in

Bir Döngü Hikayesi

Neredeyse yüz senedir bu bölgedeydi. Şimdi yukarıdan gördüğü şu sokak bir zaman önce tarım arazisiyken, hatta ondan daha da önce geniş bir alan zeytinlikken buraya gelmiş olmalıydı.

Sokağı gören yüzlerce gözü ve buna bağlı zihinleri aynı anda tek bir şeye odaklandı, sonra bunun yakından geçen bir insan-çocuk olduğunu anlayıp tekrar yüzlerce farklı düşünce ve görüşe dağıldılar.

Yolculukları sırasında istemeden oluşturduğu bu klan bireyleri kendisinin kopyaları olduğu için her bir kopyanın düşüncesini hissediyor, gözlerini kapatsa bile etrafı onların gözlerinden görüyor oluşu tehlike anlarında adaptif olsa da genel olarak yorucuydu.

Klan kalabalıktı. Ama kendisi neye ihtiyaç duysa hepsi aynı ihtiyacı hissediyor, nereye gitmek istese onlar da aynı isteği duyup peşinden geliyorlardı. Böyle bir kalabalığın tek bir zihin gibi davranması aslında yalnızlığın ta kendisi olmalıydı. Şimdi de her bir birey insanla iletişim kurmayı istiyordu. Bir şaka gibi hepsi onun bu iletişim için neler yapabileceğine odaklanmış, hayatlarının en büyük amacı olarak benimsemişlerdi. Şimdi hepsi insanla konuşabilecekleri zamanı bekliyorlardı.

İnsanlar zihinsel olarak yüksek varlıklar olsa da hem çevrelerine, hem kendi türüne karşı zararlı bir ırktı. Bu  yüz yılda çeşitli insan dostları olmuş; O insan dillerini anlasa da insanların algı yetersizlikleri yüzünden aralarında tam bir iletişim kurmak için etkili bir yöntem bulmayı keşfetmek kendisine düşüyordu.

Onların dilini anlayabiliyordu. Yapması gereken sadece bu sesleri çıkarabilmek. Aklında yakın bir tarihte duyduğu… Bir dakika; yoksa yakın değil miydi? Yaptığı yolculuklar yüzünden etrafında geçen zaman öyle karmaşık bir hal almıştı ki tam zamanı kestirebilmesi imkansızdı. Bazen insanların çıkardığı türden melodik sesleri ezberliyor ve bu sesleri çıkararak onlara ulaşabileceğini düşünüyordu. Çünkü etrafta dolanırken bir çok farklı insan yuvasından aynı anda aynı melodik seslerin geldiğini deneyimlemişti bir çok kez. Şimdi bir daha denemeliydi. İçinden tekrar etti:

– Ben gene sanaaa vuuurguuun… Ben gene sanaaa vuuurguuun heey…

Ama bu sesi çıkartmak o kadar kolay değildi işte:

– Ge..NGeergh! SkAA..Naarg! VGuur..NGuurgh!

Birden bir insan-kadın elinde bazı yiyeceklerle kendisinin bulunduğu yöne bakan kapıda belirdi.

– AAy! GitBePis! Bu ne böyle Sertaaaç!..

Oradan acilen ayrılmalıydı. İnsan-kadın geldiği yönden başa sarılan bir filmde olduğu gibi geriye doğru bir kaç adım attı. Havada bir Marlboroman belirdi ve kayboldu. Aniden gece oldu. Bir tavuk kahkaha atar gibi IH-ıh-ıh-ıh dedi. Ve yine gündüz. Yedi deniz anası milyonlarca yıl öncesinden bir anlığına şimdi içinde oluşan katmandan süzülerek geçtiler. Yüzlerce karga bir anda sola baktı. Sonra gözden kaybolup bir çatıda belirdiler. Çevredeki her varlık birkaç saniye için ortak bilince bağlandı. Ama sonra unutup normal birey hallerine geri döndüler. Böylece kendi varlığını o zaman-mekandan sildi ve karşılaştığı o insandan ūç saniye öncesine dönüp uzaklaşmayı seçti. Yine de eskiden bu yok oluşlarda zaman kaymaları yaşanmıyordu. Şimdiyse konsantrasyonu o kadar zayıftı ki o anı bükerken bölgedeki birkaç zaman dilimi aynı anda var oluyor, her defasında daha da yaşlandığını hissediyordu.

Başlangıca dönme zamanının geldiğini anladı. Tüm konsantrasyonunu toplayıp geçmişe, klanın ilk üyesine ulaşmak üzere zeytinliğe geri dönmeliydi.

Sokakta birkaç kişi toplanmış, az önceki karmaşada görebildikleri kadarıyla bazı şeylere şahit olanlar, yerdeki jöleye dönmüş dev deniz anası parçasına hayretle bakıyor, onu dürterek birbirlerine hararetle bir şeyler anlatıyordu.

Tüm dikkatini şimdiye odakladı. Zihninin varlıklar için tanımlamalarını serbest bıraktı. Her şey şimdide vuku buluyordu ve hiç bir şeyin tanımını bilmediği bir zeka içine doluyordu şimdi. Bu ortak tek bilinci kullanarak aklında sokağın önceki görüntülerini üst üste yığmaya başladı. Bir defterin sayfaları gibi görüntüler üst üste kendisine görünürken gerçekte de sokağın üzerine bu katmanlar havadan düşer gibi geçiriliyor ve yeni bazı fenomenler gerçekleşiyordu.

Sokakta bir insan-erkek onun kaybolup etrafta rastgele tekrar belirmelerine hayretle bakarken sessizce silindi. Oyuncak bir ayı koşarak caddenin bir tarafından diğer tarafına geçti, peşinden bir kedi sitenin çalılıklarına atlayıp kayboldu. Site bir inşaata dönüşürken Turgut Özal kahverengi 84 model bir Mercedes’te yan koltuktaki eşine; “Semra şu kaseti koy da havamızı bulalım”. diyerek mahalleden geçti. Bir basket sahası dolu ördek yumurtladı. Robot bir kol park halindeki bir araca saldırdı. Bir kadının gözü kafası kadar büyüdü. Göz kırptı ve hep birlikte yok oldular. Elinde kemerle bakan çocuğa doğru bir adam “Oğlum Bak Git!” dedi. Gece oldu. Yerdeki lagar kapakları açıldı ve siyah sis gibi insanımsılar deliklerden sokağa tırmandılar. Bir insanımsı parlayan gözleriyle yandaki binayı süzdükten sonra dört ayak üzerinde çevik ve hızlı hareketlerle içeri daldı. Bir çekirge sürüsü ağaçlara saldırırken binalar yok olmuş, asfalt silinmiş ve işte tarlalar gözüküyordu. Ve yine gündüz. Tek tük evlerde bağıran birkaç köpek sesiyle ağaçlar belirginleşirken bir taşın üstüne tünemiş halde kendi gençliğini gördü. Başladığı yere geri dönmüş, tıpkı bir önceki nesil ona ulaştığında hatırladığı andaki gibi gemişteki kendisine ulaşmıştı. Zihinleri birleştikçe genç karganın algılayışı giderek arttı ve bildiği tüm varoluş bilgisi ona aktarıldı. Buraya ve kendi gençliğine özlemle baktı.

Yeni zaman bükücü yaşama hazırdı. Benliğinin bir kopyası ile İnsanla iletişim kurma isteği de artık genç karganın göreviydi. Klan kopyaları kendi bulundukları tarihlerde birer potansiyele dönüşerek bu tarihte yok olduklarından etrafa sessizlik hakimdi. Huzur içinde ölümünü beklemeye koyuldu.

Birden yeşil bir otobüs belirdi. Otobüs; BEŞ…YÜZ…TE…TUZ…LA…CEVİZLİBAĞ…Dedi. Yanan bir çalı bir insan-erkeğe bazı şeyler söyledi. Hızlıca beş kez uygarlık yükseldi ve beş tufanla son buldu. Bin sümüklüböcek toprağın üstüne çıktı, sonra kazarak geri indiler. Anlaşılan eski bedeni ölmüş, güç yeniden kendisine, yani genç haline geçmişti.

İçindeki istekle bir insan aramak üzere havalandı ve gözden kayboldu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Varoluşun Gölgeli Yanı: Mutsuz Olmak

Bumerang