in ,

Bir Hakikat Arayışı: Sokrates

Atina’nın Antik döneminde yaşamını sürdürmüş aykırı bir filozof olan Sokrates, pazar yerlerinde önemli kişilerin karşısına çıkıp onlara yaşamın içindeki manayı aratır. “Sorgulanmayan hayat yaşamaya değmez,” der ve insanlara neden tekdüze bir yaşam sürdüklerini, neden bazı şeyleri daha önemli kıldıklarını veya birtakım düşüncelere ciddiyetle yaklaşırken öteki tarafa neden yüzlerini döndüklerini sormaktadır. Atina’ya adeta sorgu meleği gibi düşen, insanların zihnini açan biridir Sokrates.

İnsanların, hakikati arayıp da bulması adına önderlik etti. Onlara hazır cevaplar sunmaktansa kendilerinin soru sormasını istedi. Ve bendini bir nevi ebe olarak gördü. Çünkü bugün aklımızda “İnsan zihni doğuştan boş bir levhadır,” diyen John Locke varken, öteki tarafta ise “Öğretmen, öğrencisine bir şey öğretmez ancak onun aklında var olan bilgileri gün ışığına çıkarır. Çünkü bilgiler aklımızda doğuştan vardır,” diyen Sokrates durur.

Önemli olduğunu düşündüğü bir kişiye erdemin, cesaretin, para kazanmanın vs. onun için ne anlam ifade ettiğini sual ederdi. Elbette ki bir zaman sonra bu sorgulayışlar insanları bıktırır hale getirdi. Sokrates’in hedefi buydu: İnsanları sorguya davet etmek!

Bir tarafta her zaman “hakikat”in var olduğuna inandı. Akıl ve mantık ile ulaşılan bir hakikat. Öteki taraf ise “kanaat.” O, felsefi düşünüşün salt hakikatin yanında olmasını ve kanaate dayalı yargıların karşısında durmasını bildi.

Sokrates düşünce metoduna gelecek olursak, Sokrates’in pazar yerindeki konuşmaları sırasında değerlendirdiği zihinsel süzgeçten geçmiş durumu, diyebiliriz. Buradaki amaç, dogmatik, kalıp düşünceleri sorgulayıp insanları hakikat arayışına çıkarmaktı. Örneğin “Çok gezen bilir,” gibi kalıp bir ifadeyi merkeze koyalım. Sokratik metod, “İstisnai durumlar söz konusu mudur?” diye sorgular. Kısaca bu durumun doğruluğunu saptamaya çalışır.

Sokrates, bilimsel olanı yaşamımıza uyguladı. Onu yegane kılan da bu katkısıdır. Bir hakikat adamı Sokrates…

Yazan Mahmut Yıldırım

11.03.1996 yılında İstanbul’da doğdu.

Yeditepe Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı öğrencisidir.

Edebiyatın esrarengiz tadını aldıkça içinde kayboldu. Onu kendinde çifte kavurdu adeta. Kendini aramak, bulmak, içinde biriken ne varsa duruşu ve kalemiyle boşlukları doldurmak istedi. 2015 yılından beri öykü ve söyleşi yazarlığı yapmaktadır.

Günler geçiyor birer birer. O ise bu zamanda elinden kalemini, gönlünden edebiyat ve yazma sevgisini düşürmeyecek.

Öyküleri: Edebiyatist, Son Gemi, Halk Edebiyatı, Uçsuz, Sinada, Telmih, Üç Mevsim, Lâ, Âh, Mahfel, Havvas, Tahrir, Acemi, Rıhtım, Yazı-Yorum, Çamlık gibi birçok dergide yayımlandı ve yayımlanmaya devam edecek.

35 Yorum

Cevap Yazın
  1. Sezar’ a demokrasiyi anlatırken “Hepimiz bir arada ne kadar salak isek, demokrasi de o kadar salak olur” demiştir. Severdik kendisini. Demokrasiyi savunurdu, sonu demokrasi yüzünden oldu.

  2. “Ben insanlara ogretmem, sadece düşünmeleeini sağlayabilirim” demiş Sokrat. Siz de bizi bu çalışmanızda düşunmeye sevkettiniz.Emeğinize sağlık.

  3. Güzel bakış açılarıyla anlatılmış ayrıntılı ve güzel bir deneme olmuş. Çok keyifli bir okuma, emeğinize sağlık…

  4. Edebiyat ve felsefe böylesi güzel bir yüreğe sahip biri tarafından yazılınca ,o duyguyu o samimiyeti hissetmek de kaçınılmaz oluyor. Güçlü,akıcı ve bilgi dolu bir yazı bütünü olmuş. Mürekkebin bereketlensin

  5. İşin içine felsefe girince, daha bir güzeldir edebiyat. Kalemine sağlık, kaliteli bir metin olmuş…

  6. Değerli Yazar Mahmut Yıldırım’ı gittiği ve ürettiği her yerde zevkle ve yeni ne söylecek? çocuk merakıyla izliyorum. Üretimlerinizin devamını diliyorum hocam. Kaleminiz durmasın

  7. Sokratesin kişinin kendisini ve kendi seçimleriyle mutluluk dahil onu kendi doğrularına getirebilecek sorgulamayı yapmasını teşvik eden davranışları onun felsefeden çok hayatın içindeki pratikten hareket ettiğinin göstergesidir. Sevgili Mahmut sen yazında onun pazar yerlerini gezerken bunu yaptığını anlatıyorken, onu o zamanın Atina’sında günün kıyafetiyle elinde sepeti ayağında pabuçları konuşa konuşa dediğin gibi nerdeyse karşısındakilerin canını sıkarcasına soru arkasına soru ile ısrarla yaşam biçim ve seçimlerinde neden aratmakta ısrar ettiğini görür gibi oldum.Ve sonunda karşısındakinin artık eski halinden tam memnun olmayacak bir şekilde soru işaretleri bırakacak kafa karışıklığı yaratmayı başardığını da… Bu yolculuk için sana teşekkür ederim. O yazının değil sözün sualin insanıydı ve bunu yazacak olanlara aktarmayı da çok iyi bildi, senin burada bizlere sunduğun gibi. Kalemine sağlık. Üretimin daim olsun. Tebrikler

  8. Yazılarını okumaktan hep keyif aldım içimdeki arayış ateşini tekrardan canlandırdığın için teşekkürler hayatın anlamını aramak ve her seferinde yeni şeyler öğrenmek çok güzel

  9. Yazı için teşekkürler…
    Evet bir yandan öğrenme yoktur hatırlama/ anemnesis vardır diyen sokrates , diğer yanda dediginiz gibi tabula rasa metaforu ile zihnimizi tertemiz bir hard disk gören locke …ve ve ve sokrates in rasyonalizmi ile locke” un empirisizmini kaynatıp eleştiriciliği / kritisizmi soframıza boca eden kant …
    Sokrates devasa boyutta bir ahlak filozofuydu ve ne diyordu ? ” ti esti ? ” bu nedir ? Sokrates in demirbaş sorusu .yalnız ben af buyurun sokrates ‘ in başarısını öğrencisini platonda görüyorum. Arz edeyim efendim :
    zaten bizler sokrates i platon un diyaloglarından öğreniyoruz değil mi neyse sokrates büyük bir ahlak filozofu idi aynı zamanda bilgi ya da ruh senesiydi kendi deyimiyle . Muazzam… Işte ilk sistem filozofunuz platon ‘ un mutfağındaki malzeme listesine göz atalım:
    1 ölçek sokrates ‘ in ahlak kavramları
    2. Parmenides in bir/ değişmezlik varlık öğretisi
    3. Herakleitos un değişim/ panta rhei öğretisi…
    Epistemoloji mucidi platon hocası sokrates ‘ in ahlaki kavramlarını aldı yani erdemleri diyelim( adalet cömertlik iyilik vs.) Sonra parmenides ‘ in hareket yoktur her şey birden gelir gibi holistik yaklaşımını aldı ve ikisini bir havanda öğüttü. Ortaya hafif acı soslu idealar kuramı cıktı: sabit değişmeyen içinde idealar , erdemlerle dolu asıl gerçek, değişmez evren …
    Hemen ardından herakleitos ‘ un varlık yoktur ; olus vardır ve her şey değişime tabidir mitosunu alıp geçinenler yani kopyalar nesneler dünyasını diğer yana koydu … idealara dünyasının yansımasından nesneler dünyası….ve bizler hep o odalara dünyasından pay alarak bu dünyaya geldik .ornegin sen kötü biri isen iyi ideasindan pay almamışsın demektir /meteksis … idealar hiyerarşisinin zirvesinde iyi ideası varken ,tahtını ele geçiren idea 1 oldu .platon un ömrünün son demlerinde mistik matematikçiler yani pytagoras kulübünün etkisine girmesine bağlayabiliriz bunu . Böyleyken böyle efendim işte sonra platon un öğrencisi aristoteles zamanla biyografilerden uzaklaşıyor işte sokrates ve platonun ruh göçü, ruhun ölmezliği vs. E bir de yıllarca akademia da en gözde öğretmen aristoteles e okulun yönetimi verilmeyince haliyle aristoteles de ufaktan kırgınlık da olabilir
    Çenem düştü kusura bakmayın 🤭 bu kadar büyük bir ahlak filozofunun köleliğe hiç değişmemesi hatta bir diyalogda gittiği evde evsahibinin ” gel sokrates kolem az evvel kalktı ” diyerek ona yer göstermesi ve sokrates in de oraya oturması çok ilginç. Buna cevap da işte köleliğin doğal sayılması o dönem vs deniyor da e sokrates normal olan pek çok şeyi anormal görmesi mi , bu yüzden de idam edilmedi mi ? Aristoteles en azından ” öldüğümde kolem azad edilsin” diyor ,o da ayrı bir konu … sonuçta hakim bir sınıf var vs. Sofistlerle olan kapışmaları da ayrı bir mevzu …
    Tekrar teşekkürler yazınız için efendim

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Anday Yirminci Yüzyılı Yaşadı Mı Yaşamadı Mı?

Zygmunt Bauman: AŞK. KORKU. Ve NETWORK. (1/2)