederdim elbette; ölüm en büyük sadeleşme eylemidir. O kadar sadeleştirir ki öleni, silik bir anıya indirgenmiş olurdu. “(s,46)

Her şeye rağmen bu hayat yolunda devam demeyi bize anlatan bu kitabı okumanızı önemle tavsiye ederim.

Son söz olarak, kısa bir alıntısını yaptığım, aşağıda linkini bırakacağım yazarın bu röportajını da okumanızı isterim.

“… Dışarıda kabul görmeyeceğimiz yanlarımızı, parçalarımızı ne yapıyoruz? Yok ediyoruz. İçimizde bir yere gömüyoruz. Ama onlar yok olmuyor. Beckett’in, “aslında herkes deli doğar” diyerek kastettiği şey aslında biraz da bu. Herkes henüz o formu almadan, formatlanmadan, o genel kabulleri henüz bilmeden, itkileriyle, tepkileriyle, içgüdüleriyle, kendi yabanın doğasıyla doğuyor. Büyüme sürecinde, bir bütün olarak bütün kurumlar, toplumsal kurumlar dediğimiz her şey bu alana hizmet ediyor. Aileden başlıyor. Okulla devam ediyor. Şimdi artık medya da girdi işin içine. Neyi hissetmemiz, neyi düşünmemiz gerektiğine, neyin olabilir, kabul edilebilir olduğuna ilişkin bu genel algıda, bunun karşıtı olarak birbirimize yükleyerek bunu sürdürüyoruz. Mesela, senin yüzde otuzun ya da benim yüzde otuzum yok. Ya da hiç ortaya çıkmamış. Hiç konuşulmamış. Ve biz bu yüzde otuzun, atıyorum tabii bu rakamı, yüzde otuzun yüzde on beşini kendimiz bile bilmiyoruz. Oraya hiç dokunmuyoruz. Yani hiç ilişki kurmuyoruz. Ama bu var. “İçimde katledilmiş bir varlığın izlerini buluyorum” diyor yine Beckett, o da buraya bir atıf. Yani kendi kendimizin içinde bir şeyleri öldürerek, ancak var olabiliyoruz. Toplumsal ortam böyle bir şey gibi geliyor bana. Böyle görünüyor. Dolayısıyla bu kapalı alana, bu karanlık alana biraz el atmaya çalışıyorum. Tabii gücüm ve yeteneğim oranında. Ve bu alana biraz ışık tutmaya çalışıyorum. Öyle söyleyeyim. Yaptığım işin özeti bu.”(1)

Kaynak:  1- http://www.edebiyathaber.net/huseyin-kiranla-soylesi-                                                                      2- Hüseyin Kıran, Yaşamak – Bir Çaba, Yapı Kredi Yayınları, 2018, 56 sayfa

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Loading…

0

Comments

comments

Ünlü Tablolar ve “Mashup”ları

Errrkeklerin Kırılgan Egolarını İncitmeden Başarılı Olma Rehberi